Erdoğan rejimi, demokrasiye karşı savaş açtı. Neden? Çünkü barışa karşı savaş açmıştı. Barış ve demokrasi bir paranın iki yüzü gibidir. Siz hiç „bir yüzü olmayan“ para gördünüz mü? Olmaz. Öyle olunca da „barış yüzü“ olmayan rejimin „demokrasi yüzü“ ve „demokrasi yüzü olmayan“ rejimin „barış yüzü“ de olmaz.

Demokrasiye ve barışa karşı Erdoğan rejiminin açtığı savaşın „birinci cephesi“ Türkiye, Irak ve Suriye’dir.

„İkinci cephe“ ise Avrupa’dır, Rusya’dır ve Avustralya da içinde Amerika’dır.

Evvelsi gün Stockholm’daydım. Baktım rejime karşı „İkinci cephe“ açılmış. Binler sokakta.

„İkinci cephe“ demokrasi ve barış güçlerine, dünya çapında müttefik kazanmak üzere mücadelenin yoğunlaşacağı cephedir.

Bu cephe neden çok önemlidir.  

Çünkü Türkiye „küresel dünyanın“ organik bir parçasıdır. Yani „Kuzey Kore“ gibi bir şey değildir. Milyonlarca kılcal damarla dünyaya bağlıdır. Bu damarlardan birisi tıkansın, Türk rejimi infarkt geçirir.

Bugünkü rejimin dayandığı güç, Türk kapitalizmidir. Bu kapitalizm „tekelci“dir. Yani „emperyalist“ aşamaya tırmanmıştır. Tırmanmakta geciktiği için de, dünya kapitalizminin „en yüksek zirvelerine“ değil, „bölgesel zirvelere“ tırmanmıştır. Dünya kapitalizminin „altında“, „bölgeyle“ sınırlı bir „emperyalizmdir.“

Bölgesel emperyalizm aşamasına bir kere çıktın mıydı, artık bir daha „aşağıya“ inip de, „devletçi, izole, Kemalist milli ekonomi“ halini alamazsın. Pazar kavgasını kaybettin mi, yıkılır gidersin. Paramparça olursun.

Türkiye’nin önünde „bölgesel emperyalist“ iki strateji vardı. Birincisini Özal çizmişti. „Bölgede güç merkezi olma yoluyla AB’ye üyelik“ stratejisi, „barışçı emperyalist“ stratejiydi. Temeli Kuzey başta olmak üzere Kürdistan’la barışçı ilişkilere dayandırılmıştı. İkinci stratejinin mucidi Davutoğlu, icracısı Erdoğan’dır. Bunlar ise Kürdistan’a zorla el koyma temelinde, „militarist yolla bölgede sünniliğin liderliğini elde etme“ macerasına saptılar.

Şimdi bu strateji yenildi. Yenilince rejim de delirdi. İşin esası bu.

Yakın bir gelecekte Irak pazarının tümünü de kaybedecek. IŞİD’ı destekleyerek Musul’a el koyma işi çöktü. Suriye rejimini çökertmek, burada hegemon güç olarak Ortadoğu’ya hakim olma macerası hüsranla sonuçlandı.

Bütün bunları AB ile „barışçı emperyalist entegrasyon“ kapısını kapatarak yaptığı için, şimdi kaderi Avrupa pazarlarında tayin edilecek.

İşte „İkinci Cephe“ bu açıdan Erdoğan rejimine karşı mücadelede hayati bir rol oynayacak.

Bunları neden yazdım?

Şundan: Batı dünyasında yaşayan demokratlar, Kürdistan halkının evlatları şimdi tarihi bir misyon yüklendi. Düne kadar „sadece dayanışma“ öznesi sayılan bu insanlar, şimdi Erdoğan rejimini çökertecek büyük bir „cephenin“ mücahitlerine dönüştü.

Batı kamuoyunu „bilgilendirmek“, kendi başına „yüzbin kalaşnikof“ değerindedir.

Batılı devletlerin „diplomatik koridorlarında“ dolaşmak, rejime karşı Cudi Dağı’na çıkmak gibi bir şeydir.

Tüm Batıdaki Türkiye kökenli demokratları, diyelim ki, „üç aylık döviz boykotuna“ çağırmak, „Türkiye’ye tek cent yok“ demek, Erdoğan ailesinin tüm mal varlığını Türkiye’de kamulaştırmak kadar etkilidir.

Şu anda Bild gazetesine „Diktatör Erdoğan“ benzeri bir „manşet“ attırabilmek, Batılı gazetelerde rejimin iç yüzünü açığa vuran haberler yayınlatmak, benim Özgür Politika’da yazdığım yüz bin makaleden daha etkili olacaktır.

„İkinci cephe“ müthiş bir cephedir.

Bu cephede genç kadın ve erkeklerin „yaratıcılıkları“, dağdaki gerillanın „yaratıcı mücadele“ yöntemlerinden esinlenmeli. Silahı değil elbette, „yaratıcılığı“ esas almalı. Silahsız, sivil genç kadın ve erkekler, „barışçı snayperler“ gibi Batı kamuoyunun vicdanında ve aklında var olan hedefi tam onikiden vurabilmeli.

Cepheye „mizah“ sürülmeli.

„Müzik“ sürülmeli.

„Resim“ sürülmeli.

Apocu programın herkese hitap eden „özü“ popülerleştirilip cepheye sürülmeli.

„Haberler“ sürülmeli.

„Zulmün fotoğrafları“ sürülmeli.

Bunların her biri emin olun gerçek savaş cephesindeki her bir „tugayın“ vurucu gücü değerindedir.

„İkinci cephe“ için „seferberlik“, Erdoğan rejiminin çöküşünde bilelim ki, büyük rol oynayacak.

„Birinci cephede“ kahramanca mücadele edemiyorum diye kimse üzülmesin.

„Birinci cephe“ ile „İkinci cephe“ „tek cephedir.“