
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan ve ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın gerillayı Güney’den çekmeyi tartıştıklarını açıklamaları, gündemin merkezine oturdu. Kürt siyaseti, aydınları, esnafı, sanatkarı, gerillası, pêşmergesi, herkes bu gündeme odaklandı. Gerillanın olası çekilme durumunun yaratacağı etkiler tüm toplum kesimlerince konuşulur, tartışılır oldu.
Karayılan ve KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı açıklamalarında Güneyli bazı siyasi güçlerin ve basının gerillaya yaklaşımlarının kabul edilemez olduğunu açık bir dille ifade etti.
Peki Şengal’e, Kerkük’e, Mexmûr’a gerillaların gidişi nasıl gerçekleşti? Bu gidiş ne anlam ifade ediyordu? PKK bununla neyi hedefliyordu? Bu adım Kürdistan toplumunda ne tür gelişmelere yol açtı? Yine PKK’nin Güney Kürdistan’daki askeri varlığı, DAİŞ gibi bir cinayet örgütünün saldırılarına maruz kalan Ortadoğu halkları açısından nasıl bir anlam taşıdı? Sonuç olarak Karayılan ve KCK böyle bir açıklamaya neden gerek duydu?
Şengal savunulmadan DAİŞ’e bırakıldı
3 Ağustos 2014 tarihinde DAİŞ çeteleri, Êzîdî halkının yaşadığı Şengal’e saldırdı. Resmi olmayan rakamlara göre bu saldırıda 5 bin Êzîdî katledildi, çoğunluğu kadın olmak üzere 5 bin dolayında Êzîdî de kaçırıldı.
YPG ve YPJ güçleri 5 Ağustos’ta Rojava ile Şengal arasında bir koridor açarak 200 binin üzerinde Êzîdî yurttaşı bu koridor yoluyla güvenlikli bölgelere ulaştırdı. 10 binlerce Êzîdî yurttaş da Şengal Dağı’na sığındı.
Şengal ve sonrasında da Kerkük ve Mexmûr’a yönelik DAİŞ saldırıları gelişince gerilla direniş cephesinde yer almak üzere bu alanlara geçti. Şengal’de onbinlerce Êzîdî’yi katliamdan kurtaran gerilla, gittiği bu cephelerde de DAİŞ saldırılarının kırılıp sonuçsuz kalmasında büyük rol oynadı.
Şengal’in bilançosu
HPG’nin her gün yaptığı resmi açıklamalardan derlediğimiz rakamlara göre Güney Kürdistan’ın Şengal, Mexmûr ve Kerkük cephelerinde DAİŞ çetelerine karşı yürütülen savaşta, bugüne kadar 45 HPG gerillası ve 13 YBŞ savaşçısı şehit düştü.
Farklılıkların çatışmasından birliğine doğru
PKK’nin alana geçmesi sadece askeri değil, siyasi ve toplumsal açıdan da büyük etkiler yarattı. Dini, mezhebi ve etnik farklılıklarla boğulan ya da boğdurulan Ortadoğu’da eşit ve özgür bir yaşamın mümkün olabileceği gerçeği herkese gösterilmiş oldu. Çünkü gerilla sadece Kürtleri değil, DAİŞ saldırısına maruz kalan herkesi savunmayı kendisine görev edindi.
Êzîdîler’de büyük değişim
Gerillanın alana girmesi en fazla da Êzîdî toplumunu etkiledi. Şengal direnişiyle Êzîdî’ler, büyük bir katliamdan kurtarıldı. Genel toplum tarafından dışlanmış, kendi içinde de parçalı ve örgütsüz olan Êzîdî toplum gerçeğine karşın bilinçlenen, örgütlenen ve kendi savunmasını geliştiren bir toplumun ilk adımları atıldı. Êzîdî savunma gücü YBŞ ve Şengal Êzîdî Meclisi, bu mücadele sonucunda oluşturuldu. Zira bu gelişmeler Êzîdîlerin tarihinde bir ilkti.
