BERİVAN ALTAN / MA / ANKARA
AİHM’in son dönemlerde verdiği kararlarla Avrupa politikasını gözettiğine dikkat çeken Avukat Yusuf Alataş, “Avrupa Türkiye ilişkileri AİHM’i de etkiliyor. O yüzden çok önemli davalarda enteresan kararlar almaya başladı. Roboskî ve Öcalan kararları da buna dahildir” dedi.
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) eski Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Alataş, Avrupa Konseyi’nin bir organı olan AİHM’in yetkisini kabul eden ülkelerin AİHM içtihatlarını da yerine getirmesi gerektiğini; Türkiye’nin 2008’e kadar bu kararları yerine getirmeye, kendi mevzuatlarını düzeltmeye, kararlar doğrultusunda yargının kendini gözden geçirmesini sağlamaya çalıştığını anımsattı. AKP’nin iktidara gelmesi ardından o dönemki stratejisinin AB’ye üye olma noktasında kurgulandığını belirten Alataş, “Daha sonra bu perspektif tümüyle ortadan kalkmasa bile önemini yitirdi. Daha çok kendi iç meseleleri ile ilgili iç siyasi denge ve hesaplar devreye girdi. Türkiye, AİHM ile ilgili içtihatları görmezden gelen bir yaklaşım içerisine girdi. Özgürlükleri koruma yerine yeniden bir özgürlükleri askıya alma süreci başladı” dedi.
Güçlendikçe vazgeçtiler
AKP’nin iktidarını sağlama almasıyla birlikte AİHM kararlarının artık etkisinin azaldığı bir Türkiye ile baş başa kalındığını vurgulayan Alataş, “AİHM ne karar verirse versin kendi politikalarını uygulamaya başladılar. AİHM’in Türkiye’nin demokratikleşme sürecindeki katkısını giderek azalttı. Neredeyse yok etti. Bunun için AYM diye bir iç hukuk yolu düzenlendi. AİHM de bunu kabul etti. Daha sonra verilen kararları ve AİHM içtihatlarını görmezden geldi” şeklinde konuştu.
AİHM politik çerçeveye baktı
AİHM tarafından alınan son kararları değerlendiren Alataş, şunları söyledi: “AİHM her ne kadar uluslararası bir mahkeme olsa bile genel Avrupa politikasından bağımsız ve soyut değildir. Avrupa Türkiye ilişkileri AİHM’i de etkiliyor. O yüzden çok önemli davalarda enteresan kararlar almaya başladı. Roboskî ve Öcalan kararları da buna dahildir. Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve AİHM ile bütünüyle bağlarını koparmaya meydan vermemek amacıyla Türkiye’ye yaklaşımında hukuktan çok politik kaygılar ön plana çıkıyor. Son dönemlerdeki kararlar da bunu gösteriyor. Fakat mahkemenin sorunlara bakışında eski tutumundan farklı olarak hukuk çerçevesi yerine politik çerçeve esas alınmaya başlandı. Ya Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nden çıkaracaklar ki o zaman Türkiye’nin bütün ilişkileri sona erecek ya da bazen sıkıp, bazen gevşetip mümkün olduğu kadar kendi içerilerinde tutma dengesini sağlayacaklar. Bu yüzden ne yazık ki AİHM 2008’e kadar gösterdiği hassasiyeti göstermez oldu. Bu da hükümetin, Türkiye’nin işine geldi.”
Mahkeme gibi bakmıyor
“AİHM eskisi gibi etkili bir uluslararası mahkeme olmaktan çıktı” diyen Alataş, Türkiye’de eskiden haksızlığa uğrayan kişilerde ‘AİHM’e gider hakkımı alırım’ düşüncesinin hakim olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: “Fakat artık AİHM Türkiye’deki mağdur olan çevreler açısından başvuru mercii olmaktan çıktı. Bir süreç uzadı, iki AİHM’in de Türkiye’ye bakışı değişti. Çünkü AİHM her ne kadar mahkeme ise genel Avrupa politikasından uzak olmayan ve o politikayı gözeten bir noktada. Tümüyle salt bir mahkeme gözüyle olaylara bakmıyor. Dolayısıyla bu süreçte Türkiye’de iktidar seçenekleri de azalınca Avrupa iki seçenekle karşı karşıya. Ya Türkiye’yi dışlayacaklar ve kısmen de olsa Türkiye üzerindeki etkisini ve denetleme yetkisini yok edecekler veya kendileri bazı ilkelerden fedakarlık yapıp, görmezden gelip, genel Avrupa politikasının gereğini yerine getirecekler.
