Bir devletle savaşıyor olsanız, yaptıklarınıza aklım erecek.

Sonuçta siz o devlete zarar verir, askerini, sivilini öldürürsünüz, o da sizin devletinize zarar verir askerinizi, sivilinizi öldürür.

Birbirinize karşı her türlü alçaklığı, namussuzluğu, ahlaksızlığı yaparsınız. Birbirinizin çocuklarını, kadınlarını, yaşlılarını öldürürsünüz.

Eğer sonunda Savaş Suçları’na bakan bir mahkemeye düşmeyecekseniz, mesele kalmaz. Gün gelir savaşı bitirirsiniz, birbirinizden nefret eden iki millet olarak kendi sınırlarınız içinde, bir daha düşmanınızın yüzüne bakmadan yaşayıp gidersiniz.

Bir devlet "bir arada yaşamayacağı" bir başka devletin halkına karşı böyle işleri göze alabilir.

Ama bir devlet, daha sonra "birlikte yaşayacağı" bir halka karşı, "düşman devletin halkına" yaptıklarının hiç birini yapmaz. "Yapamaz" değil, eğer hala "birlikte yaşayacağım" diyorsa yapmaz.

Sur’da, diyelim ki, topa tuttuğunuz evlerdeki herkes, silaha mı sarıldı? Siz o insanları bir düşman devletin insanları gibi topa tutamazsınız, tanklarla tüm şehri, düşman devletin şehirleri gibi yıkamazsınız. Sivil halkı yerinden yurdundan, canından, malından edemezsiniz.

Gücünüz yetmez diye değil. Yeter de, sonrasını düşündüğünüz zaman bu işleri yapmazsanız.

Eğer o insanlarla birlikte yaşayacaksanız.

Artık anlaşıldı ki, siz yalnız "çözüme" değil, "Kürt halkıyla birlikte yaşamaya" da karşısınız.

Şu soruya yanıt isteriz:

Türkler ve Kürtler 7 Haziran seçimlerinden önce mi bir arada kardeşçe yaşamaya daha yakındı, yoksa şimdi mi?

 Evet, söyleyin bakalım, Siz Kürt halkını 7 Haziran’dan önce mi kazanmayı umabilirdiniz, yoksa 24 Temmuz'dan beri şu olup bitenlerden sonra mı?

"Devlet şehirlerde silahlanmaya göz yumamaz."

Ama göz yumduğunuzu siz söylediniz. Ta Oslolarda MİT elemanı Afet hanım şehirleri "patlayıcılarla doldurdunuz, hepsini biliyoruz" dememiş miydi?

Söyleyin bakalım, "göz yumduğunuz zaman mı Kürtlerle aynı devlet içinde yaşamaya daha yakındınız, yoksa artık göz yummuyoruz diyerek Sur’u yerle bir ettiğiniz şu sırada mı? Numara yapmayın. Karayılan bugünkü düzeyde savaş olmayabilirdi diye boşuna konuşmadı.

Şu andaki gerçekliğin bu olduğunu siz de biliyorsunuz.

O halde neden şehirleri tanklarla bombalamaya, tüm binaları yerle bir etmeye devam ediyorsunuz?

Kendi elinizle iki halkın birlikte yaşamasını imkansız hale mi getirmek istiyorsunuz?

Artık niyetiniz ortada.

Siz artık Kürt halkıyla birlikte yaşamaktan vazgeçtiniz.. Bu halkı kendinize "düşman" hale getirmeyi bilerek göze alıyorsunuz.

Çünkü artık siz, "ikinci büyük jenosid" için karar verdiniz. "Kürt sorununu" tıpkı Ermeni sorunu gibi "sınır dışındaki bir devlet içinde" çözme planını sinsi bir şekilde uygulamaya koydunuz. Tıpkı Batı Ermenistan’ı "Ermenisizleştirdiğiniz" gibi, Kuzey Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmek istiyorsunuz.

Elinizdeki "mülteci" kozunu nasıl AB’ye karşı bir şantaj olarak kullandıysanız, aynı "mültecileri", Kürdistan’ı "Kürtsüzleştirme" ve "Araplaştırma" amacıyla kullanmaktasınız. Şimdi tankla yıkıp, Kürdü göçertiyorsunuz, onun evine, barkına, arsasına "el koyuyorsunuz", yarın tankla yıktığınızın yerine, TOKİ’yle "mülteci yerleşim yerleri" inşa edeceksiniz. İsrail’in Filistin’de yaptığı gibi…

Sonra?

Araplarla Kürtleri birbirine düşüreceksiniz. Birbirine kırdıracaksınız. Devletin gücünü "mülteci yerleşimcilerin" arkasına koyarak, Kürtlerin bir kısmını Avrupa devletlerine, bir kısmını Rojava’ya, diğer kısmını Güney Kürdistan’a sürgün edeceksiniz. Geride kalanı da, Türkiye’nin dört bir yanında boynu bükük azınlık haline getireceksiniz.

Niyetiniz çıplak da, bunu yapabilecek misiniz?

Benden size tavsiye: Bu yola girdiniz mi, bir daha çıkamazsınız.

Evet, Batı size göz yumar.

Hem Kürdistan devriminden kurtulmak, hem de sizden kurtulmak için. Tıpkı Saddam’a yapıldığı gibi. Kuveyt’e girmesine göz yumdular, Kürtleri kimyasal silahla kırmasına aldırmadılar. Sonra astılar.

Ve bakın: Saddam yok, ama Kürdistan var…