
ABD Başkanı Donald Trump’un, zararlı gaz salınımı ve küresel ısınmanın belli bir noktada sınırlandırılmasını hedefleyen Paris İklim Anlaşması’ndan ABD’nin ayrılacağını duyurmasının ardından diplomasi alanındaki hareketlilik artıyor.
Çin ve Avrupa Birliği’nin ABD’ye karşı ortak tepkisi var.
Dün akşam saatlerinde haber yayına hazırlandığı sırada Trump’ın, 12 Aralık 2015’te 195 ülkenin imzasını taşıyan Paris İklim Anlaşması’ndan çekileceğini açıklaması bekleniyordu.
Çin ve Avrupa Birliği (AB), Paris iklim değişikliği anlaşmasına sahip çıkan ortak bir açıklama üzerinde uzlaşmaya vardı.
Açıklamada, bu Anlaşma’nın "Hiç olmadığı kadar önemli bir zorunluluk" olduğu söylendi. Küresel bazda yükselen sıcakların artık bir ulusal güvenlik sorunu olarak görülmesi gerektiği vurgulanan metinde devamla şu ifadelere yer verildi: "AB ve Çin, Paris Anlaşması’nı, küresel ölçekte geri döndürülemez şekilde sera gazı emisyonlarını azaltılması ve iklim direncinin artırılmasının sağlanması sürecini daha da hızlandıran tarihi bir kazanım olarak görmektedir."
'Kararlıyız' dediler
Taslak metinde, anlaşmanın hayata geçirilmesi için "en üst düzeyde siyasi kararlılık" gösterilmesi gerektiğinin altı çizildi.
Bu metin Çin ve AB’nin Trump’a karşı ortak açıklama olarak görülüyor. Ortak açıklamanın bugün Brüksel'deki AB-Çin zirvesinin ardından yapılması bekleniyor.
Öte yandan Çin Başbakanı Li Kiciang, İklim Anlaşması, temmuzda yapılacak G20 zirvesi ve diğer güncel sorunlar hakkında konuşmak amacıyla önceki gün Almanya’ya geldi. Kiciang, iki günlük temasları kapsamında Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüştü.
Çin ve AB yetkilileri bir yılı aşkın bir süredir iklim değişikliği ve temiz enerji konusunda ortak bir açıklama üzerinde uzlaşma sağlamak için perde arkasında temaslarını sürdürüyordu.
Çin ve AB ülkeleri dışında Kanada ve Hindistan da, ABD çekilse bile Paris İklim Anlaşması’na bağlı olduklarını deklare etti.
Paris İklim Anlaşması ve bu Anlaşma’nın getirdiği yükümlülükler, 24- 25 Mayıs tarihleri arasında Brüksel’deki NATO zirvesinde ABD ile AB arasındaki soğukluğun önemli bir halkasıydı. Daha sonra İtalya’nın Sicilya Adası’nda yapılan G7 zirvesinin ardından, Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD’den duyduğu rahatsızlığı açık bir şekilde dile getirmişti. Merkel, Avrupa’nın sırtını ABD’ye dayamadan kendi alternatiflerini oluşturması gerektiğini savunmuştu.
Küresel tıkanma ve Paris İklim Anlaşması
Fosil yakıt ürünleri petrol ve kömür, sanaide kullanıldıktan sonra atmosfere karışan gazlar, çevre ve doğayı tahrip ettiği gibi atmosfere verdiği zararlar nedeniyle de küresel ısınmaya yol açıyor.
Özellikle gelişmiş ülkeler karbondioksit salınımında aslan payına sahip. BM’nin verilerine göre, sera gazı emisyonunda Çin yüzde 20.09 ile birinci sıradayken ardından ABD yüzde 17.89 ikinci sırada bulunuyor. AB ülkelerinin sera gazı salınımındaki payı ise yüzde 12.08.
İlk 10’a giren diğer ülkeler Rusya yüzde 7.53, Japonya yüzde 3.79, Brezilya yüzde 2.48, Kanada yüzde 1.95, Hindistan yüzde 4.10, Güney Kore ve Meksika yüzde 5.6.
