Türkiye’nin Kuzey Suriye halklarının bileşeni olan güçleri statüsüz bırakma arayaşında olduğunu belirten TEV-DEM Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelîl, Türkiye'nin Rusya ve İran'la "Madem İdlib’i istiyorsunuz, İdlib’e karşılık benim de Efrîn’deki varlığımı garanti altına alın" pazarlığında olduğunu söyledi.
ERDOĞAN ALTAN / MA/QAMİŞLO
Rusya, rejim ve İran tarafından İdlib özgürleştirilirse ve oradaki durum ne olursa olsun Suriye sorunun tamamını çözülmüş sayılmayacağının altını çizen TEV-DEM Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelîl, İdlib durumunun hem uluslararası hem de bölgesel medyada şişirildiğini, “İdlib meselesi çözülürse her şey çözülür” tavrının doğru olmadığını söyledi.
Üzerinde tüm güçlerin hesap yaptığı İdlib meselesi ve Tahran’da yapılan toplantıya ilişkin konuşan Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu eski Eşbaşkanı Aldar Xelîl, Türkiye’nin Rusya ve İran ile pazarlıkta İdlib’e karşılık Til Rifat’tan çok Efrîn’de kalma garantisi istediğini söyledi. Suriye merkezli üçüncü dünya paylaşım savaşının, adım adım başka renklere büründüğünü belirten Xelîl, öncesinde uluslararası güçlerin vekâlet savaşıyla kendi çıkarlarını koruma adına birbirleriyle taviz koparma peşinde olduklarını; ancak işin rengi değiştikten sonra bu kez tüm güçlerin alana inip savaşı derinleştirerek devam ettirmeye çalıştıklarını söyledi. Xelîl, daha önce Suriye ve Kuzey Suriye’nin diğer bölgelerinde yoğunlaşan bu durumun şimdilerde İdlib’te yapıldığını, İdlib'in adeta her gücün üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda ittifak ve taviz koparma düğümü haline getirildiğini dile getirdi.
İdlib herkes için nemli
Xelîl, öncelikle Suriye rejim güçlerinin İdlib’i kontrolüne alarak, “Güçlü olarak geri döndüm, ben başardım, ben Suriye’yi yönetebilirim, bu bölgelerde beni hesaba katmadan kimse bir şey yapamaz” dediğini; Rusya’nın bu yolla kendi hakimiyetini genişlettiğini, ABD’ye, “İşte hakimiyetim altındaki topraklar seninkinden daha fazladır” mesajını verdiğini belirtti. İran’ın da Halep’in kuzeyinden İdlib’e yakın Şii köylerinin kendisi için önemli olduğunu, bunun için de İdlib operasyonuna destek verdiğini ve ısrar ettiğini aktaran Xelîl, dolayısıyla ABD’nin kendisine uyguladığı ambargoya karşı Suriye’deki varlığını korumak ve bir mesaj vermek istediğinin altını çizdi. İran’ın Tahran, Bağdat ve Şam’ı birbirine bağlayacak “Şii Hilali”nin tamamlaması açısından orada kendisine bağlı bir gücün bulunmasını önemli gördüğü için ısrar ettiğine dikkat çeken Xelîl, İran’ın bu durumu, var olan ABD ambargosuna karşı bir rahatlatma olarak saydığını söyledi.