Avrupa’nın genel politikası ise Türkiye ile ilişkilerin devam etmesi yönünde bu durumda ne yapacak. Kuralları esnetecekler, dikkat edin yargılamalar çok uzun sürüyor. Geç gelen adalet değildir. Beş yıl, 10 yıl süren yargılamalardan sonra gelen kararların bir anlamı yok. Doğru, gerek Öcalan’ın içinde bulunduğu koşullar ve uygulanan muamelelerle ilgili kararını olumlu sonuçlandırmadığı gibi Roboskî’de olduğu gibi Türkiye’nin genel politikasını ilgilendirecek olaylarda da genel ilkelerden taviz verdi. Hele Roboskî’de tamamen biçimsel koşullar esas alınarak, reddedildi. Türkiye’deki mağdurlar için AİHM artık hem zaman açısından hem de oradan beklenilenler için etkili bir araç olmaktan çıktı.”
Sorumluluğu üzerinden atıyor
Öcalan ve Roboskî gibi kararlarla devletlerarası hukukun, devletlerarası ilişkilere kurban edildiğini vurgulayan Alataş, şöyle devam etti: “O bakımından özellikle politik davalarda Öcalan ile ilgili başvurularda veya Roboski gibi devletin terörle mücadele adı altında Kürtlere yönelik politikalarla yaptığı uygulamaları bir anlamda kendi üzerinden sorumluluğu atma yollarını aradı. Açıkçası Öcalan ile ilgili karar beni çok şaşırtmadı. Avrupa kurumlarının kendilerini de koruma iç güdüleri var. Karar verdikten sonra o kararın uygulanmamasını görmezden gelemez. Ama uygulatamaz da o yüzden bu konuma düşmek istemiyorlar. Tüm Avrupa kurumlarının Türkiye’ye bakışı değişti ancak bu kadar olur düşüncesindeler. Avrupa’da en ağır eleştiri yapanlar bile bir açık kapı bırakıyor çünkü Türkiye stratejik açıdan Avrupa’nın kolay kolay vazgeçeceği bir ülke değil. Avrupa kurumları kendi saygınlıklarını fazla tartıştırmadan olayları geçiştirmeye çalışıyor keza AİHM de öyle. Yani Türkiye, Avrupa için vazgeçilemeyecek derecede kritik öneme sahip. Aynı zamanda kendi değerlerini de korumak zorunda öyleyse Türkiye’de en azından AİHM tarafından yapılan denetimleri gevşeterek, kendi kamuoyuna Türkiye’yi aklıyor görünümü vermeyerek, Türkiye’nin hukuksuzluklarını görmemezlik yapmıyormuş gibi davranma var. Bu politika aslında genel Avrupa’ya hakim oldu.”
İsteseydi ifadesine başvururdu
Öcalan hakkında verilen gerekçeli kararda Öcalan’ın şikayette bulunmamasının gösterilmesini de eleştiren Alataş, “O zaman haksızlığa kim uğramışsa kişi kendisi dilekçe versin. Öyle bir şey yok. Avukat müvekkili hakkında yapılanlara ilişkin her türlü şikayette bulunabilir” diye yanıt verdi. Alınan kararda Türkiye’nin verdiği cevaplara binaen bir karar oluşturma ihtimaline dikkat çeken Alataş, “Mahkeme isteseydi direk Öcalan’ın ifadesine başvurabilirdi böyle bir yetkisi vardı. Avrupa bu davada direk taraf olmamaya özen gösterdi. Devlete karşı taraf olmamayı seçti yani. Aslında mahkemenin asıl amacı kişiyi devlete, devletin hukuksuzluğuna karşı korumaktır. Ama AİHM salt hukuk kurumu değil dolayısıyla Avrupa’nın genel politikasından bağımsız karar vermiyor ve devlet tarafında olmayı tercih etti” dedi.