Türk devletinin, İdlib’deki politikasının iflas durumunu yaşadığını belirten Kuzey Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Danışmanı Bedran Çiyakurd, farklı plan ve tehditlerin devreye konulduğunu belirtti.

AKP-MHP faşist yönetimindeki Türk devletinin Suriye’de kaybettiğine dikkat çeken Kuzey Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Danışmanı Bedran Çiyakurd, “Suriye krizinin başlangıcından bu yana desteklediği grupların durumu Türkiye için son darbedir” ifadesini kullandı.  ANF’den Beritan Sarya’ya konuşan Çiyakurd, Türk devletinin özellikle de İdlib’de hem Rusya karşısında hem de desteklediği çeteler nezdinde içine düştüğü çıkmaz konusunda çarpıcı ifadeler kullandı.

Rusya’nın eli güçlü

Çiyakurd şunları ifade etti: “ ABD ile sınır güvenliği mekanizması üzerine yapılan görüşmeler, Rusya ile İran’ın İdlib konusunda Türkiye’ye baskı uygulamasına yol açtı.  1 yıl önce Soçi toplantısı oldu fakat Rusya, Türkiye’ye uzun zaman sabırlı davrandı, acele etmedi. Ancak nasıl ki Türkiye, ABD ile yeniden bir yakınlaşma ve anlaşma içine girdi ve bu durum Rusya için endişe kaynağı haline geldi, buna paralel Türkiye’ye baskı yapıldı ki ABD ile ilişkileri yeniden bozulsun. Bu baskının ürünü olarak saldırılar yoğunlaştı ve bazı yerlerin ele geçirilmesiyle Türkiye, elindeki birçok yeri kaybetti, kartlarının çoğunu elinden kaçırdı ve zayıf bir pozisyona girdi. Öyle ki Erdoğan, sivillerin katledildiğini, göçlerin yaşandığını öne sürerek, Rusya’dan bu savaşı durdurmasını istedi. Nihayetinde eli güçlenen Rusya oldu. Putin, son görüşmede Erdoğan üzerinde dayatmalarını daha fazla yaptı. Hatta İdlib’in bazı bölgelerini ele geçirebildi.”

27 Ağustos’taki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesinden hemen sonra ateşkesin Erdoğan’ı razı etmek amacıyla yapıldığına işaret eden Çiyakurd özetle şunları belirtti: “ İki taraf arasındaki görüşmelerde İdlib’de yaşanan sorunun bir çözüme kavuşması değil de terör örgütü listelerinde yer alan bölgedeki silahlı grupların etkisizleştirilmesi konusunda uzlaşıldı. Erdoğan ve Putin’in son görüşmesinde bu gruplara karşı savaşın sürmesi kararlaştırıldı. Suriye’deki ateşkes, Cephet El Nusra (Heyet Tahrir El Şam-HTŞ) gibi terör örgütleri listesindeki grupları kapsamıyor. Bölgede ilan edilen hiçbir ateşkes de başarılı olmadı. Ne silahlı gruplar ne Suriye rejimi ne de bölgedeki İran güçleri ateşkese sadık kalıyor. Rusya ve Suriye rejimi stratejik bölgelerde kontrolü ele geçirmeyi hedefliyor. Anlaşmalar ve uzlaşmalar bunun üzerinde sağlandı. Şam-Halep ile Şam-Lazkiye yollarında kontrolün sağlanması ve ‘silahsızlanma bölgesi’nin silahlı gruplardan temizlenmesi hedefleniyor. Bu bölgeler oldukça geniş. Bu bölgelerde kontrolün sağlanması için daha çok çatışma ve operasyonlar olacak. Fakat bu konuda anlaşmaya varıldı. Bahsedilen ateşkes yerine getirilmeyecek. Bu sadece Erdoğan’ı razı etmek ve biraz itibarını kurtarmak için yapılmış bir ateşkestir ki Erdoğan, “Biz anlaştık, her şey yolunda gidiyor” diyebilsin.”

