Siyaset tıkandığında, insan da tıkanıyor. Tıkanınca çıkış yolları her türde kapanıyor, kapanınca da kapanan yollar dışında yol aranıyor ama iş işten geçmiş oluyor.

İnsan bu durumla ilkokul yıllarında tanışır. Eğer, bilhassa yazılı sınava iyi çalışmadıysanız, bütün sorular karşınıza çıkmaz yol gibi çıkar. Yanınızdaki arkadaşınıza bakarsınız, olmadı öndekilerin kağıtlarına, çaktırmadığınızı zannederek arkadaki arkadaşınızın sınav kağıdına boynunuz tutulacak derecede dönersiniz, olmadı kitaptan kopya çekmeye uğraşırsınız ama bir ses kulağınıza “Çabalama kaptan, ben gidemem…” demektedir.

Başkan olmak isteyen cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bilhassa 7 Haziran seçimlerini kaybettiğinden beri bu durumu yaşıyor. Referanduma 7 hafta kaldı ama istatistikler pek değişmiyor, “HAYIR”cılar ciddi bir şekilde önde gidiyor. Diyeceksiniz ki, Erdoğan böyle durumlara alışıktır ve trafolara kedi sokarak bunu da becerir. “HAYIR”, bu kez öyle değil, çünkü yüzde 10 barajını geçemeyen partilerin oylarını kendilerine aktarma şansları yok. Sevgili Celal Başlangıç geçen hafta Artı Gerçek Gazetesi’nde çok açık bir şekilde yazmıştı, bütün muhalifler olarak sandık başlarından ıslak imzalı tutanakları aldığımızda oyları değiştirme şansı sıfıra yakın, yapsalar da itirazlar kabul görmek zorunda.

Sanırım Erdoğan bu yarı anayasa değişikliği döneminde sıkıştığı kadar hiç sıkışmadı. Her türlü sözüm ona siyaseti yapmaya çalışıyor, denedikleri olmayınca saçmalıkları da artıyor. İlk olarak referandumda “HAYIR” oyu verecekleri PKK’li, terörist yaptı. Baktı olmuyor, “Hepsi de terörist değildir canım…” dedi. Oradan da ciddi tepki geldi, bu kez yapacağının en sonuncusunu yaptı ve “CHP ve HDP’li arkadaşlardan da oy bekliyorum…” diyerek, esasında bu seçimde ne kadar zavallı bir duruma düştüğünü kendisi ortaya koydu.

Bunların yanında darbe girişiminden beri Erdoğan’ın ağzına sakız olmuş bir tümce var: “Halkımız idam isterse, meclis de bunu onaylarsa, ben de imzalarım…” 2008 yılında Fethullah Gülen beraat ettiğinde, herkes Türkiye’ye gelmesini beklerken, ben Erdoğan iktidarda olduğu sürece gelemeyeceğini, hatta dava bile açarak bunu engelleyeceğini yazmıştım. Bana pek inanmadılar ama yaşadıklarımız ortada.

Erdoğan bu idam olayını tekrar ortaya attı, çünkü darbe girişimine karşın Gülen’in gönderilmesini istemiyor. Darbe öncesi gelmesini istemedi, çünkü Gülen bir dini liderdi ve gelirse karizma anlamında Erdoğan’ın önüne geçecekti. Bu Erdoğan’ın kaldıracağı bişey değil.

Şimdi istememesinin nedeniyse farklı, darbe sonrası Gülen bir anlamda prestij kaybetti, hala destekleyenler olabilir, bizim ya da devletin bilmedikleri olabilir ama eskisi gibi olmadığını çok iyi biliyoruz. Gülen iade edilirse Erdoğan’ın hep oynadığı –hatta bana göre de Gülen’den öğrendiği- mağdur durumunu oynamaya başlayacak ve tekrar yavaş yavaş da olsa prestij kazanmaya başlayacaktır.

İkinci bir neden, Gülen’in mahkemede konuşması, söyleyeceği her tümce Türk siyasi tarihini alt üst edecektir. Her tümce Erdoğan’ın prestijinin kaybına neden olacaktır, çünkü beraber yapılan işler kalem kalem ortaya konacaktır. İşte Erdoğan’ın darbe sonrası idamı öne sürmesinin nedeni, yurt dışındaki kişilerin gelmesini önlemektir.

Sonunda baktı ki referandum çok kötü gidiyor, idamı da referanduma sunmayı önerdi. Bunu yapacağından ya da yapabileceğinden değil, “HAYIR” diyecek MHP ve ülkücüleri bu referandumda yanına çekmektir amacı. Bunu başarabilir mi, yine “HAYIR”, çünkü bu referandum Erdoğan için “HAYIR”lı geçmeyeceğinden, referandum sonrası idam yasasının meclise getirilme ve oylanma şansı yok. Referandumdan “HAYIR” çıktığında Erdoğan eskisi gibi rahatsız olan AKP’li vekilleri tehdit edemeyecek ve referandum için 330 vekil bulunamayacak.

Ben yine de olma olasılığı olmayan idam referandumu için “HAYIR” diyeceğimi açıklamak istiyorum, çünkü ben her türlü idama karşıyım, bu Recep Tayyip Erdoğan için bile olsa…