Son bir hafta içerisinde çok fazla ölüm olayı gündeme geldi. Nusaybin’de babasıyla beraber kafası ezilerek öldürülen 11 yaşında ki Berfin, Kürt analarının yüreğini bir kez daha dağladı. Baba ve kızın daha cenazesi kaldırılmadan onbeşi kadın olmak üzere yirmi gerillanın çatışmalarda yaşamını yitirdiği haberi geldi. Ardından bir Kürdistanlı’nın ağaca asılı bedeni bulundu.
Bunların tümü çok görkemli bir Newroz’un hemen ardından yaşandı. Türk devletinin bütün baskı, saldırı, tutuklamalarına rağmen sokaklara dökülen milyonlara verdiği cevaptır aslında. AKP Hükümetinin Kürt halkını iflah ve islah etme politiklarıdır. Sanki cumhuriyet tarihinde iflah ve islah politikaları hiç uygulanmamış, çeyrek asrı aşan Kürt özgürlük mücadelesi döneminde hiç çocuklar öldürülmemiş, köyler yakılmamış, faili belli cinayetleri işlenmemiş gibi tekrar uygulanmaya konuldu aynı politikalar. Yeri gelmişken ‘iflah’ın sözlük anlamı kötü yoldan döndermek, iyi yola koymak; ‘islah’ın anlamı ise islamlaştırmak. Kürtler son iki yüz yıllık tarihte hep iyi yola konulmak isteniyor. Malümunuz önce eşkiya, şaki derken sonra terörist oldular. Yani her döneme göre bir kötü yolları oldu Kürtlerin. Çünkü Kürtler için iyi olan yollar egemenler için hep kötü olarak ele alındı. İslah politikaları da uzun yıllara dayanmaktadır. Kürtler halk olarak farklı inanç ve mezheplere sahiptir. Ama büyük çoğunluğu müslümandır. Her nedense Kürtlerin müslümanlığına da yıllardır hep şüphe ile bakıldı. Ümmet milliyetçiliğine dayalı olarak ‘din kardeşi’ edabiyatı çokça yapılmıştı oysa. Yine de şüphe hep devam etti. Çünkü Kürtler inançlarını -bir kesimi dışında tutarsak- kullandırtmadılar. Zaman zaman bu tuzağa yakın duran kesimler de oldu ama hep bir geri dönüşü yaşadılar. Dolayısıyla şimdiye kadar da Kürtler islah edilmek isteniyor.
Son dönemlerde gerek kuzey Kürdistan’da, gerekse de diğer parçalarda yaşanan katliamları düşündüğümde hep Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ‘Kürt Ulusu’ eserindeki bir bölüm aklıma gelir. Aslında çokça değerlendirilmiş bir konu ama egemen zihniyet değişmeyince güncelliğini halen koruyor. Hikmet Kıvılcımlı Kürtleri değerlendirirken Türk burjuvazisinin Kürtlere yaklaşımını şöyle ele alıyor:
„Türk burjuvazisi Kürtlüğe karşı iki tür önlem kullanıyor: Yerleştirme siyaseti ve Göç ettirme siyaseti... Rum ve Ermeni azınlıkları üstünde denenen ve Türk burjuvazisinin epey istediği gibi dönen bu siyaset, Kürtlüğe karşı tutunabilecek mi? Yani Kemalist burjuvazi Türkiye’nin üçte birine varan Kürtlüğü ortadan kaldırabilecek mi? Birinci önlem, yani yerleştirmeyle, bütün korumalara karşın ters sonuçlar elde edildiğini burjuvazi bizden iyi bilir. Doğu illerinde yerleştirilen göçmenler, hattâ il merkezlerine en yakın olan köylerde bile, ya Kürtleşip kayboluyor ya da geldiği gibi kaçmaya zorunlu kalıyor. Göç ve yok etme yöntemlerine gelince, ilk olarak ülkenin üçte birini bir yandan diğer yana kaldırıp atmak ne olanaklıdır, ne de burjuvazinin beklediğini verir. İkinci olarak ulu orta yoketmecilik özellikle şu kültür konusunu ilgilendiren önemli sonuçlar vermektedir. Kürt halkının cidden nesli boldur. Verdiği kurbanlar, ezen Türklüğe karşı ezilen bir Kürtlük varolduğu kanısını, tüm Kürdistan halkı içinde genelleştirmek, yaymak ve derinleştirmekten başka hiçbir ürün vermiyor. Şu halde, Türk burjuvazisinin egemenlik ve baskısının süre ve şiddetiyle doğru orantılı olarak Kürtlüğün düşüncesi ve kültürü genişleyecek ve türdeşleşecektir. Kürdistan halkının öyle bir „Kürt kafası“ deyişi vardır ki, bu kafa ezildikçe büyüyen ve kesildikçe çoğalan masal devlerinin başlarına benzer.”