Türkiye çeteleri korumak istiyor
İdlib’le başlayan tartışmalar ve görüşmelerle birlikte Türkiye’nin durduğu noktada netleştiğini dile getiren Xelîl, şu tespitlerde bulundu: “Zaten ekonomik çıkmaza düşen Türkiye, diğer yandan siyasetinde bir tıkanma yaşıyor. Komşu ülkelerle sıfır sorun politikasından artık hiçbir güçle doğru düzgün olumlu anlamda bir ilişkisi kalmadı. Tüm güçlerle sorunlu. Bu sorun ve çelişkiler İdlib meselesinde daha da netleşti. Çünkü İdlib’de var olan tüm çeteler; ekonomik, ideolojik, siyasi her türlü Türkiye’ye bağlı. Türkiye de her defasında onları, buradan korumaya çalışıyor. Koruyor, çünkü çeteler için son kale olan İdlib’ten de çıkartılırlarsa Türkiye’nin Suriye’deki varlığı zayıflar, Efrîn’deki var olma gerekçeleri ortadan kalkar ve tehlikeye girer. Bunun için de İdlib’e yönelik operasyonu elinden geldiğince engellemeye, olmazsa ertelemek için elinden geleni yapıyor. Şimdi Türkiye, Rusya ile orada bulunan çeteleri çıkartıp Ezaz, Cerablus, Bab ya da o bölgelerde Kuzey Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı kullanmanın arayışında.”
İdlib’e karşılık Efrîn
Türkiye’nin İdlib’deki politikasının esas unsurlarından bir tanesinin de Kürtler başta olmak üzere Kuzey Suriye halklarının bileşeni olan güçleri statüsüz bırakma olduğuna vurgu yapan Xelîl, şöyle devam etti: “Bunun için Türkiye İdlib konusunda Rusya ve İran ile şöyle bir anlaşma arayışında olabilir ve yapacaktır da; ‘Madem İdlib’i o kadar istiyorsunuz, o zaman İdlib’e karşılık benim de Efrîn’deki varlığımı garanti altına alın’ demesi çok uzak bir durum değil.”
Rejim güçlerinin Hama bölgesi tarafından ilerlemeye başladığı bilgisini veren Xelîl, güçlerin ne zaman İdlib’e varacağını tahminde bulunmanın zor olduğunu; ancak bu süreçte tüm ittifak ve çelişkilerin netleşeceğini söyledi.
İdlib her şey değildir
Rusya, rejim ve İran tarafından İdlib özgürleştirilse de oradaki durum ne olursa olsun Suriye sorunun tamamını çözülmüş sayılmayacağının altını çizen Xelîl, İdlib durumunun hem uluslararası hem de bölgesel medyada şişirildiğini, “İdlib meselesi çözülürse her şey çözülür” tavrının doğru olmadığını söyledi. Xelîl, “Evet İdlib meselesi önemlidir, orada bulunan çetelerin etkileri azalacaktır, Rusya ve rejimin kontrolüne geçecektir. Bu önemlidir, ancak her şey değildir” diye konuştu.
Suriye’de çözülmeyen sorunun askeri olmadığına dikkat çeken Xelîl, “Her zaman dile getirdiğimiz Suriye sorunu tıkanan sistem sorunudur. Merkezi bir yönetimde ısrar etme sorunu, despotizm sorunu, başka renkleri içinde barındırmayan sistem sorunudur. İşte halklar bunu kabul etmediği için demokratik bir sistem istediği içindir. Suriye sorununu kimse İdlib meselesine getirip bağlamazsın. İdlib, belirtiğimiz gibi bir düğüm. Bu düğüm üzerinde tüm güçler kendilerini pazarlamak, birbirlerinden taviz koparma ya da ittifak kurma noktası olarak görüyor” dedi.
İdlib ve Efrîn bağlantılıdır
İdlib ve Efrîn’in birbiriyle bağlantılı olduğu tartışmalarını da değerlendiren Xelîl, hem coğrafik hem de diğer konularda İdlib ve Efrin meselesinin bağlantısı olduğunu, hatta buna Halep’i de ekleyebileceklerini söyledi. İdlib’te bulunan çetelerle Efrîn’e saldıran çetelerin birbirleriyle bağlantıları olduğu için bir bölgeye yapılacak operasyonun diğer bölgeyi de etkileyeceğini belirten Xelil, şunları kaydetti: “İdlib operasyonunun yapılması halinde Rusya ve Türkiye arasındaki, Türkiye’nin Suriye topraklarına hava sahası açma anlaşması bozulacak. Diğer yandan Türkiye’nin Efrîn, Ezaz, Cerablus ve Bab’taki varlığı da tehlikeye girecektir. Doğrudan iki ülke arasındaki ittifak darbe yiyecektir. Çünkü, Türkiye’nin savunduğu tüm çeteler şu anda İdlib’te. Onlara bağlı diğer çeteler Efrîn ve diğer Fırat Kalkanı bölgesi denilen yerlerde. Yarın öbür gün ‘bunlara da operasyon düzenlensin’ tartışması ortaya çıkacaktır. Bunun olması halinde de alandaki durum değişir, tekrar harita değişikliğine gidebilir.”
