'Ne anlamı olabilir ki mitolojilerin günümüz modern kapitalist toplumunda?' diye doğal olarak sorabiliriz kendimize. Sözlü edebiyatın önemli ürünü olan mitolojiler, halkların folklorik tarihinin önemli bir öğesi. Asıl mesele onları nasıl ve ne amaçla güncelleştirdiğimiz. Amaca bağlı olarak, popüler kültürün bu ilginç nüveleri yorumlara müsait ve her siyaset kendi amaçlarına, dönemsel koşullara göre uyarlar. Tıpkı bizim direniş ve başkaldırı destanı Kawa gibi İsviçreliler’in de 13. yüzyıla ait Guillaume Tell veya Almanca Wilhelm Tell (Giyom Tell okunur) efsanesini yediden yetmişe herkes bilir. 'Sekiz milyon nüfuslu 120 bin civarında Türkiyeli göçmenin yaşadığı bir ülkedeki bu efsaneyi bugün yazmanın ne anlamı olabilir ki' sorusunu sorabiliriz kendimize. Oysa bu efsane siyasette, bürokraside siyasi iradenin temsili ve yetkinin kullanımı açısından günceldir.

Efsane İsviçre’nin (Helvetia konfederasyonu) küçük kurucu kantonlarından Uri’de geçiyor. Roma-German imparatorluğu, 13. yy'da bugünkü ABD’nin gücünde. İsviçre’nin geçit vermez Alpler’ini aşarak bütün bölgeye hakimiyet kurmuş. Ülke Alman ve Roma imparatorlukları arasında sıkışmış. Waldsatten Vadisi Alman imparatorunun himayesinde. Kral her yıl temsilcilerini halka gönderiyor ve vergi toplatıyor. 13. yüzyılın sonunda Habsburg (Avusturya) Kralı Albert, Waldstatten halkını egemenliğine almaya karar veriyor. Kendi temsilcilerini ve vekilharççılarını yollayarak halktan vergi topluyor. Bu durumu haksız bulan köylüler direniyorlar. Giyom Tell efsanesi de bu direnişten doğuyor. Hermann Gessler, kralın iradesini temsil ettiğini söyleyen bir vekilharççı (vergi memuru). Asıl görevi kimseye baskı yapmadan vergi toplamak olan Gessler, İsviçre’nin bu küçük bölgesinde kendini imparatorun temsilcisi, yerel irade ilan etmiş. "Dediğim dedik, çaldığım düdük." Binbir gece masallarındaki eline sopayı alıp köprü başını tutan "Deli Dumrul" misali, "Burası benden sorulur" ve kendisini 'irade' diye dayatıyor. Kanunlar çıkarıyor, halkı krala sevgi adına kendisine bağlılık sınavlarına tabi kılıyor. Halkın kendisi hakkında ne düşündüğünü sınamak için Altdorf kasabasının ortasına, meydana yüksek bir direk diktirerek ucuna da kendi şapkasını yerleştiriyor.

Gelip geçen herkesin şapkasının önünde eğilerek selam vermesini emrediyor. Bir gün Bürglen Köyü'nden Giyom Tell ile oğlu Walter de oradan geçiyorlar ve şapkaya selam vermeden yollarına devam ediyorlar. Askerler hemen Tell’i tutuklayıp Gessler'in huzuruna çıkarıyorlar ve neden iradeye itaat etmediğini sorguluyorlar. Tell’in yanıtı muğlak. Gessler küplere biniyor: "Duyduğum kadarıyla sen ünlü bir okçusun, işte senin cezan: Oğlunun başının üstüne yerleştirilmiş bir elmayı okla vuracaksın." 

