Paris'te 9 Ocak 2013'te üç Kürt devrimcinin katledildiği katliamın yıldönümüne yakın, 7 Ocak'ta mizah dergisi Charlie Hebdo'ya yönelik bir katliam gerçekleştirildi. İki yıl arayla Paris'te işlenen bu katliamların ortak noktaları sadece aynı kentte işlenmiş olmaları değil. Bu katliama zemin hazırlayan, besleyen kaynaklar kadar, katillerin zihniyetinde de ortaklık var.
Yıllardır bu katliam zihniyetinin mağduru olan Kürt halkı toplu ya da tekil halleriyle büyük bedeller verdi. Paris'in sokaklarında katledilen Sakine, Rojbin, Leyla ve Charlie Hebdo çalışanlarına sıkılan kurşunlar kardeştir. Dinci ve ırkçı faşizmin ürünüdür. Özgürlük düşmanı olan bu zihniyet, şimdi ne kadar büyük bir tehdit olduğunu, insanlığın ortak temiz mirasını kirletmeye çalıştığını daha da alenileştiriyor.
Bu barbar düşüncenin mağduru Kürt halkı, Kürdistan'da amansız bir mücadele yürütüyor. Charlie Hebdo katliamıyla Avrupa'ya da taşırılan bu insanlık düşmanı zihniyet, Kürt Özgürlük Hareketi'nin daha önce de vurguladığı gibi, tüm halklar, inançlar ve özgürlükten yana olanlar için tehdittir. Bunlara çıkarları uğruna zemin sunan, Kobanê'de olduğu gibi her türlü desteği veren, bir koz olarak kullanan devletlerin sorumluluğuyla yüzleşilmeli.
Hafta sonu Paris'te yürüyen onbinler de bu gerçeğe dikkat çekti; ortak mücadele çağrısında bulundu. Bu vahşetin mağduru elbette sadece katledilenler de değil. Din adına işlenen bu katliamlar öncelikle İslam dinine hakarettir. Bununla birlikte Paris'te sıkılan kurşunlar, özgür düşünceyi, tüm farklılıkları, halklar arasındaki birlikteliği, hoşgörüyü de öldürüyor. ''Ben varsam sen yoksun'' anlayışına karşı, ''Birlikte varız, birlikte özgürce yaşayacağız'' demek gerekiyor. Bu barbarlığa dur demek, her yerde bu sesi büyütmekten geçiyor.