Halk PKK’yi sahiplendi
PKK’nin Güney Kürdistan’a geçmesiyle ilk defa tüm Kürt güçleri aynı mevzide ortak düşmana karşı savaşmış oluyordu. Bu, Kürdistan’da büyük bir heyecan yarattı. Herkes bu adımla Kürt ulusal birliğini, ortak ulusal savunma gücünün oluşturulmasını konuşmaya başladı. 20. yüzyılın parçalı ve kendi içinde çatışmalı Kürt gerçeğine karşı böylesi bir çıkış önemliydi. Aynı zamanda Kürdistan’ı dört parçaya bölen egemen sisteme de büyük bir darbe anlamına geliyordu.
PKK, Güney Kürdistan halkıyla da ilk kez bu denli iç içe geçti. PKK’yi direkt tanıma fırsatı bulan Güney halkı, PKK’ye büyük sempati duydu. Gerillanın savaş cephelerindeki direnişi büyük güven geliştirirken, yenilmez gibi lanse edilen DAİŞ, gerilla direnişi karşısında dağılınca, halkta büyük bir özgüven oluştu.
Güney hükümeti ve siyasi güçleri sorgulandı
Gerillanın bu başarısı partiler arasında parsellenmiş Güney Kürdistan toplumunu ulusal ve toplumsal birliğe bir adım daha yaklaştırdı. Demokratik katılımcılığın olmadığı, her şeyin partilerin ve kişilerin tekelinde tutulduğu siyasal ve toplumsal sistem, geniş halk kesimlerince masaya yatırıldı. Bu gelişmeler, parti hakimiyetine dayalı Güney siyasal iktidarında tedirginliğe neden oldu. Siyasal iktidarın kendisini ekonomik ve askeri hakimiyetle mutlaklaştırdığı düzende çatlaklar oluşmaya başladı. Önümüzdeki süreçte bunun etkileri daha belirgin olarak görülecektir.
PKK sempatizanlarına baskılar bu süreçte daha da arttı
Toplumda gelişen bu talep ve PKK etrafında saf tutma durumu, özellikle KDP’de büyük panik yarattı. Bu panik, KDP’yi anlamsız tutumlara ve pratiklere yöneltti. Rojava ve Şengal’den gelen gerilla cenazelerine saldırılar, engellemeler, bu cenaze törenlerine katılanlara dönük gözaltı ve tutuklamalar, peşi sıra haber bültenlerine düşmeye başladı.
KDP bununla da yetinmeyip açıktan olmasa da sürekli gerillanın alandan çıkması için baskı kurmaya başladı. Özellikle Bedir Tugayları’yla Kerkük-Germiyan hattına yerleşen İran ve Türkmenler üzerinden bölgede etkisini kurmaya çalışan Türk devletine karşı PKK’nin kendi ülkesinde KDP tarafından istenmeyen güç ilan edilmeye çalışılması halkta tepkiye neden oldu. Ancak buna rağmen PKK’nin savaş cephesindeki belirleyici rolü devam etti.
Basın gerçekleri görmezden geldi
Savaş cephesindeki gerçekler basın yoluyla kamuoyundan gizlendi. Hatta gizlenmek bir yana, özellikle KDP’ye yakın basın gerçekleri çarpıttı ve yok saydı. Şengal, Mexmûr ve Kerkük’te gerilla DAİŞ’e karşı ön cephede yer almasına rağmen sanki hiç yokmuş gibi varsayıldı ve öyle yansıtılmaya çalışıldı. Bu cephelerde yaşamını yitiren, yaralanan hiçbir gerillaya dair tek bir habere yer verilmedi. Örneğin 6 Ağustos’ta Mexmûr’a yönelik gelişen saldırıda gerillanın etkin direnişi olmasaydı DAİŞ, Hewlêr kapılarına dayanmış olacaktı ancak bu gerçeklik kamuoyundan gizlendi. Hatta daha da somutlaştırılacak olursa Rûdaw Televizyonu bu süre boyunca adeta PKK karşıtı bir rol üstlendi.