Hikmet Kıvılcımlı bundan yıllar önce Türkiye’de Kürt sorununa yaklaşımı analiz ederken bu politikaların 21. yüzyıla da sarkacağını düşünmemiştir mutlaka. Ama günümüz de yaşananlarla arasıdanki benzerlikleri çarpıcı. Türkiye bu politikaları daha sürdürebilir mi? İflah ve islah politikaları bundan sonra sonuç alır mı? Bölgede yaşanan gelişmeler dikkate alındığında bu politikaların iflas ettiğin söylemek abartılı olmaz. Bunun iki sebebi var.
1- Kürt halkının dört parçada geliştirdiği örgütlülük ve bu politikların çok uzun süredir kullanılmasına rağmen sonuç almaması.
2- Kürtlerin muhattap olduğu ülkelerin yaşadıkları sorunlar. Buna en iyi örnek Anti-Kürt ittifakı. Yıllardır Türkiye’nin bölge ülkeleriyle olan ilişkileri “Kürt kartı” üzerine gelişti. Ancak Ortadoğu’da “Kürt Kartı” politikası da miadını doldurmuştur. Anti-Kürt ittifakı artık bölge açısından sonlanmıştır. Çünkü Anti-Kürt ittifakının tarafları kendilerini kurtarmaya çalışıyor. Hem de ittifakın başını çeken Türkiye, buna öncülük ediyor. Bu gidişattan Türkiye’de nasibini alacaktır. Şu an da uluslararası güçlerle gerçekleştirdiği Anti-Kürt ittifakı tıpkı bölge güçleriyle yaptığı ittifak gibi ve bu kez kendisine dönecektir. Kaldı ki Türkiye’nin Kürdistan’ın parçalarında ki kazanımları darbeleme girişimleri Kürtleri her an ulusal birliğe daha da yaklaştırmaktadır.
Dolayısıyla Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan politikalara yolun sonu gözükmektedir. İçinde yaşadığımız çağ; öldürmenin, baskının, susturmanın bir siyaset olmadığını her gün biraz daha haykırıyor.
11 yaşında ki Berfin’in kafasını ezen öfke kendisini de bitirir. Çocuklarının parçalanmış bedenlerini kucağına alan Kürt anaları, ancak mücadelesini biler. Pozantı’da yaşanan taciz ve tecavüz olaylarıyla Kürtlerin iradesini kırmaya dönük yapıldı. Bu kadar acı içerisinde büyüyen bir neslin yüreğinde ne kalır acaba? Binlerce insanın tutuklanması, onbinlerce ailenin mücadelede kararlaşması demektir sadece. Kısacası bunca teknik donanım, uluslararası destek bu gerçeği değiştirmeye yetmiyor. Halkın ruhsal yapısını, taleplerini, vicdanlarını değiştirmiyor ve değiştiremez de. Eğer tersi olsaydı 2012 Newrozu bunca baskıya rağmen milyonları sokaklara dökemezdi.