İşine son verilmeyenlerden Nuray Mert ve Ece Temelkuran, bazı AKP yanlısı yazarların hedefindeydi. Yeni Şafak Yazarı Hilal Kaplan, bu iki isim için ‘Kürt sorununda geçmişte başka şimdi başka düşünenler’ mealinde yazılar kaleme aldığı gibi, aynı zamanda hedefindeki bu kişilere ‘yeni Kandil muhipleri’ şeklinde seslendi. Nagehan Alçı da Kaplan’a destek vererek, ‘örgüt yandaşlığı’ polemiği üzerinden, çok da etik bulunmayacak bir dili tercih etti ve Temelkuran ile Mert’i doğrudan ‘PKK yandaşlığı pozisyonunu benimseyen iki isim’ diye tanıttı. Bu yaklaşımları, deneyimli gazeteciler Ragıp Duran ve Şahin Artan ile konuştuk.

‘İktidar yanlısı vasat kalemler’
„Kürt siyasi hareketinin, nispeten yakın bir zamandan bu yana, Kürt meselesine çözüm önerme konusunda, eskiye oranla çok daha somut, ayrıntılı, tartışılabilir siyasetler önermeye ve uygulamaya başladığını“ belirten gazeteci Ragıp Duran, öncelikle şu tahlili yapıyor: „Anayasa referandumunda yüksek oranda boykotun ardından, 12 Haziran seçimlerinde Blok’un 36 milletvekili çıkarması, Kürt hareketinin gücü, etkisi, prestiji  AKP iktidarını rahatsız etmeye başladı. Kuşkusuz, yine nispeten yakın bir zamandan bu yana, Kürt hareketinin silahlı mücadele yerine barışçı yani siyasal çözüm  üzerinde ısrar etmesi ve AKP’nin ‘Kürt Açılımlarının’ kof  özünü teşhir etmesi de siyasi iktidarın, yüzde 50 gibi yüksek bir oranda seçim başarısı kazanmasına rağmen, Kürt meselesi konusunda çıkmaza girdiğini anlaması da yeni bir gelişme. Kürt siyasi hareketi, özellikle ‘Demokratik Özerklik’ fikriyatını gündeme soktuğundan bu yana, Türkiye’de Kürt meselesine somut çözüm öneren, bir Yol Haritası olan tek siyasi güç. Üstelik, halen Türkiye’de, siyaseten ve sahada, AKP iktidarına karşı bir tek Kürt siyasi hareketi toptan bir muhalefet yürütebiliyor.“
Duran, AKP yanlısı iki yazarın, bir başka iki kadın yazarı hedef almasının da az önceki tahliliyle ilişkili olduğuna dikkat çekerek, şöyle diyor: „Egemen medyada kalem ahlakını korumaya çalışan meslekdaşlarımız arasında Nuray Mert ile Ece Temelkuran’ın özel bir yeri olsa gerek. Şimdiye kadar hem kendi içlerinde tutarlı bir siyasi ve medyatik bir çizgi izlemiş olan bu iki kalem, aslında her demokrat ve özgürlükçüden beklenmesi gerektiği şekilde Kürt meselesine de ilgi gösterdiler. Her iki meslekdaşımız sadece gazete yazılarıyla değil televizyonlardaki tartışma programlarındaki düzeyli ve muhalif tutumlarıyla takdir kazanmış arkadaşlarımız. Sözkonusu iki meslekdaşımıza karşı yine iki kadın kalem sahibinin karşı çıkması  manidar. İktidarın, emir-talimatı olmadan yapılan iş bölüşümünde, iki kadına iki kadın düşmüş. Birinciler muhalif ve özgürlükçü, ikinciler iktidar yanlısı ve vasat kalemler.“