Türkiye’nin gönlüne göre gitmiyor
Rusya, İran ve Türkiye cumhurbaşkanlarının 7 Eylül’de Tahran’da yaptıkları üçlü zirveyi de değerlendiren Xelil, “Şüphesiz Tahran’daki toplantının perde arkasında neler döndüğünü net olarak bilemiyoruz; ancak şu değerlendirmeyi yapabiliriz. Her şey Türk devletinin gönlüne göre gitmiyor. Çünkü İdlib Türkiye tarafından kurulan El-Kaide uzantısı El Nusra (Heyat Tahrir El Şam) elinden çıksa Türkiye, Suriye alanında çok zayıf kalır. Onun için Türkiye ısrarla, yoğun bir ateşkes sağlama arayışı içinde ve sanırım pek de buna bir cevap bulamıyor. Zira toplantıya bir iki saat kala hem Rus hem de rejim uçakları ve güçleri bölgeyi vurdu. Bununla zaten daha önce hiçbir anlamı kalmayan Astana’da karara varılan çatışmasızlık bölgelerinin kararı artık tümden anlamını yitirdi.”
Türkiye’nin, İdlib’teki çetelerini “koruma” adı altında hakimiyeti olan bölgelere çekme tartışmalarını da değerlendiren Xelîl, şu noktalara vurgu yaptı: “Türkiye finanse ettiği grupları korumak için Rusya ile güvenli bir bölge olarak Til Rifat’a çekme pazarlığı ve arayışı içinde olabilir. Ancak buna ne rejim ne de İran hatta Rusya’nın da razı gelmeyeceğini söyledi. Bu güçler, Türkiye’nin her istediğine ‘evet’ derlerse tüm inisiyatiflerini kaybedecek. Bundan dolayı, Türkiye’nin her istediğini kabul etmeyecekler. Türkiye bu konuda sadece arayış içinde olabilir. Bu arayışa pek de olumlu bir yanıt alamayacağını düşünüyorum.”
Şantaj siyasetinde sona gelindi
Tahran Zirvesi’nin “Yeni Osmanlıcılık hayali ve şantaj siyasetinin çöktüğü” anlamına geldiğini savunan HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, İdlib operasyonu sonrası, Türkiye’nin Cerablus, Bab ve Efrîn’den vazgeçmesi için baskı yapılacağını söyledi.
Ortadoğu’yu yakından takip eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Tahran Zirvesi ve İdlib operasyonunu değerlendirdi. Hatimoğulları, İdlib operasyonunun sadece zirveye katılan 3 ülke açısından değil, zirveye katılmayan ABD ve AB ülkeleri açısından da önemli bir süreç olduğunu belirtti. Hatimoğulları, “2011’de başlayan Suriye savaşının sonucu olarak bütün şehir merkezlerinden kaçan çetelerin gelip yerleştiği ve merkez üs haline getirdikleri yer İdlib bölgesidir. İdlib operasyonundan sonra da siyasal sürecin başlama olasılığı daha da artmış oluyor” dedi.
Operasyondan sonra başlayacak siyasal sürecin şu aşamada Rusya ve İran lehine olma olasılığının yüksek olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, ABD ve AB’nin bu gelişmeyi engellemek için İdlib operasyonunda devreye gireceğini söyledi.