Cebar Yawer’in açıklamaları ciddiyetten uzak
Bu süre boyunca yaşanan gerçekler böyleyken, Murat Karayılan ve KCK açıklamasından sonra Rojnews’e konuşan Pêşmerge Bakanı Cebar Yawer, gerillanın hem Güney’deki sayısına hem de şahadet ve yaralı sayısına dair kendilerinde bir bilginin olmadığı şeklindeki bir beyanla kendilerini savundu.
Oysa sorulması gereken sorular şunlardı: PKK Kürdistani bir güç değil midir? Pêşmergeyle aynı cephede, aynı amaçlar için savaşmıyor mu? Pêşmerge Bakanı olarak şimdiye kadar gerilla güçlerinden bir bilgi alma, ortaklaşma girişiminde bulundunuz mu? Gerilla bu savaşta ortak komutanlık oluşturma çağrısında bulunurken neden olumlu bir yanıt vermediniz?
Ve en önemlisi, özellikle İran, Kürdistan’a yerleşmiş ve Güney siyaseti üzerinde açıktan bir ipotek kurmuşken neden buna sessiz kalınıyor da, PKK’nin alandan çıkması isteniyor? Ve bunlar gibi çoğaltabileceğimiz daha birçok soru.
İşin aslı, Yawer’in açıklamaları bir savunma tarzı olamaz. Ancak kendilerinin duyarsızlığını, hatta gerillaya dönük gerçek niyetlerini ortaya koyabilir. Çünkü eğer Pêşmerge Bakanlığı isteseydi, gerilla komutanlığıyla rahatlıkla ortak bir komutanlık oluşturabilir, her türlü bilgiyi de alabilirdi. Bu yaklaşımın gelişmemesi, gerillanın alandaki varlığını sindirememekten kaynaklanıyor.
Barzani açıklamasının anlattıkları
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın açıklama yaptığı gün, Federe Kürdistan Başkanı Barzani, Arapça yayın yapan El Hayat gazetesine, “Kerkük’te pêşmergeden başka bir güce ihtiyacımız yok” şeklinde bir açıklama yaptı. Barzani’nin bu açıklaması gerçek niyetlerini ortaya koyma açısından önemlidir. KDP, KCK’den gelen bu açıklamayı fırsat bilerek, “Gidecek olmanızdan dolayı memnun kalırız” demeye getirmektedir. Zaten hem Barzani’nin bu açıklaması hem de Cebar Yawer’in, “Kendileri bilir, çekilmek istiyorlarsa çekilirler” beyanı, bunun açık kanıtıdır.
Rojava KDP’yi korkutuyor
KDP’nin PKK’ye karşı bu kadar sert olması, esas olarak Rojava ile bağlantılıdır. Rojava’da kurulan sistem ve KDP’ye rağmen oluşan siyasal ve toplumsal irade, KDP’yi kaygılandırıyor. Kürtler arasında tek güç olma hesapları yapan KDP, uluslararası alanda da tek söz sahibi olmak istiyor. Halkı ekonomik açıdan ve güvenlik boyutuyla kendisine mahkum eden bir siyaset yürüterek teslim almak istiyor. Ancak Rojava’da halkların birliğine, toplumsal iradeye ve demokratik katılımcılığa dayalı gelişen sistem, KDP’nin altındaki halının da kaymasını beraberinde getiriyor. Zira Rojava’daki sistemin gelişmesi, yanı başındaki Güney Kürdistan halkında sorgulama yaratacaktır. KDP, uzun değil orta vadede bunun Güney Kürdistan halkında yaratacağı etkiyi gördüğünden şimdiden önüne geçmek istiyor.
Halk çekilmeye karşı
KDP cephesinden bu tür açıklamalar gelirken, halktan, aydınlardan, siyasetçilerden gelen tepki çok daha farklı. Zaten Murat Karayılan da, KCK de yaptıkları açıklamalarda, halkın talepleri doğrultusunda bir karara gideceklerini belirtmişlerdi. Açıklamanın yapıldığı günden bugüne birçok çevreden, “Gerilla çekilmesin” çağrısı geldi. İslami hareketten siyasi şahsiyetlere, gazetecilerden aydınlara, pêşmergeden sivil halka kadar birçok kişi, gerillanın Güney’den çekilmesine karşı.
