KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu ortak açıklamanın ardından yapılması gerekenleri sıraladı:


* Başmüzakereci olarak Öcalan’ın koşullarının köklü olarak değişmesi gerekir. 

* Karşılıklı müzakere heyetleri ve İzleme Heyeti zaman geçmeden oluşturulmalıdır. 

* Hasta tutsakların bırakılması bir adım değil, yapılması gereken bir görevdir. 

* Tahkim edilmiş ateşkes, en büyük fırsattır. Hükümet bunun gereklerini yerine getirsin.


 KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, hükümete sunulan en önemli fırsatın tahkim edilmiş ateşkes olduğunu belirterek, en kısa zamanda müzakere koşullarının oluşturulmasını istedi. Karasu, ‘’Silah bırakmak  gündemimizde yok’’ dedi. 


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Hükümet’in henüz müzakere koşullarını bile oluşturmadığına dikkat çekerek atılacak adımları sıraladı. “Silahları bırakmak şu anda gündemimizde yok” diyen Karasu, “şu anda Hükümet’e sunulan en önemli fırsatın tahkim edilmiş ateşkes” olduğunu belirtti. 

HDP İmralı Heyeti ve Hükümet yetkililerinin ortak açıklaması ardından, AKP Hükümeti “silah bırakma” ekseninde bir propagandaya ağırlık verdi. KCK yetkilileri ise, açıklamanın bir “niyet beyanı” olduğuna dikkat çekerek, öncelikle 10 maddenin yaşam bulması için atılacak adımlara işaret etti. 

ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu da, ilk olarak müzakere koşullarının oluşturulmasını isteyerek atılması gereken adımları sıraladı. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun ANF’ye verdiği röportajı kısaltarak paylaşıyoruz:


HDP Heyeti ve AKP Hükümet yetkililerinin ortak açıklamasını tarihi olarak nitelendirdiniz. Bu açıklamayı hangi özelliği tarihi kılıyor?

Bu açıklamanın tarihi olmasının nedeni, iki tarafın yapacakları çerçevesinde Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan bir proje içermesidir. Öngörülen proje İçişleri Bakanının, Başbakan yardımcısının, AKP’nin Meclisteki Grup Başkan Vekilinin ve Güvenlik Müsteşarının bulunduğu ortamda okunuyor. Bu, açıktan açığa Önder Apo’nun, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürt sorununda muhatap olduğunun ortaya konulmasıdır. Yakın zamana kadar terörist-terörist başı denilen ve hala İmralı’da esaret koşullarında bulunan Önder Apo’nun değerlendirmelerini hükümet yetkilileri, devlet sorumluları dinlemişler ve O’na katılmışlardır. Çünkü HDP’nin okuduğu belge Önder Apo’nun İmralı’da HDP Heyetine söylediklerini ifade etmektedir. Belki bir iki yerde değişiklikler olmuştur, ancak bu değişikliklere de Kürt Halk Önderi Heyet yanına gittiğinde “uygundur” demiştir. Böyle bir durum tabii ki bu açıklamayı tarihi kılmaktadır. 

Bu, aslında Önder Apo’nun Kasım ayında sunduğu müzakere taslağının açıkça kamuoyuna sunulmasıdır. Aslında Hükümet ilk önceleri bu düzeyde bir açıklama öngörmüyordu. Sadece Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin bırakılacağı gibi bir açıklama yapılmasını istiyordu. Ama bu kabul edilmemiştir. Böyle bir metin hem HDP Heyeti, hem de Hareketimiz tarafından kabul edilmemiştir. 


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 10 maddelik bir müzakere taslağı sundu. Bu taslak ne anlama geliyor? Bu taslağı nasıl okumak gerekir?

