
'KCK Basın Davası'nın 9'uncu duruşması dün Silivri'deki İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. 32'si tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı davaya dün eklenen iki gazeteciyle sayı 33'ü tutuklu 46 gazeteciye çıktı. Dünkü duruşma savunma avukatlarının Kürtçe tercüman talebiyle başladı. Avukat Sinan Zincir, anadilde savunmayı düzenleyen kanun değişikliği ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 202. maddesine eklenen dördüncü fıkraya dayanarak Kürtçe savunma talebinde bulundu. Zincir, "Kanun değişikliğine kadar biz avukatlar olarak tercümanlık yaptık, oysa asli görevimiz savunma yapmak olmalı. Kürtler Kürtçe konuştukça barış iklimi daha da çok geliyor, ayrım kalkıyor. Önümüz bahardır. Barışın kokusunu almaya başladık. Barışın baharda geleceğine inanıyoruz" dedi.
Av. Sinan Zincir, iddianamenin okunup biteceğini düşündükleri 8 Şubat Cuma günü yargılanan gazetecilerin taleplerini kendi anadillerinde gerçekleştirmeleri için söz almayacaklarını belirterek, "Cuma günü talep günü olacak. O gün biz avukatlar konuşmak istemiyoruz. Kürt Enstitüsü'nden gelecek tercümanlarla müvekkillerimizin konuşmasını istiyoruz” dedi.
Cuma günü için talep
Zincir’in sözlerini yarıda kesen Mahkeme Başkanı Ali Alçık ise Kürtçe savunma talebiyle ilgili olarak, "Esas hakkında mütalaa verildikten sonra sanıklar ancak savunmalarını yapabilirler. Ama değerlendireceğiz tabii" diyerek, Kürtçe savunma talebinin daha sonra değerlendirileceğini açıkladı.
46'ya yükseldi
Duruşmada ayrıca kimlik yoklamasının ardından Mahkeme Başkanı Ali Alçık davada tutuklu bulunan sanık Haydar Tekin hakkında Amed'de açılmış olan ve iddianamesi okunan başka bir davanın, hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle bu dava ile birleştirildiğini açıkladı. Alçık, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ve henüz iddianamesi okunmayan başka bir davanın da yine fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle kendi davaları ile birleştirildiğini hatırlattı. Alçık, bu davada da Mikail Barut'un tutuklu, İsmet Kayhan'ın da hakkında yakalama kararı bulunduğunu kaydetti. Böylece davada yargılananların sayısı 33’ü tutuklu 46 kişiye yükseldi.
İddianameyi okumaya devam
Duruşmaya, TRT muhabirlerinin iddianamenin 406’ncı sayfasından itibaren okunmaya başlanması ile devam edildi. İddianamede Özgür Gündem gazetesi eski editörü Sibel Güler’e ait bölümlerde, Güler’in yurtdışına giriş-çıkışları ile YRD basın konferansına katıldığı yönünde çıkarsamalara yer verildi. Azadiya Welat Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Emin Yıldırım’a ait okunan bölümlerde ise Yıldırım’ın Roj TV’ye telefon ile bağlanarak haber aktarması ve telefon görüşmeleri suç delili olarak sunuldu. Yine Azadiya Welat eski Genel Yayın Yönetmeni Vedat Kurşun’un tutuklu bulunduğu dönemlerde kendisine diş macunu ve fırçası gönderilmesinin "örgütsel işleyiş"i gösterdiğinin iddia edilmesi dikkat çekti. Öte yandan iddianamede Federal Kürdistan Bölgesi için “Federal Kürt Devleti” denildiği görüldü.
İddianamede yer aldığı söylenen ancak dosyada yer almayan DİHA Muhabiri Çağdaş Kaplan'a ait olduğu iddia edilen fotoğraf dosyaya konuldu. Ancak Konya’nın Kandil kasabası tabelası önünde zafer işareti yapan şahsın DİHA Muhabiri Kaplan olmadığı görüldü. İddianamenin 538'inci sayfaya kadar okunması ardından duruşmaya bugün sabah devam edilmek üzere ara verildi.
Basın örgütleri oradaydı
Duruşmayı tutuklu gazetecilerin ailelerin yanı sıra, BDP milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü, Hasip Kaplan, Sebahat Tuncel, İstanbul bağımsız milletvekili Levent Tüzel, CHP milletvekilleri Melda Onur, Veli Ağbaba ve İlhan Cihaner ile Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) Başkanı Ercan İpekçi, Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ve Gazetecilere Özgürlük Plaftormu (GÖP) temsilcileri de izledi.
Duruşmayı izlemeye gelenlerin araçları jandarma tarafından aramalardan geçirildi. Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) aracında bulunan "Zindanlar boşalsın, gazetecilere özgürlük", "Gerçeğin peşindeyiz, teslim olmayacağız" pankartlarına jandarma tarafından el konuldu.