Gariban köylü, oğlunun hayatını tehlikeye atmaktansa kendi yaşamına son vermeye hazır aslında. Gessler’e yalvarır. Başka bir ceza vermesini diler ama nafile. Harççıbaşı insafa gelmez ve bir yanlış yapması durumunda kendisinin de oğlunun da öleceğini bildirir. Tell’in başka çaresi yok. Oğlunun başındaki elmayı nişan alır ve tam ortasından vurur. Onları izleyen bütün kalabalık adama hayran kalır, kahraman köylüyü uzunca alkışlarlar. Gessler, bu esnada Tell’in ikinci bir oku koynunda sakladığını fark eder ve bunun sebebini sorar. Tell sakince bunun bir okçu geleneği olduğunu söyler ama kurnaz Gessler inanmaz. Doğruyu söylemesi halinde hayatını bağışlayacağının sözünü verir. Bunun üzerine Tell der ki "Eğer elmayı vuramasaydım ve çocuğumu öldürseydim, ikinci okla sizi vuracaktım." Bu yanıtı alan Gessler, Tell’i Küssnacht zindana atmalarını emreder. Amacı okçuyu orada çürütmek.

Bir süre sonra Gessler ve korumaları esiri de yanlarına alarak Küssnacht‘a gitmek üzere Flüelen’den tekneyle göle açılırlar. Kısa bir süre sonra bir fırtına kopar. Tekne dalgalarla boğuşur, battı batacak. Baş koruma, ancak iyi bir dümenci olan Giyom Tell’in onları kurtarabileceğini söyler. Bunun üzerine tutsak dümene geçer, kısa bir süre sonra tekneyi kayalıklara yanaştırır ve sahile atlarken, onu ayağıyla iter. Akıntıya kapılan teknenin önünü ilerideki vadide keserek, kalan tek okuyla gaddarı vurur. Halka zulm eden, yetkisini kötüye kullanan Gessler’i ortadan kaldıran Giyom Tell 'kahraman' olur yörede. Uri kantonu ve halkı da özgürlüğe kavuşur.


Çağdaş, devrimci Giyom Tell

Giyom Tell, Fransız devrimi döneminde Avrupa’da popüler olur. Fransız devrimciler O’nu 1798 yılında kurulan ve ömrü beş yıl olan İsviçre Cumhuriyeti’nin sembolü sayarlar. 19. yüzyıl Rus devrimcileri ve daha sonra İspanyol cumhuriyetçileri de Tell’i 'kahraman' kabul ederler. Alman şair Friedrich Schiller, 'İsviçre’nin özgürlük kahramanı' Giyom Tell’i dram olarak 1804’te tiyatroda sahneler. Bu oyun, özgürlük tutkusunu işler. İkinci Dünya Savaşı döneminde ise Giyom Tell, İsviçreliler’in Nazi karşıtı direnişinin sembolü olur. 'Zulme karşı savunma hakkının kutsallığı ve meşruluğu' ilkesini işler. Bu anlayışa göre 'Despot insanlık dışı zulüm yapar, yetkiyi kötüye kullanırsa' iradeyi temsil edene karşı başkaldırmak ve otoritesini reddetmek meşru bir haktır. 'Özgürlük, despotluk ve baskıya karşı mücadeleyle elde edilir' ilkesini savunur.

Güncel ana fikir itibariyle, bugün siyasetin her alanında Hermann Gessler’ler karşımıza çıkıyorlar. Gessler zihniyeti sadece sömürgeci, diktatör rejimlerde değil günümüz siyasetinin, bürokrasisinin her alanında bulunabilir. Devleti, kurumu, iradeyi temsil ettiğini söyleyip yetkisini kötüye kullanan feodaller, sendika ağaları, statükocular, bölgecilik, mezhepçilik, aşiretçilik, cinsiyet ayırımcılığı yapan Gessler’lerin sayısı az değil. Bu durumlarda devrimci, aydın, yurtsever tavır şapkayı selamlamak değil, oradan indirmektir. Zira şapka, devrimci yüce iradeyi temsil edemez. Geçmişin Gessler’i tarihimizin zalim Dehak’ı ise, bugünün Gessler’leri de ancak birer Hogir olur. Yolumuz Çağdaş Kawa’nın, Giyom Tell’in yoludur.