Sevdiklerinin yollarını gözleyenler bilirler. Beklenenin yıldızının kaydığı haberi gelince nasıl bir acının gelip yürekte yer edindiğini. O yıldız kaydığında ne güneş kalır, ne dünya.

Kardeşimin Şırnak’ta dört kişiyle beraber katledildiğini duyunca, gözyaşlarımızı dahi erteleyip düşüyoruz yollara.

Kardeşim... Esma... Kendine verdiği isimle Hizan GARZAN. Bizim deyimimizle Karagül. 17’sinde yönünü dağlara vermiş bir yaşam. Üç yıl boyunca nerede olduğunu bilemediğimiz, birgün çıkar gelir diye kapıları açık tuttuğum, sofraya bir tabak fazla koyduğumuz... Karakızımız.

Mem û Zin memleketine, insanların diri diri bodrumlarda yakıldığı Cizre yolculuğunda ağzımızı bıçak açmıyor. Toroslarda açıyorum biran gözlerimi. Kardeşimin İnce Memed kitabının son cildini, İnce Memed destanı bitmesin diye tüm ısrarlarıma rağmen bitirmediğini anımsıyorum.

Eyy İnce Memed, Esma bu dağlardan geçtiyse neden misafir etmedin? Toroslarda Esma’ma verecek bir tas suyun yok muydu? 

Güllerin kara açtığı topraklarda Karagülümü düşünüyorum.


Keşke dağ olsaydım!

Cizre’ye yaklaştıkça tekrar tekrar okuyorum haberi. Şehitlerden ikisi kadın. İkisi de Esma. Diğer Esma Xwinda Mervan Cudi (Esma Korkunç). İlk gözyaşları Cizre’de bizi karşılayan dostumuza sarılırken akıyor. 

Sabah Şırnak’ta morgda bulamıyoruz kardeşimizi. İlk defa Orada kaybettiğimi hissediyorum.

Ey Nalaro... Ana olup kardeşlerimi saklasaydın ya Nalaro. Merhem olup Karagülümün yarasını niye sarmadın Nalaro?

Kahrımdan gözlerim görmez olduğunda tesadüfen öğreniyorum diğer ESMA’nın ailesinin numarasını. Ertesi sabah Silopili Esma’nın gencecik annesiyle DNA işlemlerini yapıyoruz. Düşünün Cizre adliyesinde adalet arıyoruz. Üç aydır sonuç bekleyenleri öğrenince öfkemiz artıyor.

İstanbul’a dönüş yolunda Gabar’ı seyrediyorum... Keşke dağ olsaydım diyorum... Dağların kardeşimle geçirdiği zamanlara imreniyorum. 


Şimdi iki kayıp mezardalar

Kalemi elime almaya cesaret ettiğimde öğreniyorum Silopili ESMA’nın öyküsünü. Xwinda Mervan Cudi. Hiç okula gitmemiş ama çok iyi okur yazar. Şiire aşık bir genç. Gideceği gün neşeli. Annesi ve kardeşiyle tatlı tatlı sohbet ediyor. Vakitlerden öğle ama tutturuyor mutfağa gidip akşama sarma sarıcam diye. Esma’nın ardından mutfağa gittiklerinde görüyorlarki son akşam yemeğini hazırlamış Esma. Malzemeleri özenle hazırlamış ama yüreğinde kanat çırpan kuş daha fazla izin vermemiş durmasına... Sonradan öğreniyorlar bakkaldan su aldığını. Bir kardeş hasreti çekiyor Esma’yı dağlara.

Kardeşim Esma ise hiç Kürdistan’ı görmemiş İstanbul doğumlu. Piyano, keman, bağlama, gitar çalıyor. Sesi güçlü ve güzel. İyi resim yapar. Tüm bunları yanına alıp yönünü veriyor dağlara. Gideceği sabahın gecesinde neredeyse sabaha kadar trigonometri çalıştık beraber. Okula giderken ardından baktım. Başı dik, adımları yorgundu.

İki Esma birbirinden ayrı yollara düşüp Nalaro’da ölümsüzleştiler. Aynı dere yatağında sonsuzda birleştiler. Şimdi iki kayıp mezardalar. Bu topraklarda içine gömülecek kadar gözleri varmış. Bekleyişimiz sürüyor... Dağ taş aramamız da gerekse bulacağız. 

Biliyorum o ilk karşılaşma anında birinin saçlarında tarçını, diğerinin koynunda kekiği koklayacağız.



GURBET İLBARS