İslam'da cennetin aracısı yoktu. İbadet, yolunu tayinde herkes kendinden sorumluydu. Ama bilmeyenlerin çoğunlukta olduğu bir dünyada, dini nimetlere erişme, iktidarı ele geçirmeye alet, araç yapanlar, insanlık dehşetine sebebiyet veriyorlardı.
Kimileri nimetler derme hırsıyla din savaşlarını körüklerken, inandırılmış masumların kanı akıyordu. Mısır'da olanların özeti buydu.
Bu ayrı bir konu, kendi düzlemimiz TC’ye dönersek, "ılımlı İslam demokrasisine ne oldu?" sorusunun "bodoslamasına" cevabı, kandırılma ve yüz üstü bırakılma olan iflastır. Asya, Afrika’yı saran genel iflasın yerel ayağı.
Demokratlık menzilleri, malı alıp götürmeye, düze çıkıncaya kadardı. Sonrasına gerek yoktu. Nimetler torbasına başlarını daldırınca, yüzlerini sıvayan cila, boya döküldü. Altından çeneye sarkan dişleriyle, korkutucu masal devini andıran diktatörlük çıktı.
TC’de, Recep Erdoğan şimdi, daha gür bir sesle ve artık rol yapma gereği duymaya gerek kalmayacak şekilde kendisi olarak, "durmak yok yola devam" diyor.
Radikal gazetesinden Ezgi Başaran dün, Kürt Milletvekilleri ve önde gelenlerinin tek tek isimlerini sayarak, haberleşme kanalları olan "Facebook" sayfalarının kapatıldığını yazıyordu. Buyrun, Türk-İslam demokrasisinden alın!..
Kürt milletvekillerinin kendilerini anlatması suç, üç kişinin bir arada sokağa çıkması terörizmdir, Türk-İslam ılımlı demokrasisinde…
Bu arada din, iman, ahiret söylemli koalisyonda, paylaşım savaş meydanlarında patlamalar meydana geliyordu.
Koalisyon ortağı Fethullah Gülen imparatorluğu, bir süreden beri, "ahiret teferuat dünya nimetlerine bak" zemininde, daha çok söz ve karar sahibi olmak, bu sayede parasal kazancını artırmak istiyordu.
İsteğini anlatmak için, kendisine düşen payın, kırıntı olduğuna dair ağlama, sızlanma sesleri çıkarıyordu. Ama, "hani ya benim, bohçayla götürme ile kazancım" ağlaşmaları fayda etmeyince, medyasında, su başlarını tutan kardeş ortağa "iğneler" batırmaya başlamıştı.
Bol keseden kazanç beklerken, karşıdan "götürdüğünle yetin" cevabı gelince, kalemlerini meydana salıyor, karşı hücumdan sonra, yandaş kalemlerin meydana dalaşı başlıyor, sıkışan Gülen imparatorluğu bundan sonra, savunma ile hücumu bir arada karıp, iktidar varoşlarında, onbir maddelik bomba patlatarak, "aza razı olmam" demeye getiriyordu.
Bu piyasanın sermayesi din, iman, cemaat, kazancı boldu. Cennet alınıp satılıyor, dil kaydırmacasıyla. "Mal, mülk, servet edinmek cennet için yalan, bana sadaka, fitre, zekat, aylık, yıllık taksitli para öde, seni uçurayım oralara" deniyor, parayı kapan kimileri, şirketler ormanı, para imparatorlukları kuruyordu. "Sevabına muhtaca yardım" paraları villa, sevgiliye pırlanta gerdanlık, küpe, bilezik oluyordu. Hırsızlık, dolandırıcılıktan yakalananlar mahkemelik, mahpushanelik oluyordu.
Fakat, kimsenin utanması, Allah'tan da korkusu yoktu. Doğrulan "durmak yok, yola devam" şarkıları söylüyordu. Manzara, "ılımlı İslam'a ne oldu?" sorusuna cevaptı.
İktidarına "ne oldu?" sorusuna gelince: O hapishanelerde gardiyan, yazarları biçen tırpan, sokağa çıkana gaz bombası, kurşun, ta Suriye’de Kürtlerin katlinde El Kaide’ye tedarikçi oldu.
Biz, El Kaide kolunda Suriye'yi fethe, Kürdistan'a Rojava’yı pay û mal etme seferlerini hikayeleştirirsek, "taraftır" diyeceklerdir.
Evet, ben kendimi bildim bileli "tarafım" bu doğru. Çünkü, "doğru" farklı, herkesin doğrusu kendince ama, gerçek tektir. Taraf olmak, değişmezlik olan gerçekten yana olmaktır.
Ben yine de, İslam adına işledikleri insanlık cinayetlerini başkasından alıntıyla aktarayım:
İnsan hakları kurumları ve sınır boyu tanıklarının ifadesine göre, El Kaide ve kiralık yerli Hizbullah’ın "Allahu ekber" sloganlı katilleri, karartma yapılarak sınırdan içeriye sokuluyor, onlar da cami hoperlerinden, kimliği yok, varlığı inkar altında, kişi olarak esir, aynı zamanda Müslüman Kürtlerin mal ve kadınlarının helal olduğunu ilan ediyor, insan kesiyor, yeryüzü dehşet içinde kalıyordu.
Radikal'den Fehim Taştekin, din adına talan ve hırsızlıklarını anlatırken, söktükleri fabrikaları kamyonlara yükleyip TC’de sattıklarını anlatıyordu.
Bırakın dini, insanlığın hangi kelamı, eylemine sığar bu dehşet?
Sığmadığı içindir ki, bugüne kadar, yerde can çekişen Kürtlerin yüzüne bakmayan Amerika ve Rusya bile vahşete isyan ediyor, "kabul edilemez" açıklaması yapıyorlardı.
Ama içeride, dindarlık adına birbirine karşı paylaşım savaşı verenler, bu dehşeti görmüyor, feryatları duymuyor, insaniyetlerinin haline vay ki, vahşi katilleri temize çıkarma avukatı kesiliyorlardı.
Bu mu din, iman, İslam ve onun ılımlı türevi?
Ilımlı İslam’ın iflası
"İslam'a ne oldu?" başlıklı yazıyı "devam edecek" diyerek bitirmiştim. Devam edeyim, ama önce, Mısır…