Çiyakurd Erdoğan’ın da hem rejimin saldırılarını yumuşatmak, hem de Türkiye’ye bir göç dalgasını önlemek amacıyla ateşkes istediğini hatırlattı. Çiyakurd “Türk devleti bölgeye yönelik büyük bir göç dalgasından dolayı oldukça korkuyor. Bu Türk devleti için ciddi bir sorun oluşturuyor” dedi.

Çiyakurd ‘muhalif’ olduklarını iddia eden Türkiye’ye bağlı çete gruplarının ve Türkiye’nin bölgede geri adım attığına vurgu yaparak “Silahlı gruplar yok edilmeye doğru gidiyor” dedi.

‘Hain Türkiye’ sloganları

Geçen Cuma günü Türkiye-İdlib sınırında Bab El Hewa sınır kapısında İdlibliler Türkiye’ye karşı ‘Hain Türkiye’ sloganlarıyla yürümüştü.

Bedran Çiyakurd protestoyu, çete grupları ve İdlib’deki halkın ‘garantör’ statüsünde olan Türkiye konusunda yaşadıkları hayal kırıklığı ve verdiği söze bağlı kalmamasına bağladı.

Çiyakurd: “Kendini ‘garantör’ olarak tanımlayan Türk devleti uzun süredir bölgedeki silahlı gruplar ve sivillere bölgeye yönelik saldırıları engelleyecekleri ve onları koruyacaklarının sözünü veriyordu. Fakat bölgedeki saldırılar Türk devletinin onayıyla gerçekleşiyor. Bunun için Türkiye ve muhalifin bölgede kalması tartışma konusu oldu. Halk ayaklandı ve sesini yükseltiyor. Açıkça Türk devletinin kendilerini kandırdıklarını belirterek Türk ordusunun bölgeden çıkmasını istiyorlar. Türk devleti artık hiçbir şeyi saklayamayacak duruma geldi. Türk devletinden fayda gören siyasi, askeri ve yöneticiler belki fazla tepki ve tutum içerisinde olmayacak. Fakat halk ve alt kademedeki siyasi ve askeri güçlerin tepkileri gün geçtikçe daha fazla ortaya çıkacak” dedi.  Türk devletinin şimdiye kadar İdlib’deki kriz ve kaos ortamında faydalandığını dile getiren Çiyakurd, “Ama şimdi Rusya, Suriye rejimi ve ittifakları İdlib’de askeri açıdan gelişiyor. İnisiyatifi ele geçirdiler. Bir yere kadar bu tarzla ilerleyebilirler. Bölgede kaybeden Türk devleti oluyor ve ittifaklarının gün geçtikçe yerleri daralıyor. Coğrafyayı ve elindeki halk tabanını kaybediyor. Suriye krizinin başlangıcından bu yana desteklediği grupların durumu, Türkiye için son darbedir” belirlemesinde bulundu.

Bozguncu pozisyonunda

Türk devletinin içte ve dışta yaşadığı krizi farklı planlar ve geliştirdiği tehdit ve sert üslup ile perdelemek istediğine dikkat çeken Çiyakurd, Beritan Sarya’nın “ABD ile ‘güvenli bölge’ tartışmalarında bir uzlaşmaya rağmen, bir kaç gündür Erdoğan yeniden Fırat’ın doğusu için tehditlerde bulunuyor. Bununla bağlantılı mı” sorusuna şu yanıtı verdi: “Evet, bu doğrultuda Fırat’ın doğusuna tehditler savurarak, 3 hafta içinde bölgede ‘Güvenli Bölge’ oluşturulmaması durumunda bölgeye saldıracağını belirtiyor. Bu konuda ABD-Türkiye arasında görüşme ve diyalog sürecindedir. Biz de doğrudan olmasa da bu görüşmelere dahiliz. Ama her zamanki gibi siyasetiyle bölgeye dönük tehdit oluşturuyor. Türk devleti bu mevcut tarzıyla barışçıl, çözüm ve istikrar faktörü değil, bölgede istikrarı bozma faktörüdür.  Ama Türk rejimi bu tarzıyla esas Türkiye’yi ve Türkiye toplumunu yıkıma sürüklüyor.  Bu diyalogların başarıya ulaşması için elimizden geleni yapacağız. Türk devleti saldırmakta ısrarcı olursa, halkımızı ve toprağımızı savunmak zorundayız.Bu konuda hiçbir tereddüdümüz yoktur. Her türlü saldırıya karşı direniş kararlılığımız, irademiz var, saldırılar karşısında onurlu bir direnişi geliştiririz.”

