Yazın sıcaklığı ne zaman başlasa, burnumda bir yeşil nok (nohut) kokusu belirir. Babamı gördüğüm en son gün avuçladığı bir demet yeşil nohut ve onun elinde kalan kokusu... Birkaç arkadaşla geçtiğimiz yaz başlangıcında yine bir yeşil nohut muhabbeti ortasında Zeynep ana beliriverdi oturduğumuz mekanın merdivenlerinde. Elinde bir poşetten bir demet noku elime iliştirdi. Zeynep (Tanrıverdi) ana babamın kokusuyla yanımdaydı. Bir önceki yaz yaptığımız sohbetlerden Zeynep ana yeşil nohut sevgimi bir yerlere kaydetmiş, bir sonraki yaza yetiştirerek gelmişti yanıma. Zeynep ananın bahçesine yolculuğum bu tarihten sonra başladı. Onu sırtında yapılan ameliyatlardan kalan ağrıları hafiflediğinde her eylem ve etkinlikte görmek mümkün. Sohbetlerinde özlemleri biriktirir, yoldaştır, kimi yerde annedir, kimi yerde bir abla sıcaklığında.

Zeynep ana ile nohut üzerinden başlayan yolculuğumuz, mevsim, ay değiştikçe onun elinde getirdiği siping (yemlik), ribes, çiriş otu, asma yaprağı, ay çiçeği, alıç, yeşil ceviz reçeline dönüştü... Bütün bunları kendisi yetiştiriyor. Evinin önünde bulunan küçük bahçesine Kürdistan dağlarının birçok tadını taşımış Zeynep ana, bahçesinden bahsederken adeta bir çocuğundan bahseder gibi. 


Sıtkı’ya özlem…

Yıllar önce yerleştiği bu evde, yanından dağlara uzanan kardeşi Sıtkı’ya… Genç yaşta kaybettiği annesi, babasına ve özlemini çektiği Kürdistan coğrafyasını toprakla buluşturmuş. Ülkeye giden dost, aile fertlerinden yabani otların tohumları, ülke toprağı, ağaç fidesi işte bu özlemle birlikte yavaş yavaş toplamaya başlamış. Anne babasını genç yaşta kaybeden Zeynep ana geride kalan kardeşlerine hem anne hem de baba olmuştu. Sıtkı anne bildiği Zeynep ananın yanından özgürlük dağlarına uzandıktan sonra, kendisine hem ana hem yoldaş olan ablasının yüreğinde kaygı ve özlemi biriktiriyordu. Sağlık sorunları nedeniyle çoğu zamanını evinde geçirmek zorunda kalan Zeynep ana, çiçeklerini ve bahçesinde yetiştirdiği meyveleriyle o günlerde konuşmayı öğrendi. Sıtkı’ya özlemini, annesine ağıdını o bahçede artık yakıyordu. Yetişen her bir çiçek ve meyve artık, kardeşti, anneydi, Kürdistan’dı. 

Toprak, doğa Elbistan’dan Amanos dağlarına ve oradan Paris’e uzanan yaşam yolculuğunda Zeynep ananın özgürlük tutkusunun karşılığıydı. „Kendimi burada adeta bir kafeste hissediyorum. Sağlığım ve yaşam koşullarım el verseydi eminim ki o özgürlük kokan dağların arasında olmak isterdim“ diye iç geçirmesi hep bundandır. Okuduğu kitaplardan öğrendikleri, özlem duydukları, yanından yöresinden geçtiği yoldaşlarından sohbetlerinden ona kalan tatlar ve kokuları böylelikle evinin etrafında biriktirdi. 


Her bir çiçek…

Toprağa iliştirdiği her tohum bazen kaybettikleri oldu. Geçtiğimiz yıllarda tanıdığı birçok yoldaşının şahadet haberini alırken onlardan biri de kardeşi Sıtkı’ydı. Her biri için bir çiçek, bir meyve açtı Zeynep ananın bahçesinde. Bundandır bahçesinden bahsederken bazen gözleri buğulanır, bazen derin bir iç çeker, çünkü o bahçe artık onun Kürdistan’ı, Sıtkısı, Rojbin’i, Sakinesi, Leylası ve Paris’ten özgürlük alanlarına uzanan her bir yoldaşıdır aynı zamanda. 

Bahçesine katıldığı Çarşamba nöbet eylemlerini, Önderliğinin özgürleşmesi için yapılan etkinliklerin, katıldığı gecelerin, Kürt kadınlarını temsilen Fransız kadın örgütleriyle kendi semtinde yürüttüğü kadın çalışmalarını anlatmayı ihmal etmez. O bahçede yetişen her bir bitki ve ağaçta onun yaşam yolculuğunun renkleri bir çiçeğe, bir meyveye dönüşür.


Özlem ve kardeş aile…

Şimdilerde göz pınarlarına yerleştirdiği hüznünün adı Cizre, Şırnak, Nusaybin’den saldırılardan geriye kalan ailelerin yoklukları. Onlardan birini kardeş aile seçti. Sıtkı’nın yattığı mezarın yanı başındaydı onlar. Onlar artık kardeş aile olmanın ötesinde Sıtkı’ya özlemiydi, mezarına götüremediği çiçekti. Onlarla yaptığı her telefon konuşması sonrasında, dolaştığı bahçesinde artık onlarda vardı. Özgür bir Kürdistan uğruna kaybedilenler, umutlar, özlemler, Zeynep ananın dokunuşlarıyla, güllere, meyveler ve onlarca bitkiye can veriyordu. İçte kalmış bir ah, babamın elinin kokusu olarak benimle buluştuğu gibi, birçok dost, yoldaş ve arkadaşın yüreğine yolculuk yapmaya devam ediyor Paris’in bir banliyösündeki küçük bir bahçeden... 


SELMA AKKAYA