Hatimoğulları, gerçekleşen Tahran Zirvesi’nin amaçlarına dair şunları söyledi: “Üçlü zirve de hem Türkiye ikna edilmek istendi hem de ABD ve AB’ye mesaj verilmek istendi. Çünkü İdlib operasyonu gündeme geldiğinde ABD ve AB kimyasal silah kullanılacağı iddiasında bulunmuş ve’ kimyasal silah kullanılırsa müdahale edeceğiz’ demişlerdi. Bu söylemlerle müdahalenin alt zemini hazırlanmak isteniyor. Rusya, İran ve Şam yönetimi ile birlikte bunu teşhir etse de böyle bir olasılık da şuan gündemde. Bu üçlü zirvenin anlamı şu; bir yandan Türkiye’yi ABD ve AB ülkelerini ikna etme, dünya kamuoyunda meşru bir zemin yaratma ve eğer bu operasyondan sonra ABD ve AB’yi Suriye’yi vurmaya kalkışırsa onları da gayri meşru duruma itmeyi hedefleyen bir zirve olarak değerlendiriyorum.”
Osmanlıcılık çöktü
Hatimoğulları, Türkiye’nin siyasetini bugüne kadar ABD, AB ve bu ülkelerin karşısında Rusya ve İran üzerindeki şantaj siyaseti üzerinden yürüttüğüne işaret etti. Hatimoğulları, Türkiye’nin Suriye’de başından beri askeri, ekonomik ve siyasi hegemonya sağlamak istediğini ve bu doğrultuda Suriye’den kopacak toprakları kendi sınırlarına alarak yeni-Osmanlıcılık hayalini gerçekleştirmeyi hedeflediğini belirtti. İdlib operasyonu ile birlikte Türkiye’nin yeni-Osmanlıcılık hayalinin çöktüğünü dile getiren Hatimoğulları, Tahran Zirvesi’nin ortaya çıkardığı tabloyu şöyle yorumladı: “İdlib operasyonu ve daha sonra Suriye de gelişecek bir siyasal çözüm sürecinde Türkiye, kendi kayıplarıyla baş başa kalacak. Bu kayıplar Suriye’de elde etmek istediği toprak parçaları ve hegemonya. Aynı zamanda yürüttüğü şantaj siyasetinin de sonlarına doğru gelindiğini gösteriyor. Bir yandan Rojava meselesinden dolayı ABD ile gerilimi tırmandıran bir Türkiye var öte yanda da Rusya ve İran ile bir anlaşma içinde. Ama şuan gelinen noktaya baktığımızda PYD’nin Suriye hükümeti ile görüşmeleri söz konusu ve bu görüşmeler olgunluk gösteren bir biçimde ilerledi şuana kadar. Bu görüşmelerden olumlu bir siyasal süreç elde edilir ve Rojava halkının talepleri yerine gelirse bu durumda Türkiye ABD ile yaşadığı çelişkiyi Rusya, İran ve Suriye ile de yaşamak durumunda kalacak. Şuan Türkiye bir çıkmazın içinde ve İdlib operasyonu da bu çıkmazın ne kadar derinleştiğinin bir göstergesidir.”
Türkiye ağır bedeller öder
Erdoğan’ın, tam da Türkiye’nin içinde bulunduğu bu çıkmazdan dolayı zirvede ısrarla ateşkes önerisini dile getirdiğini söyleyen Hatimoğulları, “Erdoğan zaman kazanmak ve yine dengelere oynamak istiyor. Ama artık İdlib meselesinde şantaj ve denge siyaseti ile Türkiye’nin bir yere gidemeyeceğini rahatlıkla ifade edebilirim. Türkiye büyük bedeller ödeyecek. İdlib’teki çeteler ya koridor açılarak tahliye edilecekler ya da imha edilecekler. Koridor açılması halinde Türkiye’nin içine misket bombası atmaya benzeyecektir” dedi.