‘Demokrat görünümlü sözcüLER’
Gazeteci Duran’ın, bizzat Alçı ve Kaplan’a dönük eleştirisi de, var: „Negehan Alçı, Osmanlı’dan bu yana var olan ‘Dîvân Kalemi’ makamının, aslında pek de becerikli olmayan ama ‘perveriş sabisi.’ Hilal Kaplan ise, ‘Demokrat Görünümlü İktidar Sözcüsü’ konumundan konuşuyor. Her ikisi de, Mert ve Temelkuran’la ciddi bir fikri tartışmaya girebilecek bilgi, kültür, siyasi, ideolojik ve mesleki düzeyde değiller. İktidara yaranmak için çırpınıyor olsalar gerek…  Yandaş kalemlerin birinci vazifesi, AKP’ye muhalefet eden kişi ve kesimlere karşı çıkmak.“
Duran, ‘eskiden Kürt Halk Önderi Öcalan’dan, ‘Bebek katili’, ‘Teröristbaşı’ diye söz eden kimi çevrelerin, son zamanlarda Kandil’i kınayıp Öcalan’ı över olduklarını’ gözlediğini söyleyerek, „Bir de Beyaz Türk aydınlarının büyük bir kısmı, kendilerinden herhangi bir  danışmanlık hizmeti talep edilmediği halde, Kürtlere sürekli akıl hocalığı yapmaya başladı. Bir dizi yazarın önerdikleri, garip ve ilginç bir şekilde, şimdilerde ‘Devlet Aklı’ denilen Hikmet-i Hükümet’in görüşleriyle örtüşüyor“ diye konuştu.
Duran’ın son sözü, şöyle: „Kendisinden farklı fikir beyan edene ‘PKK yandaşı’ demenin, farklı fikri çözememek, eleştirememekten kaynaklandığı gibi, fikre karşı Polis-Savcı-Mahkeme üçlüsüne gönderilen bir davetiyedir. Ece Ayhan yıllar önce yazmıştı: Bizde hiçbir zaman ‘düşünce’ adına bir şey olmamıştır, her şey ‘memurlar kavgası’ olarak geçer tarihte.’’  

Artan: Eleştiri değil gözdağı

Kaplan ve Alçı’nın tutumunu, Blok olarak seçime giren ve üstün başarı sağlayan Kürtlerin durumundan ayrı değerlendirilemeyeceğine vurgu yapan Bianet Yayın Yönetmeni Şahin Artan, şu yorumda bulundu: „Belki ilk kez Kürt halkının talepleri, genel demokratik taleplerin bir parçası olarak İstanbul ve Mersin gibi şehirlerde bu kadar yankı buldu. Kürt politik hareketinin taleplerine yıllardır yabancılaştırılmış birçok insanın 12 Haziran öncesi süreçte bu taleplere farklı, olumlu bir gözle bakmaya başladığı söylenebilir. Öte yandan BDP’nin zaten geniş tabana sahip olduğu illerde tabanını daha da genişletebileceğinin işaretleri de geliyordu. Sonuçta Blok, 2007 seçimlerinde 15 ilde alınan 900 bin oyu 1.6 milyona yükseltti. Ama bu yükseliş, daha seçim öncesi günlerde karşı tepkilerde yükselişi de beraberinde getirdi. Seçim kampanyası boyunca hakim olan alabildiğine sert iktidar söylemi, bazılarının beklediği gibi seçim sonrasında inişe geçmedi. Şu anda Kürt politik hareketini tecrit etme çabalarında ve demokratik talepleri dile getirenlere gözdağı verilmesinde, seçim öncesinden başlamış bir sürecin devamını yaşıyoruz diyebiliriz. Temelkuran ve Mert’e iki yazar tarafından yöneltilen ‘eleştiriler’i bu koşulların dışında ele almak doğru olmaz diye düşünüyorum. Bir insanın yasadışı bir örgütün yandaşı olduğunu söylemek eleştiri değil, herhalde ona gözdağı vermeye çalışmaktır.“


ALİ BARIŞ KURT- İSTANBUL