KDP baltayı ayağına vurdu
Sonuç olarak, bu savaşta statükolar kırılıyor, eski sistem sarsılıyor. Ortadoğu’da taşlar yeniden dizilmeye başlıyor. KDP gibi baskı ve satın alma üzerinden toplumda tahakküm kuran zihniyetlerin bundan sonra uzun süre hakim kalması zordur. Ya kendilerini aşarlar ya da aşılırlar.
KDP, PKK’ye “Güney Kürdistan’dan çık” baskısı kurmakla, aslında baltayı ayağına vurmuştur. Halk nezdinde prestiji ciddi anlamda sarsılmıştır. Bundan sonra kişi ve parti diktatörlüğüne dayalı siyasal sistemin Kürdistan’da eskisi gibi hakim olması oldukça zordur.
Muhalefetsiz iktidar
İşin sorgulanması gereken yönü asıl olarak şudur: Nasıl oluyor da KDP, her istediğini söylüyor ve her istediğini yapabileceğine bu kadar güveniyor?
Güney Kürdistan siyasal ve toplumsal sistemi kendisine has bir çarka sahiptir. Nasıl işlediğini, niye böyle işlediğini dışardan bakan biri kolay kolay anlayamayabilir. Çünkü bildiğimiz sistemler literatüründe böyle bir sistem yoktur. Aşiret sistemi denilse buna tam tekabül etmiyor. Parlamenter sistem, başkanlık, yarı başkanlık, tam diktatörlük... Ne derseniz deyin, yine tam olarak bir yere yerleştiremiyorsunuz. İktidarın ve muhalefetin iktidarı paylaştığı, halkın sözde yönetime parlamenter sistemle katıldığı, vekillerini seçtiği bir sistem. Ama işin özünde halkın iradesinin hiçbir şekilde yansımadığı, ülkenin ve iktidarın daha önce iki, Goran Hareketi’nin de katılımıyla üçe bölündüğü, parsellendiği bir sistem.
Bu partilerin çıkarları o kadar iç içe geçmiş, birbirlerinin açıklarına o kadar göz yumulmuştur ki, birisi çıkıp diğerinin yanlışına yanlış diyememektedir. Çünkü sistemi bu paylaşım denklemi üzerine kurmuş ve zımni olarak da bu konuda anlaşmışlardır. Dolayısıyla KDP’nin PKK’ye karşı yürüttüğü bu dışlayıcı politikayı YNK içindeki önemli bir kesim sindiremese de, bu ilişki sisteminden kaynaklı karşı da duramamaktadır.
PKK uluslararasılaştı
Tüm bu gerçekliğe karşın bu savaşın her bakımdan kazananı PKK çizgisidir. PKK, ulusal düzeyde olduğu kadar uluslararası alana da kendisini tanıtma imkanı buldu. Şimdiye kadar kendisine dair oluşturulmuş olan “terör” yaftasını yırtıp attı. Bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir diplomasi alanı oluşturdu. Ortadoğu halklarında büyük bir ufuk oluştururken, dünya halklarında da kapitalist sistemin “biricik” olmadığını, toplumların, halkların farklı sistemlerle bir arada yaşayabileceğini gösterdi. Kısacası, klişeleşmiş ifadeyle, başka bir dünyanın mümkün olabileceğini herkese gösterdi.
Son hamleyle PKK, KDP’yi köşeye sıkıştırmıştır. Gerçekliğini ifşa etmiştir. Güney Kürdistan halkı ve aydınları da KDP’ye baskı yapıp tavrını açıktan ortaya koymasını sağlamalıdır. KCK ve Murat Karayılan açıklamalarında isim vermeseler de işaret edilen ve eleştirilen güç KDP’dir. Dolayısıyla öyle geçiştirme ve siyasi ciddiyetten uzak söylemlerle yaklaşılamaz. Çünkü söz konusu olan bir halkın geleceği, kaderidir.
HALİT ERMİŞ