Ilısu Barajı’nda su tutulmaya başlansa bile bunun durdurulması için mücadeleye devam etmek gerekir. Barajın yapıldığı bölgede halkın ezici çoğunluğunun bu barajı istemediğini de dikkate alırsak böylesi bir kampanyanın başarı şansı mümkün olduğunu göreceğiz.

ERCAN AYBOĞA*

Bu başlığı kendimizi “kandırmak” için atmıyoruz. Gerçekten de coğrafyamıza benzeri az görülecek boyutta yıkım ve sömürü getirecek Ilısu Barajı ve HES Projesi durdurulabilir. Bunun neden böyle olduğunu aşağıda açıklayacağız ama ondan önce duyarlı herkesi 7 ve 8 Haziran’da yapılacak 3. Küresel Hasankeyf Eylem Gününe katılmayı davet ediyoruz. Türk hükümeti 10 Haziran’da Ilısu Barajı’nda su tutmak istediğini hatırlatalım.

Hasankeyf gibi rahatça yaşanabilen ve hissedilebilen bir kültürel ve doğal mekan çok nadirdir Ortadoğu’da. Evet Amed, Şam, Midyat ve Kudüs gibi bazı önemli ve büyük oranda korunmuş tarihi kentler var, ancak doğayla bu derecede iç içe geçmiş alan yok gibi. Hasankeyf’i tam anlamak için günlerce dolaşmanız gerekir. Onlarca kültürün izi, 5500 mağarayı, yüzlerce anıtı, vadileri, bahçeleri, yamaçları ve Dicle nehirini ne kadar çok gezerseniz o kadar yenilikler keşf edersiniz. 12 bin yıldır insanlar aralıksız şekilde bu mirasla iç içe yaşaması dünyada benzersizdir; bu mirasın bugüne yetişmesinin temel nedeni bu birlikteliktir. Öyle bir mekan ki sadece geçmişe yolculuk yapmıyorsunuz, doğa-insan ilişkisinin bin yıllar içinde yarattıkları eserleri görerek bugünün yerleşim siyasetinin ne denli sakat olduğunu da anlarsınız.

Göbeklitepe’nin ikizi

15 Mayıs’ta yaptığımız acil uluslararası çağrıda Hasankeyf’in Göbeklitepe’nin ikizi olduğunu belirtirken bunu son on yılda yapılan kazılara dayandırıyoruz. Göbeklitepe’nin tarihin yazılmasında değişikliklere neden olduğunu düşünürsek, insanlığın evrensel tarihi açısından Hasankeyf’in bunun üstünde bir değeri var. Bir de bütün Dicle Vadisi’ni düşünelim. Ilısu ve diğer barajlarla bu vadilerin su altında bırakmanın kültürel bir jenosit olduğunu görmek gerekir. Görmek kadar hissetmek gerekir. Hissetmek önemli çünkü vicdanı etkiliyor ve insan ancak o zaman harekete geçiyor.

   

Hiçbir zaman geç değil

Vicdan kadar umut da önemli. Hasankeyf ve Dicle’nin 20 yıllık mücadelesinde bazı başarılar sonucu bugüne kadar su altına bırakılmadı. Son yıllardaki mücadele zayıflıklar yaşasa da hiçbir zaman geç değildir. Artık Mezopotamya toplumunda ekolojik-kültürel bilinç artıyor. Eskisi ezici çoğunluk bu gibi büyük projelere kayıtsız şartsız evet demiyor. Yani dediklerimizden bir şey anlayan insan ve kurum çok. Önemli olan buna cevap olabilmek ve bunu harekete geçirmek.

Yapılmayan çok şey var

Ilısu Projesi’ne dönersek bütün işlerin bittiğini diyemeyiz. Ilısu Barajı’nın gövdesi tamamlanmış gibi. Ama Ilısu HES çalışabilir durumda mı kesin bir açıklama yok. Yine üç derivasyon tünellerin hepsinin kapatıldığı konusunda da bir açıklama yok. Devlet yetkilileri Ilısu Projesi’nin yüzde 99’u bitti dediğinde buna “yeniden yerleşim” çalışmalarını katmıyor. Bununla kast edilen kamulaştırma, yeni yerleşim yerleri, yeni yol ve alt yapı inşaatlarıdır. Burda henüz tamamlanmamış çok şey var. En başta Ilısu köyünün dışında (bu 2010’da yapıldı) hiç bir insan evinden çıkmadı daha. Yeni Hasankeyf’teki (2 km kuzeyde) evler de henüz Hasankeyflilere teslim edilmemiş, bu Ramazan bayramı sonrası olur mu o da belli değil. Sürekli bir erteleme var. Bazı yeni köylerin inşaatı doğru dürüst başlamadı bile. Bir çok kamulaştırma itiraz davası da devam ediyor. En önemli sorunlardan biri Hasankeyf’in 2 km doğusunda inşası süren yeni ve ulaşım için önemli köprüdür. Bu köprünün ancak üçte ikisinin bittiğini gözlemliyoruz. Hasankeyf’te hedeflenen 7 anıtın hepsi büyük oranda Yeni Hasankeyf’e taşındığı görünüyor.

   

Bu aşamada su tutulur mu?

Normalinde Haziran ayında su tutulmaz bu aydan itibaren Dicle nehrinin debisi çok düşer. Tekniki açıdan en mantıklısı Şubat-Mart ayında su tutmaya başlamaktır.

