ERDOÐAN ALTAN/DİHABER/İDLİB


Türkiye, işgal ettiği Ezaz ve Cerablus’taki politikalarını Ahrar El Şam üzerinden İdlib’te de hakim kılmak isterken, El Tahrir El Şam bu politikalara direnmeye başladı. Temmuz’dan itibaren 2 grup arasında başlayan çatışmalar, Bab El Hawa Sınır Kapısı’nın Tahrir’in eline geçmesiyle yeni bir boyut kazandı. Tahrir, elde ettiği üstünlük ile şimdilik Türkiye’nin önüne set çekmiş oldu.

Suriye’nin kuzey batısındaki İdlib kentinde hali hazırda 100’ü aşkın ‘muhalif’ diye lanse edilen çete grubu var. Bu gruplardan en etkili olanı yeni ismi ile Tahrir El Şam (El Nusra). 

Diğer etkili çete grubu ise Türkiye güdümündeki Ahrar El Şam. Bu 2 grup arasındaki alan kontrol etme ve hakimiyet savaşı Suriye iç savaşının başlangıcından beridir kesilmedi. 2 grubun ilişkileri ise Türkiye’nin politikasına göre değişiyor. Nusra, Halep savaşına kadar Türkiye’nin desteklediği en büyük gruptu. 

Türkiye’nin Halep savaşı ile değişen politikası, Fırat Kalkanı ile desteklediği grupları değiştirmesi ve Halep’i 2016 yılında Baas Rejimi’ne teslim etmesi, Türkiye’nin İdlib politikalarını da değiştirdi. Tahrir El Şam bu değişikle Türkiye’nin politikalarının önünde engel teşkil etmeye başladı. 

Türkiye Ezaz ve Cerablus’taki politikalarını İdlib’te de hakim kılmak istiyor. Tahrir El Şam, bu politikalara direnmeye başladı. Türkiye’nin İdlib politikalarının yürütücüsü ise Ahrar El Şam oldu.


Tahrir ve Ahrar arasında daha önce yaşanan olaylar

Türkiye’nin ulusal ordu ve İdlib’e geçme planlarını açıklaması Tahrir ve Ahrar’ı karşı karşıya getirdi. Türk devleti İdlib partneri olarak Ahrar’ı seçti. Ahrar’ın Suriye muhalefeti bayrağı taşıması çelişkileri had safhaya çıkardı. Tahrir, Türkiye’nin politikalarının önünü almak için Ahrar’a saldırma hazırlıklarına başladı. 

Çatışmaların sonucunda Ahrar elindeki birçok köy ve yerleşim merkezinin kontrolünü Tahrir El Şam’a bıraktı. 

İdlib’in güneyinde Hama’nın kuzeyinde Ahrar El Şam kontrolündeki Karsa, Raşa, Tremala, Maraat al-Seen, Barabu, Qasabiya, Cebel Şişabuh bölgesindeki el-Faqiya köy ve kasabaları, İdlib merkeze bağlı Saqarep, Ma’arrat Misrin ve Kefr Yahmul kasabaları, İdlib’in kuzeyinde Bab El Hawa etrafındaki Ad-Dana, Aş Şêx Hesen, Aqrabat, Atmeh, Sarmada ve Bab El Hawa kırsalı Tahrir El Şam’ın kontrolüne geçti. Sınır kapısının kontrolü grupların elinden çıktı ve sivil bir meclise teslim edildi.


Sınır kapısının önemi ve siyasi sonuçlar

Tahrir ve Ahrar arasındaki çatışmaların bir taktik savaştan öteye, Suriye ve İdlib’e yönelik Türkiye’nin planlarının bir sonucu. Tahrir’in asıl saldırılarının amacının Türkiye politikaları olduğu belirtiliyor. 

Zira Türkiye’nin, Ahrar çatısı altında Suriye Ulusal Ordusu kurdurtarak Rusya’nın terör dediği El Kaide uzantılı Tahrir El Şam’ı tasfiye etmeyi amaçladığı dile getiriliyor. 

Türkiye’nin olası İdlib’e girme planının ise Bab El Hawa Sınır Kapısı üzerinden gerçekleşeceği belirtiliyor. Bu sebeple kapı Türkiye için stratejik önem taşıyor. Türkiye bu kapıdan her tür desteği gönderirken, ticaretini de aynı kapıdan sağlıyor. İdlib’in tüm ekonomik ilişkileri bu kapı üzerinden sağlanıyor. Askeri destekler için de aynı kapı kullanılıyor. Son çatışmalara kadar kapının kontrolü Türkiye ve Ahrar’ın elinde idi. Şimdi sivil bir yönetim kapıyı kontrol ediyor. Etrafı ise Tahrir’in kontrolüne geçti. Bununla da Tahrir, İdlip’in tüm ekonomisini kontrol eder hale geldi. 