Bu taslak belirttiğimiz gibi daha önce Kasım ayında sunulan taslağın legal hale gelmesidir. Kuşkusuz Kasım ayında bu taslak sunulurken hem bir Yol Haritası, hem de tarih ortaya konulmuştu. Üç aşamalıydı. Aslında bu defa okunan belge de bu üç aşamalı taslağın yeni bir biçimde ortaya konmasıdır. Kasım ayında sunulan taslakta şu vardı; on madde üzerinde müzakere yapılacak, mutabakata varılırsa Önder Apo Meclis’te konuşacak, daha sonra da PKK Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durdurmak için Kongresini toplayacaktı. Bu yönüyle Dolmabahçe’de ortaya konulan on maddelik müzakere taslağı da benzer bir mantık bütünlüğü içinde sunulmuştur. Bu taslağın sunumunun arka planı vardır, bu taslağın İmralı’da hangi görüşmeler ve konuşmalar çerçevesinde gündeme geldiği gerçeği vardır. Bunları bizler biliyoruz. Zaten bu açıklamada silahın bırakılması değil, niyet beyanı vardır. Niyet beyanı nedir? Belirli koşullarda gerçekleşirse pratiğe geçirilebileceğini ifade eder. Yoksa hiçbir gelişmeyle bağlantılı olmadan yalnız başına Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin bırakılması anlamına gelmiyor. Bir çocuk bile niyet beyanının ne anlama geldiğini bilir. 

Bu açıklamadaki on madde bir bütün olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi maddeleridir. Tüm dışlanmışlar bu taslakla birlikte yapılacak müzakereyle özgür ve demokratik yaşama kavuşma zeminini yakalayacaktır. Yerel demokrasi çok önemlidir.  Bu Ege olabilir, Karadeniz olabilir, Kürdistan olabilir. Bir coğrafyanın insanlarının kendi kendini yönetmesini hedefler. 


Hükümet tüm görevlerini yerine getirmiş algısı yaratarak hareketinizin baharda silahsızlanma kararı alacağı yönünde propaganda yapıyor...

Şu anda Hareketimizin gündeminde silahsızlanma diye bir şey yoktur. Böyle bir konuyu gündemimize almamışız, hiç düşünmemişiz de. Ancak yıllardır söylüyoruz, Türkiye’de Kürt sorunu çözülürse, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durduracağız, bırakma kararı alacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve tereddüdü olmasın. Ancak gelinen aşamada şu gerçeği herkes görmelidir; PKK sadece Bakurê Kurdistan’da mücadele yürüten bir hareket değildir. PKK’nin şu anda askeri güçleri Şengal’de de, Kerkük’te de, Musul çevresinde de IŞİD’e karşı bir mücadele içindedir. Okunan belge bir bütündür. Ortaya konulan sorunların on madde temelinde çözülmesi demektir. Evet, silahlı mücadelenin bırakılması da vardır o açıklamada. Temel sorunlar çözüldü mü, diğer taraf da silahlı mücadeleyi bırakır. İşin gerçeği budur. Ya da Önder Apo’nun dediği gibi aynı anda gerçekleşir. Senkronize olur. Yoksa bu belgeden hemen, derhal ilk yapılacak işin silahların bırakılacağı gibi ortaya koymak bir kere okunan belgeyi okumamış ya da anlamamış olmaktır. Bu da bir özel savaş ya da psikolojik savaş mantığıdır. Ve seçim öncesi bir propaganda malzemesi olarak kullanmaktır. 

Esas olan tahkim edilmiş ateşkestir. Buna devletin  de uyması, Özgürlük Hareketi’nin de uymasıdır. Aslında şu anda Hükümete sunulmuş en önemli fırsat budur; tahkim edilmiş ateşkestir. Bu tür psikolojik savaşla, özel savaşla tahkim edilmiş bir ateşkes bile anlamsız hale getiriliyor. 


Kongrenin gerçekleşmesi durumu hangi momentte olacak?

Önderliğimiz bir niyet beyanı olarak kongrenin toplanabileceğini kamuoyuna duyurmuştur. Zaten bir niyet beyanı olarak açıklama yapacağını bize de iletmiştir.Bunun için Hükümet ve devlet taahhütlerinin de yerine getirilmesi gerekiyor. Bunlar üzerinde hiç konuşulmayacak, ama Önder Apo’nun niyet beyanı hemen gerçekleşsin denilecek! Açıkça söyleyelim, böyle bir niyet beyanını pratikleştirmeye zemin olacak, bunu sağlatacak adımları Hükümet atmadan, Hükümetin adım atacağı görülmeden böyle bir kongre toplanması gündeme gelmez. Kongre böyle bir durumda niye toplansın? 


Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin bırakılması ve Türkiye’de demokratik siyasetin devreye girmesi hangi koşullarda ve hangi çerçevede olur?

Türk devletinin en temel konularda demokratik siyaset yapılacak düzeyde demokratikleşmesi gerekir. Örneğin Türkiye’de hala Kürt sorununun resmi olarak varlığı tanınmıyorsa, anayasal ve yasal çerçevede Kürtler nasıl siyaset yapacaktır? Türkiye, Önder Apo’nun ortaya koyduğu ve HDP Heyetiyle Hükümet yetkililerinin bir arada bulunduğu mekanda açıklanan on maddeyi gerçekleştirirse demokratik siyaset yapma imkanı ortaya çıkmış olur. On madde bir bütün olarak müzakere edilir, asgari müştereklerde mutabakat sağlanırsa, yani bir uzlaşma sağlanırsa o zaman demokratik siyasetin varlığından söz edilebilir. Şu anda hiç kimse ucuz laflar etmesin. Davutoğlu’nun ikide bir çıkıp “Silah bıraksınlar demokratik siyaset yapsınlar” demesi demagojidir. Bu, kendi sorumluklarından kaçmaktır. 

Silah bırakma mevcut Ortadoğu koşullarında mümkün müdür? Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamı, kimliği hala Ortadoğu’da güvencede değildir. Rojava’da görüyoruz, Başur’da görüyoruz, Rojhilat’ta da durum ortadır. Türkiye’de de hala öyle sorunlar çözülmüş değildir. Bu açıdan silahların bırakılmasından söz etmek mümkün değildir. 

  

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘teröristlerin’ silah bırakacağını, devletinin ise bırakmayacağını söylüyor. Bu ne anlama geliyor? 

Erdoğan zaten yıllardır bunu söylüyor. Ateşkesin olduğu dönemlerde de sürekli bu tür propagandalar yapıyor. Böylece esas olarak kendi çözümsüz politikalarının üstünü örtmeye çalışıyor. Kürt sorununun çözümünü isteyen bir taraf dilini değiştirmez mi? Hala terörist dersen muhatabın sana nasıl bakar, nasıl yaklaşır? 

Tartışılan şu değildir; devlet mi silah bırakacak, gerilla mı silah bırakacak? Sorun çözülmezse devletin askeri ve polisi Kürtler üzerinde baskı aracı olmayı sürdürür, sorun çözülmezse Kürt gençleri de, gerillalar da sürekli bir isyan içinde, bir direniş içinde olur. 


Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a AKP yetkilileri İmralı, Kandil ve HDP’nin birbirini dinlemediği gibi bildik söylemlerini de tekrar ediyorlar. 

İmralı, Kandil, HDP’nin birbirini dinlemediği söylemleri de bir yalan ve uydurmadır. Bu, kendi tutumlarından ortaya çıkıyor. Ciddiye alınacak tarafı yoktur. Ancak şu bakımdan önemlidir, eğer devlet ve Hükümet psikolojik savaş yürütüyorsa, buna başvuruyorsa, buna tenezzül ediyorsa, o zaman çözüm niyeti var mı yok mu konusunda kuşku duyulur. Çözümsüzlük politikasının üstünü örtmek ya da kendi görevlerinden kaçmak için bu tür psikolojik savaş söylemlerini tekrarlıyorlar. Dolmabahçe’de açıklama niye yapıldı? Bir seçim propagandası için mi HDP heyetiyle yan yana bulunuldu? Hükümet’in bu işi seçim propagandası yapmaktan vazgeçip derhal adım atması lazım, müzakereye başlaması lazım. Yoksa bazı çevrelerin AKP’nin bu açıklamaya katılması bir seçim hesabıdır, söylemlerine haklı olarak zemin sunulmuş olur. 