Türkiye’nin, Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözümünü istemediği için Suriye’de izlediği politikaların ayağına dolaştığını dile getiren Hatimoğulları, şu öngörüde bulundu: “Mevcut iktidar Suriye’de uyguladığı savaş politikasıyla Türkiye’yi bir bataklığa sürüklemiştir. Bugün İdlib’te somut bir kazanım elde etme ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır. Türkiye, Cerablus’ta, Efrîn’de belli bir konumlanma elde etmişti. Ama İdlib operasyonu sonrası bu konumlanmalarından da vazgeçmesi Suriye hükümeti tarafından daha yüksek bir sesle ifade edilecektir.”
Rüzgar ekti, fırtına biçti
Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönük bir hayalden ibaret olan “Yeni Osmanlı” politikasının gelinen noktada İdlib operasyonuyla çöktüğünü söyleyen yazar Hamide Yiğit, “Türkiye Ortadoğu’da rüzgar ekti, fırtına biçti” dedi.
Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden yazar Hamide Yiğit, İdlib’in 8. yılına giren Suriye’deki savaşın finali olduğu görüşünde. Yiğit, “Şu an gerçekleştirilen mevzi saldırıları, operasyonu geniş çaplı başlayacağının ilk kararlı adımlarıdır. Henüz tam anlamıyla İdlib operasyonu başlamadı. Suriye ve Rusya, bu saldırılarla Türkiye’ye, ABD’ye ve ABD’nin Batılı müttefiklerine bir kararlılık mesajı veriyor. Adım adım bu operasyon başlatılmış görünüyor. Yine Türkiye’nin bu konuda net karar vermesini sağlamak istiyorlar” dedi.
Suriye’den çok Türkiye’nin meselesi
Yiğt, Türkiye’nin operasyon sürecini uzatmak istediğini de dile getirdi. Yiğit, bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü İdlib savaşı tümüyle Türkiye’nin meselesidir. Suriye tarafından da bu savaşa öyle bakılıyor. Türkiye de bunu biliyor. Bunun en büyük sebebi İdlib’in Türkiye’nin garantör olduğu cihatçıların mekanı olmasıdır. Türkiye ile açılan kapı üzerinden orası yığıldı ve diğer bölgelerden tahliye edilmeyi kabul eden bütün cihatçıların tercih ettiği yerdir. Türkiye açılan güvenlik kapısı gözüyle bakılıyor. O yüzden mesele Şam hükümeti tarafından da Suriye’den çok Türkiye’nin meselesi olarak görülüyor.”
ABD’nin İdlib denkleminde olmadığını, ancak çeşitli tehditlerle müdahil olmak istediğini savunan Yiğit, Türkiye’nin ise bu denklemden kurtulmak istediğini fakat kurtulamadığını ifade etti. Bu yüzden tüm belanın Türkiye üzerinde kaldığını kaydeden Yiğit, “Türkiye bu yüzden ABD ve AB ülkelerini sürece dahil etmek istiyor. Türkiye, Avrupa ülkelerini, hem cihatçı transferiyle hem de göç dalgalarıyla tehdit ederek sürece dahil etme peşinde” dedi.
Çetelerin ne olacağı sorusu
Yiğit, İdlib meselesinde esas kritik noktanın olası saldırıda göç edeceklerin ve bölgede yaşayan çetelerin ne olacağı olduğunu da vurguladı. Kentteki selefi çetelerin her birinin neredeyse on binlerce militanının olduğuna dikkat çeken Yiğit, nerede bakılırsa bakılsın bu militanların aileleriyle birlikte 1 milyonu aşan bir nüfusu olduğunu kaydetti. Yiğit, şöyle konuştu: “Aralarında yabancı uyruklular da var ve bunlar ülkelerine geri dönemezler. Özellikle Çin ve Rusya’nın bu konuda kararlı. İdlib’te olan çok sayıda cihatçının Asya’dan, Çin ve Rusya’nın arka bahçesine gelip kendileri için bir tehdit olabilecekleri potansiyelleri olduğunu görüyor. O yüzden bunları ülkeleri kabul etmeyecek. Yine Suriye Hükümeti’nin bunlarla barışma şansı yok, ülkelerine gitme şansları da yok. Türkiye de, İdlib’in sığınmacılara bırakılmasını isteyecek ya da İdlib’tekileri Rojava’ya götürmeyi talep edecek. Bu öyle bir strateji ki bir sonu ya da çıkmazı yok.”
