Güney Kürdistan lideri Mesut Barzani’yi ağırladılar. Recep Tayyip’in yüzünde, gözüne kestirdiğini ucuza kapmak isteyen at simsarının yaltaklanan gülümseme…
Ama bir önceki buluşmada olduğu gibi yine Kürdistan’ın adı, bayrağı yok. Mesut Barzani Kuzey Iraklı. Devlet adamları için yere serilen kırmızı halı, altlarına sürülen siyah renk makam aracı da yoktu.
 Kürdistan Bölge Başkanını, maganda görgüsüzlüğüyle küçük görme, istiskal etme miydı, bu? Türk medyası, “yeşil renk araba tahsis edildi” dediğine göre evet…
Recep Tayyip, Barzani’yle görüşmeden sonra Irak halkını Sünni, Şii diye ayırıyor sıra Kürdistan’a gelince “sayın Barzani” deyip, bir halkı, ülkeyi yok sayıyordu.
 Suriye’den sonra şimdi de eli, kolu, bütün gövdesiyle Irak içlerine dalan Recep, ne kadar doğru, hangisi yalan şimdilik bilmiyoruz, ama Barzani ile Suriye ve PKK konusunda mutabık olduğunu söylüyordu.
Biliyoruz ki, Recep’in “mutabıkı” Suriye Kürtlerinin köle kalması, Kuzey’in özgürlük mücadelesinin boğulmasıydı. Nitekim, Barzani ile görüştüğü saatlerde, emir verdiği uçaklar güneyi bombalıyordu.
Recep’in peşinden koştuğu bir başka “mutabakat” ise Kürtleri ayrıştırıp, tek düşürmek sonra boynuna binmekti. Barzani’ye gülücükler vererek, kardeşleriyle karşı karşıya getirmek de, onu yalnızlaştırma çabasıydı. Bütün parçaları, kendi Kürtlerinin akibetine uğratma…
Oysa Recep Erdoğan, Güney Kürdistanı etki alanına çekme taklaları atarken, Kuzey, büyük bir yarılmayla, TC’den ayrışıyor, fiilen ayrılıyordu.
Çünkü, TC daha ilk gününden beri siyasal, sosyal, ekonomik ve hukuksal hak ile özgürlükler konusunda, zaten iki bölgeliydi. Türk kesimindeki hak ve hukuk Kürdistan’da yok, hiç bir zaman olmamıştı. Bugün de yoktu.
Kemalisti ya da dincisi fark etmez, bütün Türk rejimlerinde Kürdün yaşama hakkı, günlük emre bağlıydı. Geride kalanların hak ve adalet arayacağı merci, makam dün yoktu; bugün de yoktur.
1920-1940’lardaki soykırımın açıklanmış sebebi, itaatsızları terbiye etmekti. Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ve generallerinin damgasını taşıyan 1990’lar katliamlarının adı “faili meçhul cinayet”ti.
Mesut Yılmaz, 1997 yılında Başbakan olduktan sonra, cinayetleri araştıran bir çalışma başlatmış, bu arada Kürt kanının akışı azalmış, fakat AKP döneminde, cinayetlerin üstüne yeniden Türk hukuku örtülmüş, katiller beraatle ödüllendirilmiş, geçmişin en kanlı elinin göğsüne de madalya takılmıştır. 
Misal mı?
AKP iktidarının kararı ve son emriyle Uludere’de 34 Kürdün uçakların bombardımanıyla katli “faili meçhul” kalmış, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın, Liceli Ceylan kızın öldürülmesine kara örtü çekilmiş, Bulanık’ta iki kişiyi katleden gizli korucular, Şemdinli’de Tanju adındaki çavuşun işlediği cinayet Türk adaletince, beraatle kapatılmıştır.
AKP-Fethullah Gülen rejiminde, ekonomi ölü, onun bir parçası olan mera ve yaylalar “yasak bölge”dir. Yatırım ve ticarette “stratejik” denilen alanlar, ırkçı kaygıyla Kürtlere kapalıdır.
Tutuklu ve hükümlüler için de sistem ikilidir. Kürtler, dört duvar arasında, askeri darbe dönemi uygulamarıyla karşı karşıyadır. Yalnız tutuklular değil (Osmaniye cezaevinde) onları görmeye gelen yakınları da çıplak edilerek aranmakta, Pozantı cezaevinde görüldüğü üzere küçük çocuklar, tecavüzcü hırsızlar, katillerin önüne atılmaktadır.
Türk mahkum ve tutuklulara, TC’nin altına imza attığı uluslararası anlaşmalar, Abdullah Öcalan olayında görüldüğü Kürtler için geçerli değildir. İktidarın ırkçı kafasına uygun olarak ceza içinde ceza uygulamaktır.
Kürt lider, ellerinde esirdir. Ama dindar dürüstlüğü, inancı, iman ve vicdanının boyu zulmü kadar olan AKP iktidarı, onu rehine olarak kullanma çabasındadır. Kürtlerden taviz koparmak için, hukuk dışı cezalar uygulamaktadır. Uluslararası hukuku yok sayarak avukatları, yakınlarıyla görüşmesini engellemiş, dolaysıyla dünyayla insani bağlarını koparmıştır. TC’den başka, hiç bir Faşist rejimlerde rastlanmayan hukuk tanımazlıkla bütün avukatları tutukludur.
Misallerde görüldüğü üzere Recep’in “ileri demokrasisinde” Kürtler, bir zamanların Güney Afrika’sını da aratan ırkçı darbeler altındadır. Gazetecisi, aydını, siyasetçisi, oy sahibi olanlarıyla, boyun eğmeyenlerden 8 bin Kürt tutuklu terörist ve doğuştan suçludur. Dağa çıkmayanların siyasal örgütlenme özgürlüğü “Türklüğü yüceltmek” değilse, yok edilmesi gereken  düşman hedeftir.
AKP iktidarı, köleye dayatma olarak yıllar yılı, ağzından Kürtçe kelime kaçıranı, müziğin nağmesini mırıldayanı kendi adaletinin vicdanıyla cezalandırmış, hapishaneler yeterli gelmeyince konuşmaya izin çıkarmış, bu utancı lütuf gibi sunmuştur. Her yerden fışkıran Kürt televizyonlarına karşılık, Kürde Kürtçe hakaret televizyonu da Türk hakanıyetinin armağanı...
Topraklarının oluşumu kadar kendi yurdunun yerlisi olan Kürtlere bunları yaşatan Recep, yeme ve yutma zamanına kadar “iyi Kürt” diye gülümsediği Güneylileri, imkansızı isteme taklalarıyla, kardeşleriyle düşmanlığa, sonuçta savaşa davet ediyordu…