Bülent Arınç ve AKP’liler de Selahattin Demirtaş’a yükleniyor?

Bunun seçimle bağlantısı var. HDP şu anda AKP’nin en önemli rakibidir, ana muhalefettir. Gerçekten de AKP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkaracak olan tek güç HDP’dir. HDP seçimde hamle yaptığında Önder Apo’nun yarattığı zemin üzerinden Kürt sorununun çözümü gerçekleşecektir. 

Arınç kendine bakmalı, Hükümet kendine bakmalı! Şimdiye kadar AKP Hükümeti çözüm için adım atmış da birileri elini mi tutmuş? Arınç’a ve AKP’ye verilecek cevap budur. 

HDP’nin bu seçimde başarılı çıkması istenmiyor. Selahattin Demirtaş’a yönelik saldırılar kişisel değildir; HDP’ye yönelik bir saldırıdır. Yine HDP’yi zayıflatma temelinde Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’ni zayıflatma hedeflidir. 


Meclis’te görüşmeleri devam eden ‘İç Güvenlik Paketi’nin geçmesi süreci nasıl etkiler?

Demokratikleşmeyen bir Türkiye ne Kürt sorununu çözebilir, ne de başka sorunları çözebilir. Otoriterleşen bir Türkiye demokratikleşemez ve Kürt sorununu da çözemez. Bu açıdan pakette ısrar etmek Türkiye’nin otoriterleşmesinde ısrar etmektir. Otoriterleşen bir ülke de hiçbir sorunu çözemez. Paketin geçmesi aslında AKP’nin demokrasiyle, özgürlüklerle kendini ayakta tutmayı değil de, baskıyla, zorla kendini ayakta tutma tercihini ortaya koyma anlamına gelir ki, bu da AKP’nin sonu olur. AKP otoriterleştiği andan itibaren kendi sonunu getirecektir. Zaten dışarıda büyük sorunlarla karşı karşıyadır, içeride büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar ancak demokratikleşmeyle çözülebilir. Daha fazla otoriterleşme, daha fazla baskı, daha fazla polis devleti, daha fazla tutuklamayla gidilecek yol çıkmaz yoldur. AKP’nin kendi kendini bitirmesi yoludur. Böyle otoriter bir paket çıkartan, toplumu zapturapt altına alan bir zihniyet, bir Hükümet, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüyle ilgili bir süreci tıkar. Önder Apo Dolmabahçe’de yapılan açıklama hamlesiyle AKP’nin bu otoriterleşme eğilimini giderip demokratikleşme çizgisine, demokrasi yoluna sokmak istiyor. AKP buna girecek mi, girmeyecek mi göreceğiz


Bu açıklama sonrası Türk hükümetinden beklediğiniz adımlar nelerdir?

*  En başta eğer on başlıkta bir müzakere başlayacaksa ilk önce Önder Apo’nun müzakere yapacak koşullarının sağlanması gerekiyor. Baş müzakereci tecrit altında nasıl sağlıklı müzakere yapacak? 

Karşılıklı müzakere heyetlerinin netleşmesi ve bunun bütün kamuoyu tarafından bilinmesi önemlidir. Müzakere heyeti yoksa, bütün partilerle, sivil toplum örgütleriyle görüşemiyorsa, Kürt siyasi çevreleriyle görüşemiyorsa, kendi örgütüyle görüşemiyorsa müzakere nasıl yapılacaktır? Dolayısıyla baş müzakereci olarak Önder Apo’nun müzakere koşullarının köklü değişmesi gerekiyor. 

* Tabii ki bu çerçevede en önemli şey müzakerenin hemen başlayıp başlamayacağıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin baş müzakerecisi Önder Apo’nun da kendi müzakere heyetiyle görüşmesinin her an olması gerekiyor. Kuşkusuz ilk koşul budur.

