İktidarın bal çanağı olmadığını, acı bir baldan öte bir zehir olduğunu ve zehir zemberek tatları sahiplerine tattırmak kadar üzerinde hükmün icra edildiği toplumlara da aynı zehrin tattırılmaya çalışıldığını bilmek, tarihin demokratik toplumlara çoktandır anlattığı derslerdendir. İktidar sahipleri, durmak istedikleri noktaya geldiklerinde canlarını kurtarmanın, canlarını güvenceye almanın daha büyük bedeller vermekle, daha fazla zehir yutmakla ve yuttuklarını bal tadındaymış gibi topluma sunmakla mümkün olduğunu bilmektedirler. Bu bilgi, iktidarın mayasında vardır ve iktidar sahipleri bu bilgiyi her an icra etmekle yükümlüdürler. Aslında yükümlülüklerinin ahdi candır. Her iktidar ölmemek için öldürür.
Her iktidar başlangıçtaki gülmelerini kaybederek yükselir. Gülüşler sahte de olsa giderek kaybedilir. Çünkü iktidar sahiplerinin yükselişi insan olmaktan uzaklaşmakla mümkündür. Hakiki olmayan duyguların arkasına gizlenmiş bir insansızlık vardır iktidarın kendini süreklileştirmesinde. Ve varlığını korumanın bu yolda adım adım ilerlemek olduğunu iktidar sahipleri iyi bilirler.
Erdoğan diktasındaki AKP hükümetinin geldiği nokta tam da budur. Ne Demokles’in iktidar yanılsaması, ne de Kral Dionysos’un acı dersleri bugünkü Türkiye tablosunu anlatmaya kâfi gelir. Görkemli düğünlerle(!) kamufle edilmiş hırsızlıklar, ahlaksızlıklar ve patolojik olmayı çoktan aşmış ilişkiler de kâfi gelmeyebilir iktidarın sonuçlarını anlatmaya.
AKP iktidarının ömrü uzadıkça giderek gülmenin dahi yasaklandığı bir toplumun yaratılmaya çalışılması da bu gerçeği anlatır. Gülmeyi başaramayan iktidar, toplumların da gülmesine izin vermez. Ve giderek toplumu da kendisi gibi insani olanın uzağına taşımaya çalışır. Giderek çirkinleşen, giderek saldırganlaşan, giderek ahlaki çöküşte derinleşen bir iktidarın icraatı da kendisine benzer mikro iktidarlar kurmak olacaktır. AKP bugün bu eşiği de aşmıştır. Bu değerli toplumu sıka sıka içinden ne katiller, hırsızlar, tecavüzcüler ve ahlaksızlar çıkarmıştır. Bizi daha fazla ilgilendiren ise, yutulan ve giderek çöken zihniyetlerin bedelinin topluma fatura edilmeye çalışılması ve bunun karşısındaki toplum tutumudur.
AKP bir toplumkırım sistemi olarak Türkiye halkının başına musallat edilmiştir. Ve bundan dolayı her gün topluma, toplumun farklı kesimlerine, toplumsal değerlere saldırılarını arttırmaktadır. Periyodik saldırılara toplumun alıştırılmasının bir koşulu da asimetrik olarak saldırıların arttırılması, akla gelmeyecek saldırı türlerinin ortaya çıkması, kabullenmeyecek haksızlıkların gerçekleştirilmesidir. Bunlar yapılarak periyodik olarak gerçekleşen toplumkırım saldırıları topluma kabullendirilmekte ve alıştırılmaktadır. Toplumun, iktidar saldırılarına alışması, tam da toplumun AKP ve AKP’liler gibi insan-toplum olma tanımından uzaklaştırılması sonucunu getirmektedir.
Erkek egemenliğinin kadına yönelik şiddetinin, tecavüzün ve her türden insanlık dışılığın gelişmesinin iktidar zihniyetinin ve iktidar sahiplerinin izdüşümü olduğunu bilmek zor değil. AKP iktidarı, Türkiye tarihinde kadının en fazla düşürüldüğü, en fazla aşağılandığı, en fazla katledildiği ve en fazla insan olmaktan uzaklaştırılma saldırılarına maruz bırakıldığı bir dönemdir.
Türkiye toplumlarına yönelik saldırıların mühendisliği Kürdistan kentlerinde yapılmaktadır. Kürdistan’da yürütülen saldırılar, kentlerin yıkılması, mahallelerin uçaklarla bombalanması, evlerin yakılıp yıkılması ve her gün sürdürülen katliamlar başka bir gezegenden ulaşan görüntülermiş gibi izletilmektedir Türkiye toplumuna. Bir de bu yolla Türkiye toplumuna içinde bulunulan konum kabullendirilmeye çalışılmaktadır.
Bugün Türkiye’de yaşayan herkes görünmeyen zincirlerle sisteme bağlanmıştır. Hatta boyun ve ayaklar prangalanmakta, herkesin dili, eli ve yüreği zincirlenmektedir. Kimin nasıl konuşacağı, nasıl yürüyeceği, hangi gazeteyi okuyacağı ve nasıl yaşayacağı ucubeleşmenin ötesine geçmiş vahşi bir dikta rejimiyle belirlenmektedir. Televizyonlardan gazetelerden öte herkesin içine bir kayyum atanmıştır.
Gezi direnişinin yıldönümü anılıyor. Verilen bedelleri küçük çaplı törenlerle anmak anlamlı olsa da yetersizdir. Verilen can bedellerinin anısına yaratılacak doğru anlam gezi direnişini aşan bir direnişi ortaya çıkarmak ve verilen bedellerin boşa gitmediğini bu yolla anlatmaktır. Gezi direnişine verilecek gerçek anlam, Halkların Birleşik Devrim Hareketi gibi bir devrimci birlik çatısında gücünü birleştirmek ve iktidarı devirme mücadelesine can pahasına atılmakla yaratılabilir. Başlayan ve halklara büyük umut olan bu direniş cephesi, mücadeleyi yükselterek, iktidarın bal niyetine azar azar yediği ve acısını topluma fatura ettiği zehri iktidar sahiplerine yutturarak iktidarın ömrünü tamamlayarak zafere ulaşabilir.