
Türkiye’de politika ve seçim yarışı bir türlü demokratik ölçüler içinde yürütülemiyor. İktidar odakları, devletin içindeki gizli, açık güçler bir şekilde sürece müdahale ediyor ve toplumun iradesiyle, bilinciyle oynamaya ve gündemleri saptırmaya çalışıyorlar. Son günlerde bir biçimde beklendiği gibi yine provokasyonlar ve kanlı senaryolarla iktidar güç devşirmeye çalışıyor.
AKP hükümeti 2013 Newroz’undan beri barış sürecinin sağlıklı yürümesi için ciddi bir adım atmadı. Seçimleri kotarmaya ve halkta beklenti yaratarak iktidarını pekiştirmeye ve zaman kazanmaya çalıştı. Bütün bu oyalama ve zamana yayarak çürütme çabalarına rağmen Önder Apo sorunun tarihselliğine ve ciddiyetine uygun ısrarlı davranmış ve çözüm projelerini sunmaya devam etmiştir. Ve 28 Şubat’ta on maddelik Türkiye’yi demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözecek bir çerçeve paketi kamuoyuna açıklandı. Bu açıklamayı HDP heyeti ve hükümet temsilcileri ortak yaptılar.
Hükümet ve emrindeki medya, özellikle PKK’nin silahlı mücadeleye son vereceği açıklamasını öne çıkararak, sanki tek sorun PKK’nin silah bırakıp bırakmamasıymış gibi sunmaya çalıştılar. Hükümet bunu öne çıkararak “Bakın şimdiye kadar hiçbir hükümetin başaramadığını biz başardık, PKK’ye silah bıraktırıyoruz” deyip seçimlerde bunu oya havale etmeye çalıştı.
Ancak iş bekledikleri gibi tek yanlı gitmedi. Hükümetle ortak açıklama kamuoyunda onları da bir sorumluluk altına soktu. Kürt tarafı ile öyle yan yana görünüp sorunu kamuoyu önünde sahiplenmek hükümetin beklediği gibi bir sonuç yaratmadı. Bunu gören Erdoğan hemen sürece müdahale etti. “Kürt sorunu yok. Dolmabahçe’deki ortak açıklama, görüntü yanlış olmuştur. İmralı meşrulaşıyor. Oraya izleme heyeti vb. göndermek tehlikelidir…” deyip kamuoyunda oluşan demokratik çözüm ve beklenti havasını zehirlemiştir.
Önder Apo, HDP heyetiyle yaptığı son görüşmede, hükümet heyetini de uyararak bir yerlerden provokasyonların ve saldırıların gelebileceğini söylemiştir. Darbe mekaniğinin işlediğini söylüyordu. Nitekim barış konusunda Erdoğan ve AKP’nin tutarsızlıkları görülüp sıkıştıkları görülür olunca İstanbul adliye sarayındaki savcıyı rehin alma olayı patlak verdi. Bir odada kalanları öldürmeden çözmek mümkünken, savcı dahil hepsini öldürdüler. Diğer gün emniyet binası saldırıya uğradı diye bir kadını öldürdüler.
Hükümet yetkilileri dururken Erdoğan yurt dışından basına açıklamalar yaptı. Tam bir militarist, milliyetçi dalga yaratarak cenaze kaldırma ve savcının ev ziyaretleriyle kamuoyunu bu gündem etrafında yoğunlaştırma ve olayın sağlıklı tartışmasını engellemeye çalıştılar. Berkin Elvan’ın katli kamuoyuna mal olmuştu. Oldukça meşru ve her zaman gündemde tutulabilecek bir olayken birden bire silahlı birileri tarafından olayın ortasına atlanıldı ve her yönüyle hükümetin, devletin karanlık güçlerinin hizmetine girecek bir atmosfer yaratıldı. Bütün bunların raslantı ve devletin, hükümetin bilgisi dışında olması düşünülemez.
Erdoğan’ın yandaş medyası tabi ki, olayı kamuoyunu aydınlatacak biçimde vermeyecekti. Her şart altında hükümetin propagandasını yapacak ve baskı rejimini pekiştirecek biçimde kullanılmasını teşvik edecekti. Türkiye’nin demokratikleşme, barış süreci gibi temel konuları geri plana itilerek güvenlik sorunları öne çıkarılmış ve baskı politikaları pratikleştirilmiştir.
Bir olay olmuş, AKP de bundan yararlanıyor veya kullanıyor, bu da olabilir diyenler olabilir. Böyle bakmak saflık olur. Son günlerde olanlar gözönüne getirildiğinde durumun kritik olduğu görülecektir. Erdoğan Genelkurmaya giderek askerlerin önünde özeleştiri vermiş, ‘’Hepimiz kullanıldık’’, demiştir. Ardından Türkiye’yi sarsan davalardan birisi olan Balyoz davasından beraat kararı çıkmıştır. Hükümet, istihbarat ve devletin tüm güçleri uyumuş Fethullahçılar hepsini kandırmış! Balyoz’da kandırılanlar neden KCK operasyonlarında kandırıldıklarını açıklamıyorlar?
Erdoğan cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturarak AKP’yi ve hükümeti istediği gibi bir arada tutamacağını ve başaşağı gidişi durduramayacağını görmüştür. Bunun için orduyu arkasına almaya ve demokrasi güçlerini baskılamaya, seçim kampanyasını provokasyonlar dahil lehine çevirmeye çalışmaktadır.
Demokrasi güçlerinin bilinçli, kararlı ve ısrarlı biçimde bu propaganda ve provokasyonlara karşı durması gerekiyor. Halkı doğru bilgilendirmek, bu oyunları deşifre etmek ihmal edilecek bir durum değildir. AKP’nin mağduru oynamasına ve bundan parsa toplamasına müsade edilemez. AKP bu olayların ve provokasyonların mağduru değil, içinde olan, tertipleyen ve bundan siyasi rant devşiren bir güç durumundadır.