Türkiye’yi çetelere karşı kullanacaklar

Hafta sonu İdlib’de dikkat çeken gelişmelerden biri de ABD öncülüğündeki DAİŞ’e Karşı Uluslararası Koalisyonu’nun   Hurras El Din ve Ensar Tevhid isimli El Kaide çete gruplarının karargahlarını vurması oldu.  Çiyakurd’un buna ilişkin yorumu ise şöyle: “İdlib içerisinde bulunduğu krizden ötürü bölge onlarca radikal cihatçı silahlı grubun merkezi haline gelmiştir. Bölgedeki bu gruplar tasfiye edilmeli. DAİŞ’in bölge coğrafyasından bitirilmesinin ardından dünya tarafından İdlib’in terör merkezi olduğu belirtiliyor. Bu tanım çok önemlidir. İdlib terör merkezi olarak tanımlanırsa tüm dünyadaki stratejik planların İdlib üzerine geliştirileceği anlaşılıyor. Bölgedeki özellikle 3 grubu (Türkistan İslam Partisi, Hurras el Din ve Cebhet El Nusra) hedef alarak yok etmeyi amaçlıyorlar. Bu nedenle Koalisyon’un bölgeye ilişkin planları gelişiyor. Bölgeyi kendi alanı ve teröre karşı mücadele merkezi olarak görüyor. İlerleyen süreçte farklı yöntemlerle Türkiye’yi de bu mekanizmasına dahil edebilir. Türkiye’yi bu mekanizmaya aktif bir şekilde dahil etme planlanıyor. Çünkü Türkiye dahil olmazsa şüphe oluşacak. Çiyakurd, Uluslararası Koalisyon’un da İdlib’in tamamen Rusya ve İran’ın kontrolüne geçmesini istemediğini de, bundan dolayı da bölgenin tümüyle bu iki devletin kontrolüne geçmeyeceğini ifade etti.

‘Hazırlığında yer almadığımız anayasa bizi bağlamaz’

Suriye’de sorunların kısa bir sürede çözümünün mümkün görünmediğini belirten Kürt siyasetçi Bedran Çiyakurd, çözümün Kuzey ve Doğu Suriye’de pratikleştirdikleri Demokratik Özerk Yönetim modeliyle çözülebileceği, hazırlık çalışmaları ve yapımına katılmadıkları hiç bir anayasanın kendilerini bağlamayacağını sözlerine ekledi.  Çiyakurd ifadeleri özetle şöyle: “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim örneği gibi bir sistemle sorunların çözüleceğine inanıyoruz. Özerk Yönetim, Suriye’nin tamamında örnek bir model olabilir. Batılı ve Uluslararası Koalisyon’da yer alan ülkelerin sorunun çözümü için pratik adımlar attığı görülmüyor. Şimdi anayasanın oluşturulması için bir komitenin oluşturulduğu söyleniyor. Suriye rejimi, muhalifler ve siviller arasında bu komite oluşturulmuş. Biz bu komitede yer almadığımız için komisyonu benimsemiyoruz, bu komisyonun alacağı hiçbir karar bizi ilgilendirmez.”

 

HABER MERKEZİ