Tüm bu ülkelerin küresel sera gazı salınımındaki payı yüzde 83.59’u buluyor.
Artık tıkanmanın eşiğine gelen ve yaşamı oldukça olumsuz etkileyen zararlı gaz salınımı devletleri birlikte bir sınırlamaya da zorluyor.
1997 Kyoto Protokolü’nden sonra yaklaşık 200 ülkenin 12 Aralık 2015’te Paris’te imzaladığı Paris İklim Anlaşması küresel çapta çözüm bulma arayışının da bir parçasıydı.
Paris İklim Anlaşması’nda alınan kararlar şunlardı:
* Küresel ısınma 2 derecenin altında tutulacak. Ancak sıcaklık artışını 1.5 derce ile sınırlamak için çaba sarfedilecek.
* 2020 ile 2025 yılları arasında zengin ülkeler 100 milyar dolar ödeyecek. Gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere “düşük-karbonlu ve iklime dirençli” kalkınmayı sağlayacak dönüşümü gerçekleştirmesi için gerekli olan iklim finansmanı, teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlayacak. 2025’te ise 100 milyar dolarlık destek daha da arttırılacak.
* Gelişmiş ülkeler sera gazı ve karbondioksit salınımının düşürülmesinde öncü olacak. Gelişmekte olan ülkeleri de salınımı azaltması için teşvik edecek.
* Anlaşmada, 2050 sonrası için ise öncelikle gelişmiş ülkelerin sıfır emisyon sağlayacak konuma gelmeleri isteniyor.
* Ülkelerin emisyon (gaz salınımı) azaltımları konusunda almış oldukları hedefler, geliştirdikleri politikalar ve hedefe ulaşma konusundaki ilerleme durumu şeffaf ve hesaplanabilir bir yöntemle her 5 yılda bir düzenli olarak değerlendirmeye tabi olacaktır. Her rapor, bir önceki süreçle ilgili kıyaslamaları da içerecek.
* Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere destek verecek.
* Başka ülkeler de gönüllü olarak maliyet paylaşımına davet edilecek.
* İklime bağlı kayıplar yaşayan ülkelerin durumu incelenip, bu ülkelerin kayıpları en az düzeye indirgenecek.
Paris fantazisi ABD’siz ne olacak?
12 Aralık 2015 Anlaşması, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş BM üyesi tam 195 ülkeyi bir araya getirdi. Her bir ülke değişik oranda kendisine maliyet getiren yükümlülükleri üstlendi. Anlaşmanın içeriği göz önüne getirildiğinde devletler arası diğer anlaşmalarda esneklik payları bulunurken Paris İklim Anlaşması’nın oldukça bağlayıcı olduğu görülüyor. İki haftalık müzakereden sonra ortaya çıkan bu Anlaşma’nın, tarihte bir ilk olduğunu söyleyen çevreler de vardı.
Ancak, Kanada, AB, Hindistan ve Çin gibi güçler, her ne kadar "Biz Anlaşma’nın arkasındayız" dese de ABD’nin yan çizmesinden sonra gelecek yıllarda yeni firelerin olması kaçınılmaz görünüyor. Çünkü, sera gazı emisyonunda ikinci sırada yer alan ABD’nin çekilmesi durumunda 100 milyar dolar ve farklı yükümlülükler diğer ülkelerin omuzlarına binecek.
Peskov’un açıklamaları
Rusya’da Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un dünkü açıklamaları da ABD’siz bir anlaşmanın zor olacağını gösteriyor.
Peskov "Biliyorsunuz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, anlaşmayı Paris'te imzaladı. Rusya bu anlaşmaya büyük önem veriyor. Bu anlaşmanın gerçekleştirilmesi, kilit katılımcıları olmadan zorlaşır, şimdilik farklı bir alternatif de yok" ifadelerini kullandı.
HABER MERKEZİ