Son dönemlerde Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi tartışmaları almış başını gidiyor. Şimdiye kadar tanık olduğumuz; mültecilerin, Avrupa ülkelerine karşı şantaj olarak kullanılmasıydı. Anlaşılan bu şantaj dış politikada yeterince sonuç vermedi. Bu kez iç politika malzemesi haline getirildi. Pragmatizmde sınır tanımayan Erdoğan-AKP iktidarı, zorunlu olarak ülkelerini terk etmiş olan, hiçbir hayat garantileri olmayan bu insanları iç politikanın merkezine aldı.  

AKP iktidarı Kürdistan'da yürüttüğü soykırım savaşının bir parçası haline getirmek istiyor. Kürdistan kentlerinin yakılıp yıkılmaya başlaması ile birlikte Kürtler "bizleri buralardan çıkarıp, başkalarını yerleştirmek istiyorlar" demişti. Nitekim aylardır Kürdistan'da konuşulan bu konu, bugünlerde Erdoğan tarafından doğrulandı. Evet; Erdoğan-AKP-TSK ortak planı ile Kürt kentlerinin demografisi değiştirilmek isteniyor. Bunu açık ifade etmekte de bir sakınca görmüyorlar artık.

Geçtiğimiz günlerde, Star gazetesi yazarlarından Ersoy Dede "Suriyelileri Diyarbakır'a yerleştirelim" başlıklı yazısında mültecilerin yaşadıklarını yeni keşfetmiş gibi vicdan edebiyatı yapıyordu. Bu 'vicdanlı' havuz yazarı, tepkilerin sebebinin 'seçme-seçilme hakkı' verilmesinde olduğunu söylüyordu. Yani başkanlık sistemine karşı olanların, vatandaşlık verilmesine karşı olduğunu belirtiyordu. Gelişen tepkileri dindirmek için de mültecileri Hakkari'de, Mardin'de, Diyarbakır'da, Şırnak'ta toplu konutlara yerleştirmeyi salık veriyordu. Türk toplumunda gelişen tepkilerin yumuşatılmasını, mültecilerin Kürt kentlerine yerleştirilmesinde görüyordu. Aslında böylece Kürtlere karşı gelişen faşist zihniyete işaret ediyor ve mültecilere karşı tepkileri, Kürtler üzeriden telafi etmek istiyor.

Sözkonusu Star gazetesi olunca bir köşe yazarının 'naçizane' makalesi ve önerisi olarak görmek mümkün değil. Tamı tamına Erdoğan iktidarının planının afişe edilmesi demek oluyor.

Aslında sözkonusu uygulama 'çöktürme planı' olarak geçtiğimiz Aralık ayında basına yansımıştı. Buna göre, "küçük ve büyük yerleşim alanlarında 150-300 bin civarı insanın yer değiştirmesi" planlandı. 

Kentleri yakıp yıkarak halk göç ettirilecek, yerine dönmeleri de engellenecekti. Eh buralar herhalde boş bırakılmayacaktı. Oya ihtiyacı olan Erdoğan, böylece hem bu planı uygulamış olacak hem de Kürdistan'ın demografisini değiştirmiş olacak. 

Mülteci canlısı Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'mağdur ve mazlum kardeşlerim' olarak tanımladığı Suriyelilerin mülteci statüsüne gelmelerinde hiç kendi payı yokmuş gibi kurtarıcı olma edasını da elden bırakmıyor.

Mültecilerin iç ve dış politika malzemesi yapılması insani değerlere son derece aykırıdır. Kendi topraklarını, anılarını, tarihlerini, umutlarını bırakmış insanların zaruri yaşam ihtiyaçlarını politik malzeme olarak kullanmak kabul edilemez bir durumdur. 

Diğer bir kabul edilemez durum ise, Kürtlerin mültecileştirilerek, Kürdistan'ın demografisinin değiştirilmesidir. Kaldı ki sonuç alamayacağı da tarihi deneyimlerle sabittir. 

Baas rejimi de Rojava'daki Arap Kemeri’ni, bir rapor sonucu hayata geçirmişti. 1963'te "Cezire Bölgesinin Ulusal, Sosyal ve Siyasal Özelliklerine Dair İnceleme" isimli milliyetçi Teğmen Muhammed Talib Hilal'ın hazırladığı raporda, Kürtler "Suriye'ye karşı en büyük tehdit" olarak nitelendirilmekte ve "Kürt tehdidi" ile mücadele etmek için 12 maddelik bir eylem planına yer verilmekteydi. Bu raporda; Rojava'nın Araplaştırılması, Kürtlerin başka bölgelere mecburi iskan edilmesi gibi maddeler yer alıyordu. Rapor, Rojava'da uygulandı. Yaklaşık 150 bin Kürt zorla göç ettirildi. Yerleşim yerlerinin isimleri değiştirildi, vatandaşlık hakkı tanınmadı. Ne oldu peki? Daha istikrarlı bir Suriye mi ortaya çıktı? Çıkmadı, olmadı, Suriye istikrara kavuşmadı. Çünkü demokratik adımlar yerine Baas milliyetçiliğini aşamadı. Şimdi, yani 53 yıl sonra Suriye neredeyse haritadan silinecek. 

Kuzey Kürdistan'da yüzyıldır uygulanan bu politikalar bir kez daha 'Çöktürme Planı' olarak devreye girdi. Şimdi sonuç alacak mı?

Nasıl sonuç alacağına ilişkin Suriye önemli bir örnek. Tabii görmek isteyene. Ne Kürtler ikinci bir Arap kemerini kabul eder ne de siyaseten doğru bir çözümdür. Bu ırkçı, faşist uygulama ancak Türkiye'yi Suriyeleştirebilir. Bugün veya yarın...

Tabii ki mültecilerin yerleştirilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması çok önemlidir. Ancak bunun Erdoğan'ın diktatoryal heveslerinin malzemesi haline getirilmesi, beraberinde yeni trajediler getireceği gibi, yeni toplumsal sorunlara yol açar. Erdoğan'ın iktidarını kalıcılaştırmak için bel bağladığı mülteciler, sorunların daha da kökleşmesini sağlar. Oysa en doğru ve köklü çözüm, Suriye'de demokratik bir sistem kurulmasını desteklemek ve bu insanların kendi topraklarında yaşamasını sağlamaktır.