Durum böyle iken gerçekten bu aşamada su tutulur mu? Aslında hayır. Olabilecek senaryolardan biri 10 Haziran’da 10-15 metre kadar Ilısu rezervuarında suyun yükseltilip kışa kadar bekletilmesidir. Bunun yapılmasının amacı bizim gibi insanların mücadele moralinin düşürülmesi.

Irak hükümetiyle son aylarda Türk hükümeti birçok defa görüştüğünü açıkladı. Bu görüşmelerde su, pazarlıklarda önemli yer aldığı ortada. Irak hükümeti maalesef olumsuz bir role girdi ve toplumunun suyunu kolayca pazarlık konusu yapıyor. Irak hükümeti, Türkiye’nin su tutma süresi boyunca bırakacağı debinin biraz yükseltilmesini büyük başarı sayacak. Geçen yıldan beri çıkan birkaç haberde debinin 60’dan 90 saniyede metreküpe çıkarılması konu. Nisan ayında Süleymaniye’de yaptığımız Mezopotamya Su Forumu’nda buna dikkat çektik.

Başka ülkelerde başarıldı

Son on yıllarda dünyada birçok devasa projenin son anda faaliyete geçmediğini göreceğiz. İnsan ve doğa üzerinde felaket niteliği taşıyan bu projelerin faaliyete geçmemesinin nedeni toplumda yükselen tepkiler. Vereceğimiz birinci örnek Tayland’tan: İnşası büyük bir nehir üzerinde tamamlanan Pak Mun Barajı faaliyete geçti ama bir süre sonra ağırlıklı balıkçıların protestoları sonucu 2013’de nihai karar alınana kadar kapaklar tekrar açıldı. Avusturya’da inşası tamamlanan Zwentendorf nükleer santrali, 1978’de yapılan özel bir halk oylaması sonucu faaliyete geçmedi.

Mücadele sürmeli

Bundan çıkardığımız sonuç sonuna kadar haklı mücadeleye devam edilmesidir. Yanlışa karşı susmamak lazım, yoksa yanlışlar daha da artar. Ilısu Barajı’nda su tutulmaya başlansa bile bunun durdurulması için mücadeleye devam etmek gerekir. Baraj rezervuarı bir gün dolsa tekrar boşaltılması için mücadele etmek lazım. Ilısu Barajı’nın yapıldığı bölgede halkın ezici çoğunluğu bu barajı istemediğini de dikkate alırsak böylesi bir kampanyanın başarı şansı mümkün olduğunu göreceğiz.

Bir mücadelede çok şey önemlidir ama en önemlisi başarıya dair olan inançtır. İşte bu inanç noktası şu aşamada önemlidir.

   

Hala kurtarılabilecek miras var

2017 yılından beri Hasankeyf’te, Zeynel Bey Türbesinin taşınmasıyla başlayan süreçte “eserlerin Yeni Hasankeyf’e taşınması” ve “kayaların sağlamlaştırılması” adı altında fiziki müdahalelerle ciddi bir yıkım yaşanmış olsa da halen kurtarabileceğimiz kültürel miras çok fazladır. Neresinden dönersek dönelim bizim için kardır.

Ilısu Projesi’nin durdurulup iptal edilirse; başta doğrudan etkilenen beş il olmak üzere, Kürdistan, Türkiye ve Irak halklarının ekonomik, sosyal, kültürel ve ekolojik olarak çok ileri düzeyde faydalanacağına kesinlikle inanmaktayız.

   

Mesele para değil kültür

Ilısu Projesi’nden her yıl 300-400 milyon dollar gelir olacakmış diyor Türk hükümeti. Olabilir, ama bundan Dicle Nehri bölgesinde yaşayan hiç kimse faydalanmayacak. Elektrik aynı yüksek fiyatla topluma satılacak ve yerel yönetimlere bir ek kuruş gelmeyecek (suyun silah veya asimilasyon aracı olarak kullanılması ayrı bir konu). Burdan “yerele Ilısu projesinden biraz para ayırın” talebi oluşmaması lazım, bu tartışma tehlikeli çünkü bir gün hükümet bunu gerçekleştirirse biz boşa düşmüş oluruz ve baraja toplumsal meşruiyet doğar. Biz doğamızı, kültürümüzü ve yerleşim alanlarımızı geri istiyoruz, yani yaşamımızı. Yerel halkın geleceğine yönelik alacağı demokratik, şeffaf ve ekolojik esaslı kararlarıyla kendi geleceğini bir bütün daha iyi belirler. Kültürel ve doğal alanlarını barajlarla su altında bırakarak veya madenlerle delik deşik ederek değil, küresel ve gelecek kuşakları da düşünerek küçük ve demokratik çözümlerle enerji, su ve başka ihtiyaçlarını belirlemeli toplum.

 

Dicle insanı harekete geçmeli

15 Mayıs’taki çağrımızla ilk etapta Türk hükümetine yeniden Dicle bölgesinin geleceğini toplumla demokratik temelde tartışıp uzlaşmaya varmasını talep ettik. Devlette az bir akıl veya mantık olsa bunu dikkate alır. Bundan şüphe duyduğumuz için asıl çağrımız demokratik insan ve kuruluşlara yöneliktir. Bunu burda tekrarlıyoruz. Dicle bölgesinin insanı kendisi harekete geçmese başkası bunu yapması zor. Sadece Türkiye’nin batısı ve dünyadan dayanışma talep etmek yetersizdir.

* Hasankeyfi Yaşatma Girişimi’nden