Muhabir, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, ‘etle tırnak gibi değiliz, iki eşit halk olmalıyız’ sözünü, belli ki, Başdanışmanların “ısmarladığı” bir soru olarak Başbakan’a yöneltiyor. Başbakan “soruyu alıyor”, “yanıtı fırlatıp” Kürtlerin başına çalıyor:
“İki eşit halk” demek, “ayrımcılıktır”…
“İki eşit halk yok, ‘etle tırnak’ var…”
Ve sonra “eşitlik” lafından iyice huylanmış olmalı ki, hemen hemen bütün Hükümet yanlısı ajansların “sansür” ettiği şu lafları ağzından kaçırıyor: “Bunlar ‘iki eşit halk gibi’ dediğin zaman, kantara çıkarıyor. Kantar tutmayabilir.”
Ne demek bu? Şu demek: “Sen kantara çıkardığında, kantar Türkle Kürdün eşit olduğunu göstermeyebilir…”
CHP’li vekilin “Kürt milliyeti ile Türk ulusu eşit olamaz” dediğinde, “yazılı camdan” esip gürleyen Başbakan, “yazılı cam” olmayınca, CHP’li vekilin tıpkısının aynısının foto kopisi gibi konuşuveriyor…
Şu “et-tırnak” benzetmesi, ayda yılda bir kere dile geldiğinde insanın içini dışına çıkartmasa da, bir cümlenin içinde defalarca tekrarlandığında, insanda iç bulandırıcı, ikrah ettirici, tiksindirici bir etkide bulunuyor. Bu aşırı naturalist benzetmenin yerine, “eşit haklı iki halk”tan daha nezih bir açıklama olabilir mi? Bu gibi durumlarda “biyolojik” terimlerin yerine, hukuki ve sosyolojik terimlerle konuşmak daha doğru olur.
Her neyse…Bu Başbakan’ın “naturasıyla” ilgili bir durum. Biz gelelim, dünkü yazımızın son paragrafına. Orada şöyle deniyordu:
“Erdoğan İmralı sürecini, “düşmanla yapılan barış görüşmesi” gibi sürdürmekten bir an önce vazgeçmelidir. Eğer Türklerle Kürtler “birlikte” yaşayacaklarsa…”
Hükümetin dili bu açıdan aynı ülkede eşit haklılık temelinde yaşayacak olan iki halkın kardeşleşmesine hizmet etmiyor. “Terör örgütü”, “terörist”, “ülkemizi terk etsinler, hangi ülkeye giderlerse gitsinler” üslubuyla konuşmak, belki AKP tabanındaki “milliyetçileri” memnun edebilir, ama Kürt halkının “çözüm sürecine” olan güvenini sarsar.
Devletler arasında savaş sürerken “barış görüşmeleri” yapılabilir. Barış görüşmeleri sırasında düşman devletin toprakları bombalanabilir. Barış sağlanana kadar her iki taraf “barış sürecim kırılgandır, aman dokunmayın bozulur” falan demeden birbirlerini son ana kadar boğmak için her şeyi yapar. Yaptıkları halde “barış sürecine” de hiçbir şey olmaz. Hatta öyledir ki, düşman devletler, karşı tarafa ne kadar “zayiat” verdirir, ne kadar fabrikasını, tersanesini, barajını havaya uçurursa, düşmanı “barışa” o kadar mecbur edeceğini bilir. Vurdukça, kan döktükçe, yıktıkça “barış” yakınlaşır.
Erdoğan “çözüm süreci” dediği süreci, iki düşman devlet arasındaki “barış süreci” gibi görüyor. Her gün, giderek artan ölçüde bombardımanlarla, “gerillanın çekilmesini istediği” “sınır ötesini” birbirine katıyor. Lice dağlarında “silahsız sivil insanların” önlemek için ölümü göze aldığı operasyonları sürdürüyor.
Ne yapmak istiyor? Sabahtan akşama kadar ona buna “dil” dersi veren AKP başları, “eşit haklı iki halk dersen ‘süreç’ havaya uçar” diye konuşurken, Kandil’i “havaya uçurmaya” çalışarak “barış“ iklimini yaratamaz.
Hükümet “çapsız bir siyasi egoizm” içindedir. O sanıyor ki, kendi seçmenini “düşmana barışı zorla, onu bombalayarak, aşağılayarak kabul ettireceğim” diyerek “ikna” edeceğim derken, milyonlarca Kürt insanının “hassasiyetini” hafife alıyor.
Erdoğan, Selahattin Demirtaş’a “ders vermek” yerine, kendisinin “eşit haklara sahip her iki halka” aynı anda hitap etmek zorunda olduğunu bilmelidir; nasıl ki, “AKP’ye küfrederek” AKP’li seçmenle diyalog mümkün değilse, PKK’ye ve BDP’y hakaret ederek, saldırarak Kürt halkıyla diyalog kurmak mümkün değildir.
İç savaşı sona erdirecek olan Barış süreci, iki askeri güç arasındaki “anlaşma ve uzlaşmayla” değil, iki eşit haklı halk arasında “barışmayla” amacına ulaşır…
Cengiz Çandar günlerden beri Kürt halkının “halet-i ruhiyesini” AKP’lilere anlatmaya çalışıyor. Hakkari’de var olan “kaygıların”, Amed’de de beklenmedik bir şekilde aynıyla ortaya çıktığını yazıyor. Bunun nedeni, Hükümetin barış sürecini, iki düşman devlet arasındaki barış görüşmeleri gibi sürdürmesidir. Vazgeçin bundan…
İki düşman devlet yok iki eşit haklı halk var
Samanyolu’nun önceden güdümlenmiş muhabiri Başbakan’ı “teşvik” ediyor. Cemaatçi TV teşvikçi, çanakçı…Zavallı muhabir gülünç olduğunun farkında değil…