*  Öte yandan müzakere nasıl oluyor, müzakere koşullarına kim uyuyor, kim uymuyor, ateşkes koşullarına kim uyuyor, kim uymuyor, bunların da olacağı izleme heyetinin olması gerekiyor.

*  Tabii ki terörizm jargonunun da bırakılması gerekiyor. Hem terörizm denilmeye devam edilecek, hem de çözüm süreci iyi gidiyor denilecek! Böyle bir şey olabilir mi? 

* Açıkça belirtelim ki, hasta tutsakları bırakmak bir adım değildir. Hasta tutsaklar bir pazarlık konusu olamaz. Hasta tutsakların bırakılması ne bir iyi niyet adımıdır ne de Kürt sorununun demokratik çözümünde bir adımdır. Hükümetin üzerine düşen görevler açık, net sorunu çözmeye yönelik görevlerdir. Bunlar da esas olarak on başlıkta ortaya konulmuştur.  

* Tabii ki Hareketimiz ve Önder Apo’nun görüşmeleri de sağlanmalıdır. İkide bir İmralı’yla Kandil arasında çelişki var deniyor. Böyle bir şey yok ama böyle düşünülüyorsa Önder Apo’yla Hareketimizin görüşmesi sağlanır. Kaldı ki sağlıklı bir müzakere ve çözüm için bu görüşmelerin yapılması şarttır. 

* Zaten Yürütme Konseyi Ebaşkanlığı açıklamasında mevcut güvenlik paketinin çekilmesi belirtilmiştir. Bunu sadece biz söylemiyoruz, bütün demokrasi güçleri söylüyor. Eğer Kürt sorununu çözeceksen, Türkiye’yi demokratikleştireceksen o zaman niye bu paketi Meclis’e getirdin diye sorarlar! Demek ki o paketin de çekilmesi gerekiyor. 

* Açıklamanın en önemli bir maddesi tahkim edilmiş ateşkestir. O zaman karakol yapımı, askeri amaçlı baraj ve yol yapımının da durdurulacağının taahhüt edilmesi lazım. 

* Yine siyasi tutuklamaların yapılmayacağının taahhüt edilmesi lazım. Hem demokratikleşeceğiz denecek, çözüm sürecinden bahsedilecek, hem de her gün her yerde tutuklamalar yapılacak! Bunların ortadan kaldırılması lazım.

Plakasız polis-askeri araçların kullanımdan kaldırılması gerekir. Hükümetin başta Cizre gibi yerler olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’ın hiç bir yerinde siyasi soykırım amaçlı tutuklama, baskı gibi tutumlara yönelmemesi gerekiyor. 

* Medya savunma alanlarını bombalıyor, keşif uçakları  gönderiyor, bunlardan vazgeçmesi lazım. 

* Kobanê’de bütün sınır kapılarının açılması lazım. Sınır kapılarını kapatmak hangi mantığa uygundur? Sınır kapıları açılırsa, bu konuda engeller ortadan kaldırılırsa, IŞİD’le ilişkilerini keserek Rojava’ya yönelik devlet politikaları değişirse, bu da tabii ki Kürt halkı açısından önemli görülecektir. 


Demokrasi çevrelerine, Kürt halkına bu süreçte düşen görevler nerelerdir?

Demokrasi çevreleri ve Kürt halkına düşen görev, bu açıklamada ortaya konulan demokratikleşmenin gerçekleşmesi için hükümet ve devlet üzerinde baskı yapmalarıdır. On başlıkta müzakerenin başlanması istenmelidir. Bütün sosyalist güçler, demokrasi güçleri, herkes masaya oturmalıdır. Biz de o masada olmak istiyoruz, İmralı’yla görüşmek istiyoruz demelidirler. 

Kürt halkı da tutumuyla ve mücadelesiyle Önder Apo’nun, Özgürlük Hareketi’nin yanında olmalıdır. Kürt halkına ve demokrasi güçlerine düşen görev, ortaklaşmaları, ittifaklarını ortaya koyarak hükümetin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü sağlayacak bu minderden kaçmasını engellemek olmalıdır. 


ANF/BEHDİNAN