Almanya uzun tartışmalar sonucu hazırladığı iklim paketini geçen hafta resmi olarak açıkladı. Sancılı tartışma sürecinden geçen paketin açıklanması, doğal olarak yeni tartışmaları da başlattı. Zira Almanya’nın iklimle mücadele gündemi yeni başlıyor desek yanlış söylememiş oluruz.

Öncelikle BM İklim Zirvesi öncesi hazırlanan, Merkel’in çantasında zirveye giden iklim paketinde neler vardı kısaca hatırlayalım:

Almanya’da, Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi kurulacak, karbon fiyatlandırılacak. Yeni emisyon ticareti sistemi altında, hükümet 2021’de ton başına 10 Euro’luk bir emisyon fiyatlaması yapacak ve fiyatlar her yıl artarak 2025 yılında 35 euroya kadar yükselecek.

Bunun yanı sıra binalarda 2026 yılından itibaren mazotla çalışan ısıtma sistemlerinin döşenmesinin yasaklanması planlanıyor.

Elektrikli araçlara yatırım artacak; ülkede 2030 yılına kadar elektrikli şarj istasyonu sayısı 1 milyona çıkacak ve 2030’a kadar 17 kömür santrali kapatılacak. Almanya, kömür ve linyit yakan termik santrallerin enerji üretimine 2038 yılına kadar kademeli olarak son verilmesini hedefliyor. Almanya, 2017 yılında oluşturulan Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı’na gireceğini de bu vesile ile açıkladı. Fukuşima nükleer felaketinin ardından Merkel 17 nükleer tesisin 2022 yılına kadar kapatma kararı aldığını açıklamıştı. Bu sanayi ülkesi olan Almanya açısından yine önemli bir karar olarak nitelendirildi. Fakat burada asıl önemli sorun; büyük enerji sağlayıcısından vazgeçen Almanya’nın enerji ihtiyacını nasıl gidereceği ve bunun ne kadar çevre dostu olacağı?

Almanya dünyanın en büyük sanayi ülkeleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla iklime dost önlemler alması ve ekonomisini buna göre şekillendirmesi büyük bir adım olarak nitelendirilebilinir. Fakat bu göründüğü kadar kolay değil, iklimi koruma mücadelesi ve uygulanacak adımlar için ülkeyi çetrefilli bir süreç bekliyor.

İklim paketinin açıklanmasının ardından tartışmalar da sonlanmış değil, bilakis çok daha sert eleştiriler gündemde, zira iklim paketi, iklimi koruma önlemleri için yeterli bulunmuyor.

İklim politikalarının ilk gündemlere yerleşmesinin ardından oy oranı yükselişe geçen Yeşiller de iklim paketini yeterli görmeyenler arasında. Fakat herkesi ikna edecek söylemlerde zayıf kaldığı da aşikar. Yeşiller’in Meclis Grup Başkanı Katrin Göring-Eckardt bir söyleşisinde “klimayı koruma açısından neleri yasaklardınız?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: Endüstriyel hayvan üretiminin durdurulması, otobanlarda hız sınırı, amazon ormanlarından hayvan yemi olarak soya ithalatının durdurulması vs.

Elbette ilk adımda bunlar önemli önlemler ama küresel iklimi koruma önlemleri için yeterli değil. Nitekim Yeşiller de Almanya’da iklim önlemlerini yeterli görmüyor.

Geçen hafta küresel iklim grevi bünyesinde milyonlar sokağa çıktı. Almanya’da da oldukça önemli bir katılım gerçekleşti. Politikacıların harekete geçmesini isteyen ve onları zorlayan bir hareketin büyüdüğünü söylemek mümkün. Fakat iklim politikalarına olan yönelim ile beraber oy oranlarını artıran partilere çok daha büyük sorumluluklar düşüyor. Günü kurtaracak politikalar üretmek için artık zaman çok lüks. Sanayi ülkelerinin sunduğu mevcut önlemler yeterli değil. Bunun karşısında eleştiri sunanların talebe karşılık veren politikalar ürettiğini de söyleyemeyiz.

Federal Tarım Bakanı Julia Klöckner eyalet yönetimleriyle birlikte ağaçlandırma için yaklaşık 700-800 milyon Euro tutarında teşvik sunacaklarını açıkladı. Bu adım oldukça umut verici ama tek başına birşey ifade etmiyor. Bütün önlemler ve yapılacaklar birbirine bağlı. Biri yapılmadığı zaman, diğerini de etkileyecek.

İklim zirvesine katılan, özellikle sanayi devi ülkelerin taahhütlerini yerine getirmesi artık geri dönülemez zararların kısmen de olsa telafi edilmesini sağlayacak. Şimdilik böyle güçlü bir mücadelenin varlığından maalesef söz edemiyoruz...