Müthiş bir seçim mücadelesi sürüyor. Bir yanda Anadolu-Mezopotamya halklarının ve farklı inanç gruplarının, farklı yaşam tercihlerinin eşit ve özgür koşullarda birlikte yaşam ideali için verilen mücadele; öte yanda statüko muhafızlarının yüz yıllık sömürü ve zulüm sisteminin devasa savunması. 

AKP, CHP ve MHP’nin seçim kampanyalarının başlıkları aynı: Bölünme, parçalanma fobisi üzerinden sürdürülen egemen ulus ve inanca dayalı tekçi ulus devletin bekası; kaynağı olmayan vaatler üzerinden bol keseden dağıtılmaya çalışılan ulufe; HDP’nin zaferine yönelik yaratılmak istenen korku. Meydanlar sistem partilerinin küçük farklılıklarıyla ama esas olarak bu üç tema üzerinden etkilenmeye çalışılıyor. HDP’nin “yeni bir yaşam” projesinin karşısına getirilen tek seçenek yaklaşık yüz yıldır zulmünü tanıdığımız ve kendi yarattığı çözümsüzlüğü genetik yapısında taşıyan mevcut sömürgeci-sömürücü sistemin devamı. 

Türkiye tarihinin en saldırgan, en eşitsiz ve adaletsiz seçim sürecini yaşadığımız açıktır. Bu seçim sürecinde, daha işin başından bugüne HDP’nin 43 büro ve seçim merkezine saldırı gerçekleştirildi. Bütünü kameralarla izlenen bir Türkiye’de HDP bürolarına ya da seçim masalarına saldıran saldırganların hiçbirinin tutuklanmaması, mevcut seçim adaletinin de göstergesidir. Devlet ve iktidar partisinin gerçekleştirdiği bu saldırılara karşı tek ses çıkarmayan CHP, MHP, VP gibi sistem partileri de saldırıların doğrudan ya da dolaylı olarak ortağıdırlar.

Buna rağmen HDP’nin yükselişi durdurulamamıştır. Çünkü HDP “emeklilik maaşlarınızı artıracağım, çalışan çalışmayan herkese devlet olanaklarından para vereceğim” türü işkembeden ulufe dağıtımı yaparken; HDP önce, insana “onuruyla yaşam, kendini ifade özgürlüğü ve emeğin saygınlığının yeniden kazandırılması” iddiasıyla geliyor. Tarih bir kez daha gösteriyor ki, insan onuru, her türden maddi istemin ötesinde bir değere sahiptir. 

Seçimlerde HDP’nin önünde iki tehlike vardır. Seçim süreci boyunca ve seçim sonrasında kesinleşen sonuçlara kadar bu iki tehlikeye karşı olağanüstü bir dikkat göstermek, aklını kaybetmiş bir devletin geleceğe yönelik saldırgan emellerinin önünü kesebilmek için belki de en önemli tutum olacaktır. 

Birinci tehlike ihmal ya da sorumsuzluk anlayışının yaratacağı bir tutum olarak HDP’li seçmenlerin rehavete girmeleri olabilir. Oyumuzu kullanma sorumluluğuyla başlayıp oyumuzu takip etmeyle süren ve oyumuzun tarih değiştirme gücüne inanarak bir oyun dahi kontrolünü yapan bir tutumu ısrarla sürdürmeliyiz. Bu kez sadece “kediler trafolara girmekle” kalmayacak, sandıkların içine de fareler yerleştirilecektir. Bir oyun bile korunması, demokrasi anlayışının geliştirilmesi için büyük bir eğitim; barajı aşmaktan daha önemli bir sorumluluk duygusudur. Rehavet ya da ihmal, önümüze çıkabilecek en ciddi yanlışlardan daha ciddi bir tehlikedir. 

İkinci tehlike ise, devlet eliyle sürdürülen ve CHP ve MHP’nin de susarak ortak oldukları provokasyonlara teslim olarak sağduyuyu kaybetmektir. Provokasyonlara kişiselleştirilmiş yanıtlar vermek yerine öfkemizi seçim çalışmalarında enerjiye dönüştürerek yanıt vermek gerekir. Devletin bu provokasyonları daha da artıracağını gösteren kanıtlar haylice güçlüdür. Ama unutmamak gerekir ki kaybetme korkusuyla önce aklını kaybetmiş bir iktidar, panik içinde çırpınmaya başladıkça, akıl dışı gelebilecek çok fazla şey yapabilir. Üstelik seçim sonuçları ne olursa olsun bölgesel bir savaş çıkarma projesi içerisinde olan AKP Devletinin böylesi bir kargaşaya ihtiyacı da vardır. Halklara verecekleri o kadar çok hesap var ki, bunlarla yüzleşmeye razı olmak yerine, bütün bölgeyi bir savaş içerisine sokarak hesaptan kaçmak bu iktidarın yapmayı planladığı gelecek projelerinden biridir.  

İhmal ya da provokasyon tuzağına takılmak, zaferimizin önüne dikilen en ciddi yanlışlar olacaktır.