DİHA/İSTANBUL
Davanın kronolojisi
'KCK Basın Davası', 20 Aralık 2011'de, İstanbul Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı ile Özgür Gündem Gazetesi, DİHA'nın tüm büroları, Demokratik Modernite Dergisi ile Etkin Haber Ajansı ve Fırat Dağıtım'ın bürolarına 'KCK' adı altında yapılan baskınla başladı. Operasyonda 36 gazeteci 'örgüt üyesi' ve 'örgüt yöneticisi' suçlamalarıyla tutuklandı. 10 Eylül 2012'de başlayan davada dört gazeteci tahliye edildi. İddianamede "Devletin imajını bozacak haberler", "Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler", "örgütsel gazetecilik/normal gazetecilik", "örgütsel haber yapmak" gibi ifadeler yer aldı.
KCK basın davasının 12 Eylül 2012 tarihli duruşmasında Mahkeme Başkanı Ali Alçık, sanıkların meramlarını anlatacak şekilde Türkçe bildikleri ve Lozan'ın sadece azınlıkların hakları ile ilgili olduğu, Kürtlerin ise azınlık değil, bu ülkenin asli unsuru olduğu gerekçesiyle Kürtçe savunma taleplerinin reddine karar vermişti.
Duruşmalarda "Türkçe konuşacak varsa ona söz verelim" beyanı, mahkeme heyetinin izleyiciler ile ilgili suç duyurusunda bulunma kararı, avukatların duruşma salonunu terk etmesi, açlık grevindeki gazetecilerin tartaklanması gibi olaylar yaşandı.
Siz kaybedersiniz biz de kaybederiz
Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Arne Könik, Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) Sözcüsü Recep Yaşar duruşmaya verilen arada adliye önünde açıklamalarda bulundu.
Platform olarak meslektaşlarının davalarını izlemeye devam ettiklerini söyleyen Yaşar, "Türkiye, gazetecileri tutuklama utancından kurtarılmalıdır" dedi. Cuma günü görülecek ara karar duruşmasında tutuklu gazetecilerin savunmalarında herhangi bir sorun yaşanmamasını umduklarını söyleyen Yaşar, şöyle konuştu: "Türkiye tutuklu gazeteciler konusunda küme düşmeye devam ediyor. Türkiye şu anda 154. sırada. Türkiye, gazetecilerin tutuklu olduğu bir durumdan çıkmalıdır. Gazeteciler tutuksuz yargılanmalıdır. Türkiye’nin açık cezaevine dönüşme utancından kurtarılmalıdır."
2011’den beri duruşmaları takip ettiğini söyleyen Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkanı Arne Könik, bu süre içerisinde daha olumlu gelişmeler yaşanmasını beklediklerini, ancak, bu beklentilerinin boşa çıktığını belirtti. Gazeteciyle editör arasındaki görüşmenin suç sayılmasının, gazetecilerin tümünün suçlanması anlamına geldiğini belirten Könik, "Türkiye’de doğru, dürüst bir gazetecilik yapmak çok zor. Dışarıdaki gazeteciler olarak destek veriyoruz ki, muhabirler de kolay çalışsın" dedi.
Arne Könik şöyle devam etti:"Mücadelemizi burada kaybedersek, Avrupa’da da kaybedeceğiz. Birileri hangi bilginin yayılmasına karar verecek. Bu çok önemli bir mücadele. Kaybetme lüksümüz yok. Burada kaybedersek, her yerde kaybederiz. Bir daha tekrarlanmaması için mücadeleye ihtiyaç var."
Kaplan: Sahtekarları ortaya çıkarın
Duruşmayı takip eden BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan adliye önünde yaptığı açıklamada hükümete seslenerek, "ÖYM'ler iyiyse niye kapattınız? Kötüyse niye faaliyetteler?" diye sordu.
Kaplan, "Bugün izlediğim kadarıyla hukuki değil kes yapıştırla hazırlanan torba bir iddianamedir. Gazetecilerin haberleri telefon dinlemeleri, yalancı gizli tanık ifadelerinin yer aldığını gördüm. Delil olan sadece basın çalışmaları değil dil, şarkı, tarih ve kültürdür" dedi. "Ben böyle bir dava hiç görmedim. Burada yargının, adaletin itibarsızlaştırıldığını gördük. Hükümetin Adalet Bakanlığı'nın Arınç'ın kandırıldığını gördük; çünkü bu iddianamede sahte belgeler bulunmuştur. Aynı zamanda yeğenim olan DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan hakkında fotoğrafın sahte olduğu ortaya çıkmıştır" dedi. Adalet Bakanlığı'na seslenen Kaplan, "Çağdaş Kaplan'ın iş adamı kaçırdığını sahte polis kimliği temin ettiğini söylüyorlar, her ortamda dillendiriyorlardı; ancak bu söyledikleri iddianamede bile yok" diye konuştu. Elinde Çağdaş Kaplan'a ait olduğu öne sürülen fotoğrafı tutan Kaplan, "Darbeciler diktatörler bile böyle davranmadı" diyerek şöyle devam etti: "Bu sahtekarlığı yapanı derhal bulun. Siz bulmazsanız biz bulacağız peşini bırakmayacağız. Eğer hükümet bu sahtekarlığı yapanları ortaya çıkarmazsa bunu yapanları cesaretlenmiş olacaktır. Bu yargılamaya devam edemezsiniz. Etseniz bile Anayasa Mahkemesi'ne, Strasbourg'a gider. Hükümetin bakanına yalan söyleten sahtekarları bulun yargı önüne çıkarın."