Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde uzun süredir devam eden keyfi uygulamalar ve kötü muamelelere karşı Kenan Avcı ve Abdulkadir Yılmaz ile Cemal Akın, Abdullah Şimşek, Mehmet Zahir Sarıtaş, Ferdi Çiçek, Yusuf Aldemir isimli PKK'li 7 tutsağın 25 Mart'ta başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 11'inci gününde devam ediyor. Tutsaklar gönderdikleri mektupla cezaevi idaresinin uygulamalarının yaşanan çözüm sürecinin ruhuna aykırı olduğunu belirtmiş, Adalet Bakanlığı'nın cezaevinde yaşanan ve işkence boyutuna ulaşan uygulamalara karşı soruna bir an önce el atması gerektiğini vurgulamıştı. Keyfi uygulamalar devam ettiği sürece eylemliliklerini sürdüreceklerini de bildirmişti. TUAD yetkililerinin yarın cezaevine giderek açlık grevindeki tutsaklarla görüşmesi bekleniyor.


Şakran'da 3. haftada

İzmir’deki Aliağa/Şakran Cezaevi’nde dokuz kadın tutuklu açlık grevinin 24. gününde. Talepleri, birlikte tutuklandıkları arkadaşlarıyla kalmak ve cezaevindeki çıplak arama gibi hak ihlallerinin ve keyfi uygulamaların son bulması.
Pamukkale Üniversitesi’nde, 12 Eylül 2012’de başlayan açlık grevlerine dikkat çekme amaçlı yürüyüş düzenleyen öğrenciler Tuba Tekin, Büşra Özel, Damla Nalçakan, Melek Yeter, Nupel Ermiş ve Neslihan Altun İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde “örgüt üyeliğinden” yargılanıyor. Öğrenciler ile onların taleplerine destek olmak isteyen siyasi mahpuslar Leyla Yıldız, Eylem Etri ve Nesrin Akgül talepleri karşılanmadıkça açlık grevine devam edeceklerini açıkladılar.
Açlık grevindeki kadınlarla cezaevinde görüşen, İzmir İHD Şube Yöneticisi Avukat Gurbet Uçar, her gün doktor kontrolünden geçtiklerini, çay, limonata ve ayranla beslendiklerini, B12 vitamini aldıklarını söyledi. Yaklaşık 3-4 kilo kaybeden kadınların, morallerinin iyi olduğunu da ekledi.

'Askeri düzen' dayatması!

Diyarbakır Barosu Cezaevi Komisyonu da Şakran Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini rapor haline getirdi. Mahpusların şikayetlerinin başında sağlık sorunları ve tedaviye ulaşamamak geliyor. Rapora göre; dört aydır diş hekimine tedavi olamayan ve yüzü şişen Hüseyin Güçlü ile çene kırığı bulunan Osman Elaltı, kelepçeli doktora görünmeyi kabul etmediğinden tedavi olamıyor. Tedavi olabilen mahpuslara da ilaçları ya zamanında verilmiyor ya da hiç verilmiyor.

Dayak, hakaret, tehdit, taciz

Rapora göre mahpuslar nakiller sırasında sürekli hakarete ve tehditlere maruz kalıyor. Özellikle cezaevi girişi sırasında yapılmak istenen çıplak aramayı “onur kırıcı ve kabul edilemez” olarak niteliyorlar. Çırılçıplak aramayı kabul etmeyen mahpuslar dövülüyor, tek kişilik hücrelerde tutuluyor ve doktora çıkıp darp raporu almaları engelleniyor. Kadınlar, sözlü tacize uğruyor. Suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanıyor. Buna karşın mahpuslara disiplin cezası veriliyor.

Çocuklara da aynı muamele

Rapora göre, görüşülen tüm mahpuslar sayım sırasında askeri düzende sıraya dizilmeye ve tekmil vermeye zorlandıklarını belirttiler. Çocuk mahpuslar da dahil bu uygulamayı kabul etmeyenler dövülüyor. Hapishanedeki dört çocuk mahpus, gardiyanların kendilerine “Abi” demelerini istediğini, ellerini öptürmeye çalıştığını, kendilerine “lan” dediklerini ve koğuşlarında sürekli bir gardiyanın bulundurulduğunu anlattı.

Selam vermek de yasak!
Kadın mahpuslar, yaklaşık bir yıldır ortak alana çıkarılmadıklarını, hatta görüşe çıkarken diğer kadın mahpuslara selam vermelerinin bile yasaklandığını baro yetkililerine anlattı. Selamlaşan kadın mahpuslara, disiplin cezası veriliyor. Mahpuslar, mektuplarının da dışarıya verilmediğinden şikayetçi. 


Yozgat'ta 'A Takımı' görevde
Yozgat E Tipi Kapalı Cezaevi’ne 11 Mart’ta sürgün edilen 10 siyasi tutsak gardiyanlar tarafından tartaklandı. Yozgat Cezaevi’nde bulunan Aydın Altığ, gönderdiği mektupta cezaevinde “A takımı” diye bilinen ve kendilerine ideolojik yaklaşan, her sayım esnasında provokasyon yaratacak biçimde tavır takınan gardiyan takımının daha adımlarını cezaevine attıkları gün uygulamalarına başladığını belirtti. Sürgün edildikleri cezaevinin girişinde zorla soyulduklarını ifade eden Altığ, gardiyanların kendilerine “Cumhurbaşkanı da gelse böyle zorla soyup içeri alacağız” dediklerini kaydetti. Altığ, bulundukları hücrelerin “tabut” olarak değerlendirildiğini sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti: “Şu an ikinci ranzada kafam tavana değiyor. Yani o kadar basık ve küçük bir mekandır. Pencereleri de dar yeterince hava olmadığı gibi tel süzgeçler vurulup kör cephe yaratmışlar. Kaldığımız yer hücrelerin olduğu bölümdür. Üst kısımlarında telli odalarda adliler var. Her tarafın kapalı oluşu ve onların yüksek sesle konuşmaları tam bir 12 Eylül durumunu hatırlatır cinstendir. Yine banyo havlusunu havalandırmada bırakmak yasakmış. Havlunun arkasında biri saklanır ve kendileri de görmez, ya da gözden kaçırır tedbiriyle ıslak da olsa içeri alınma şartı varmış.”
Altığ, bulundukları cezaevinde siyasi tutsaklar için 60 kişilik yer ayrıldığını da belirterek, cezaevine yeni sürgünlerin olabileceğini düşündüklerini kaydetti. Cezaevinin inşa edildiği soğuk ve sürekli rüzgarın uğultusunun hakim olduğu tepeye yöre halkı "it durmaz tepesi" diyor.

HABER MERKEZİ