Türkiye İdlib’e girerek Şêx Bereket bölgesinde askeri üsler kurmak istiyor. Böylelikle Efrin güneyden kuşatılacak ve saldırılar o bölgeden organize edilecekti. Tahrir, elde ettiği başarılar ile şimdilik Türkiye’nin önüne barikat çekmiş görünüyor. 


Çatışmaların kısa kronolojisi

Saqarep’te başlayan çatışmalar kısa sürede İdlip geneline yayıldı. Yaşanan çatışmaların kronolojisi şöyle: 

* 18 Temmuz’da İdlib’in güneyindeki Cebell el-Zewiyah, Cebel El Zewiyah’ın batısına düşen İblin ve İdlib’in kuzeyindeki Maarat Misrin’de Ahrar ile Tahrîr arasında çatışmalar başladı.

l 20 Temmuz’da her iki çete grubu arasında çatışmaları sonlandırmak için bir komitenin oluşturulması kararlaştırıldı. Ancak kurulan komite çatışmaları durduramadı. 

* İç çatışmalar üzerine 20 Temmuz’da Türkiye İdlib’e açılan Bab El Hawa Sınır Kapısı’nı kapattı.

*  20 Temmuz’da Fırat Kalkanı’ndaki çetelerden 500’ü, Bab El Hawa’nın Tahrir’e karşı savunması için kentin sınırlarına konuşlandırıldı. Bunlardan 200’ü Efrîn’e saldırıda kullanılacak Fırat’ın Kılıcı çeteleri, 200’ü Ahrar ve 100’ü de Ceyş El Nuqbe gibi diğer gruplardan oluşturuldu. 

*  21 Temmuz’da Atme kasabası Ahrar’dan Tahrir’in kontrolüne geçti. El Hawa kentine giren Tahrir, kendisine karşı savaşan tüm grupları kuşattı. İki grup arasında yapılan antlaşmaya göre Ahrar kenti terk edecek ve kent ile sınır kapısının yönetimi sivil bir meclise devredilecek. Bin 700 çetede Tahrir El Şam’ın saflarına geçti. 


Türk Talibanistan’da karışık işler

Gazeteci Fehim Taştekin, önceki gün Gazete Duvar’da yazdığı köşe yazısında Tahril El Şam ile Ahrar El Şam arasındaki çatışmayı “Türk’ün Talibanistan’ın da işler karıştı” başlığıyla ele aldı. 

ABD ve Rusya’nın anlaşarak Suriye’de bir denge tutturmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye için risklerin daha da fazlalaştığını belirten Taştekin yazısında, “Suriye’nin kuzeyindeki İdlib kenti 2015’te özel bir operasyonla Türk devletinin himayesinde bir ‘Talibanistan’a dönüştü. Bugünlerde El Kaide’yle bağlantılı Heyet Tahrir el Şam (kısaca Tahrir), İdlib’de Ahrar el Şam liderliğindeki eski müttefiklerinin belini kırmakla meşgul. Yani El Kaide, sulandırılmış El Kaide’yi silmenin derdinde. Cihatçının cihatçıyla savaşında açılmış yeni bir perde” ifadelerini kullandı. 

“Vekil örgütlerle iş tutanların sonunun hüsranla sonuçlanacağını” dile getiren Taştekin’in yazısında bazı bölümler şöyle: 

“2011-2014 arası Esad’a karşı silahlanan kim varsa hepsi Türkiye’nin gözünde ‘muteber’ devrimciydi. IŞİD eski ortaklarını bastırınca 2014’ten itibaren buna karşı İslamcı koalisyon desteklendi. Şimdi IŞİD’e karşı İslamcı cephe içinden bir grup diğerine karşı savaştırılıyor. Lafın kısası defalarca iflas etmiş bir strateji tekrar tekrar deneniyor.”

*** 

“El Kaidevari örgütlerin desteklendiği bu süreçte bir ülkeye karşı ağır suçlar işlendi. Devran değiştiğinde bu suçlar adamı Lahey’e götürecek suçlardır. CIA’in eğit-donat programı ‘yetersiz’ diye yerden yere vuruluyordu ya bir Amerikalı yetkilinin Washington Post yazarı David Ignatius’a söylediği şu sözler suçun boyutuna dair bir itiraf sayılır: “CIA’in desteklediği savaşçılar geçen dört yıl içinde tahminen Suriye ordusu ve müttefiklerinden 100 bin kişiyi öldürdü veya yaraladı.”


Katar-Suudi çelişkisini unutmayalım

İdlib’teki çatışmalar hakkında daha önce görüşlerine başvurduğumuz KNK Moskova Temsilcisi Selahattin Soro ise Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle Katar arasında ortaya çıkan krizin, İdlib’e Tahrir- Ahrar çatışması olarak yansıdığına vurgu yapmıştı. Türkiye ve Katar’ın Ahrar u Şam’ı desteklediğini ifade eden Soro, Suudi Arabistan’ın da Tahrir’e (El Nusra) tarafından himaye edildiğini çatışmaların, üstteki krizin bir sonucu olduğunu belirtmişti.