Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde çok ilginç şeyler oluyor. Eğitim alanında insanı şaşırtan şeyler gelişiyor. İlk başta ben de inanamadım ama araştırınca göğsüm kabardı. Bunca kötülüğün ve alametifarikanın içinde, insanın başını kaldıran böylesi gelişmeler şüphesiz hepimizi sevindiriyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde gelişen vahşet üstü felsefik, sosyolojik ve geleceğe dair eğitim modelleri, gelecek yıl kendisini ilk 50 üniversite içine kesin sokacaktır. Başarı dileklerimi bu vesile ile iletmiş olayım.
Şuan Türkiye’de hiçbir şey olmuyor diyenlere ben şahsen bu üniversitede gelişen umut verici şeyleri önlerine koyarım! Diyemezsiniz öyle derim… Keşke hepimiz bu üniversiteden mezun olsaydı dedirtecek gelişmeler ne peki?
Hangisini sıralayalım ki arkadaş! Adeta Harvard, adeta Oxford!
Ama en önemlisini söyleyelim: Üniversite içinde bir bina, düğün ve balo salonu yapılmış. Yani üniversitede düğün salonu açılmış. İnanın eğitimde bu bir nirvanadır! Ötesi varsa ortaya koysun iddiasını. Gerçi bir ara Munzur Üniversitesi de iyi atağa geçmişti. Asker gözetleme kulelerini kampus köşelerine koymuştu. Ama cida, granî ve çepık’ın üniversite eğitimine dokunduğu o tarihsel ve fantastik anı düşünün! Ders mersi geç, ortaya çıkıp en iyi figürü yapan, en iyi puanı da alır; vizeyi de finali de geçer. Yüksek lisans için Bismilli Zeko ve Eminê Erbani danışma kurulunda olur… Daha onlarca fikir sunabiliriz. Peki bu kadar mı? değil değil…
Sayıştay raporuna göre, Cumhuriyet Üniversitesi’ne Hazine tarafından tahsis edilen üç yerin de, simitçi ve kafelere usulsüz biçimde kiraya verildiği ortaya çıkmış. Hazine’nin üniversiteye tahsis ettiği diğer mekânlar da Simit Sarayı, Moda Cafe ve Smundo Kafe’ye gibi yerlere kiraya verilmiş.
Sonuna kadar desteklemek lazım bu durumu. Bu üniversiteyi desteklemek lazım çünkü kendileri de verdikleri eğitimden bir xêr görmüyor. Artık ticaretten kendimizi kurtaralım demişler. Şuan Türkiye’de yüz üniversite varsa 97’si kampüsteki binalarını cafe falan yapsın. Çok daha hayra geçer. Îca eğitimmiş, tew lê nurê…
***
Geçenlerde Savunma Bakanı H. Akar BBC’ye konuştu. Kaşıkçı cinayeti hakkında, TR’nin tavrı hakkında söylediklerine kendisi de inandı mı bilmiyorum ama esas ilgimi çeken başka bir sorunun cevabı oldu.
Muhabir sormuş: “Türkiye’nin Batı’dan kopmakta olduğuna dair yorumlara ne diyorsunuz?”
Esas batı bizi kaybetti, onlar kim ya dememiş! Şöyle cevaplamış:
“Bu yorumların nedenini anlamıyorum. Bazı ülkelerle sorunlarımız var. Ama bunlar sadece Batılı ülkeler değil, doğu ülkeleriyle de sorunlarımız var. Bu sorunları müzakere ederek ortak çözümler bulmaya çalışıyoruz. Ama öte yandan bazı konular da var ki biz Batı’dan uzaklaşmıyoruz ama Batı bizi itiyor.”
Nasıl cevap ama? Nedenini bilmiyorum demiş. Sadece batı ile değil, her tarafla sorunumuz var demiş. Aaa! Olur mu öyle şey yaw? Sıfır sorunu olan tek ülkesiniz. Aranızda TR’nin herhangi bir ülke ile ters düştüğünü gören var mı? Tam tersine hep demokrasi-müzakere içinde olduğunu bilmeyen kaldı mı? Batı bizi itiyora ne demeli? Lal oldum resmen. Tek cümle ile ontolojik yıkıntılara gark etti bizi…
***
“Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Hacice Başkalane, eşinin cezaevinde, annesinin ise ağır tümör hastası olması nedeniyle 3 yaşındaki küçük oğlu Siyabend’i cezaevi koşullarında büyütmeye çalışıyor. Çocuğuyla birlikte tutuklu Hacice Başkalane, gardiyanların 3 yaşındaki çocuğunun bez bebeğine el koyduğunu iletti.”
Ajansa düşen bu haber “Gardiyanlar 3 yaşındaki çocuğun bez bebeğine el koydu” başlığı ile verilmiş. Bu başlık ve içeriğe bakarak insan makul iki cümle edecek gücü bulamıyor kendinde. Zindanlar o kadar çığırından çıkmış ki her şey ama her şeyi artık kendi inisiyatifinde görüyorlar. Bu gardiyan ve cezaevi yönetimini de kutlamak lazım. El koydukları bezden ötürü umarım ödül de almışlardır. Çocuk bezi bu! Sen gel üç kıtada kılıç sallamakla, dünya ülkelerine savaş açmakla ve daha akla hayale gelmeyecek onlarca şeyle övün soluğu da Siyabend’in bezinde al… Ne muazzam bir denklem değil mi!