Şam ile Kürtlerin görüşmesi
Yine operasyon hazırlıkları sürecinde Kürtler ile Şam hükümeti arasında yapılan görüşme üzerinde de duran Yiğit, bu konuda şunları söyledi: “Her ne kadar sonuçlanmadıysa da o süreçte İdlib operasyonuna ‘Biz de dahil olabiliriz’ açıklaması yapıldı. Fakat asıl mesele İdlib savaşına dahil olmak değil, İdlib’teki grupların Efrîn’e toplanmasını engellemektir. Kürt güçleri, cihatçı potansiyellerin Efrîn ve Cerablus’a kaymasını önlemek için bir tedbir alması gerekiyor. Zaten Efrîn oprasyonundan sonra kent nüfusu değiştirildi, Doğu Guta’dan ve çevre yerlerden tahliyelerin hepsi oraya yerleştirildi vs. Kürt güçleri İdlib operasyonu ile bunun önüne geçmek için 'Efrîn operasyonunu başlatabiliriz’ açıklamasında bulundu. Diğer yandan eğer İdlib, Doğu Guta, Kuneytra, Dera süreçleri gibi sonuçlanırsa kesinlikle açılacak tek kapı, Kürtlerle birlikte Suriye’deki dinamiklerin çözüm masasına oturması meselesi olacaktır. Bundan sonra masada siyasi çözüm ve sadece Suriye’nin gerçek sahipleri bu müzakere masasında olacak.”
Yazar Yiğit, Tahran’da gerçekleştirilen 3’lü zirve ve çıkan sonuçlar üzerinde de durdu. Yiğit, zirvenin siyasi çözüm zirvesi olmadığı, sadece Astana’nın devamı olduğu görüşünde.
Astana sürecinin sahaya dönük ittifaklar üzerinden kurulan bir süreç olduğunu ve ömrünü tamamladığını belirten Yiğit, “En son İdlib düğümünü çözmek üzere bu zirve gerçekleşti. Siyasi çözüm için ilk adım Astana Süreci’nin başladığının hemen arkasından Moskova’da Kürtlerin bulunduğu bir toplantı gerçekleşmişti. Astana üzerinden Cenevre’ye alternatif çözüm sürecinin başlayacağının sinyalleri orada verildi. Şimdi bu 3’lü zirve, Astana’nın son durak noktasıdır. Siyasi süreç İdlib’ten ondan sonra başlayacak ve Astana’nın devamı olacak süreç, Kürtlerle yapılan Moskova toplantısı üzerinden şekillenecektir” dedi.
Bu belayı açan AKP’dir
AKP’nin geride kalan süreçteki sorumluluğu üzerinde de duran Yiğit, sözlerini şöyle noktaladı: “İdlib sürecinde bugün geldiğimiz noktaya iki sene önceden ‘Türkiye ciddi bir çıkmazın içerisine girecek’ diyorduk. O zamanlar söylediklerimizi bugün havuz medyasının bütün kalemleri itiraf niteliğinde ‘yanıldık, büyük bir bela başımıza geliyor’ demeye başladılar. Hükümetin de itirafları bir bir dökülmeye başladı. Biz o zaman söylediklerimizden şu an yargılanıyoruz fakat hükümetin kendisi bugünlerde politikalarının yanlışlığını itiraf ediyor. Türkiye’nin Suriye politikası eninde sonunda iflas edecekti çünkü Suriye, Büyük Ortadoğu Projesi’nin iflas ettiği alandır. Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönük ‘Yeni Osmanlı’ politikasının tamamen bir hayalden ibaret olacağı belliydi. Türkiye Ortadoğu’da rüzgar ekti, fırtına biçti. Türkiye’nin, Türkiye halklarının başına bu belayı açan AKP hükümetinin kendisidir.”