23 Ocak günü Düsseldorf’ta Kürt kadınları, Almanya Kürdistan Kadın Birliği’nin (Yekitiya Jinên Kurdistan, YJK-E) kuruluşunu ilan etti. Elbette bu yepyeni bir örgütlenme değildi. 1980’lerin ortalarından bugüne gelen 30 yıllık bir mücadele birikimine ihtiyaçlara göre yeni bir form kazandırılması anlamına gelen bu “çatı“ örgütü, yöneticisi Münevver Azizoğlu Bazan’ın verdiği bilgiye göre daha şimdiden 50’ye yakın kadın organizasyonunu temsil ediyor. 

“Kadınların konfederal birliği” olarak tanımladığı YJK-E’nin şimdiye kadar bırakılan eksikleri tamamlamayı, daha geniş kadın kitlelerine ulaşmayı hedeflediğini belirten Azizoğlu, bu nedenle “inatla ve ısrarla örgütlülük” diyor. 

Münevver Azizoğlu Bazan’a çatı örgütü YJK-E’nin Almanya’daki Kürt kadınlarının örgütlenmesinde neleri hedeflediğini, farklı kadın organizasyonlarının ilişki ve çalışma esaslarını sorduk, bazı verileri aldık. Sorunların çözümüne ilişkin tespit ve özeleştirilerini dinledik. 


Almanya’da yaşayan Kürt kadınları, 2016 yılına örgütlenmelerini büyüterek giriş yaptı. YJK-E’nin kuruluş amacı ve hedefleri özetle ne? Bu ilanla kadın örgütlenmesinde neler değişecek? 

Kürt Kadın Hareketi, ilk özgün örgütlülüğünü 1987 yılında yine Almanya’da kurmuştu. Neredeyse 30 yıl sonra, 30 yılı aşkın mücadele birikimi ve tarihsel rolüyle Almanya’da 50’ye yakın kadın organizasyonunu bünyesinde toplayarak bir çatı organizasyonu kurulmuş oldu. Tabii burada 2014 yılında kurulan TJK-E’nin, Avrupa Kadın Hareketi’nin, Avrupa’daki tüm örgütlü Kürt kadın organizasyonları açısından bağlayıcılığına da vurgu yapmak lazım. 

YJK-E, öncelikli olarak Almanya’da faaliyet gösteren ve Kürt Kadın Hareketi’nin ilke ve amaçlarını kabul eden tüm kadın yapılarının demokratik toplum ve ulus çerçevesinde yeniden ele alınıp sistematik bir biçimde çalışmasını hedefliyor. Bu hedef ancak her alanda örgütlü kadının mücadelesiyle gerçekleşebilir. Örgütlenmiş kadın, özgür bir toplumun ve özgür bir geleceğin teminatıdır. Rojava örneği hepimize bunun öylesine söylenmiş bir söz olmadığını gösterdi. Dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun kadınların örgütlülük ihtiyacı kaçınılmazdır. Bu açıdan YJK-E’nin Almanya’da ilanı bir anlamıyla “örgütsüz kadın kalmasın” şiarını gerçekleştirme iddiasıdır. 

YJK-E şimdiye kadar var olan kadın organizasyonlarının tüm kadınlara ulaşma, kadınların -özellikle diasporada yaşayan göçmen kadınların- ihtiyaçlarına cevap olma, alternatif yaratma konusundaki eksiklikleri gidererek kendini yapılandırıyor. 

Buna göre özellikle yerelden başlayarak, komünden meclise her çalışmanın daha fazla kadına ulaşmasını, kadınların öz gücünü her alanda görünür kılınmasını amaçlıyor. Özcesi YJK-E, kadının demokratik konfederal birliğinin karşılığı oluyor. 


Bu organizasyonların birliğinde çatı örgütü nasıl bir rol oynayacak? Almanya’da çeşitli kentler arasındaki hatta aynı kentteki kadın kurumları nasıl eşgüdümlü çalışacak? Tüzüğünüzdeki “özgün ve özerk bir ağ“ ifadesinin karşılığı ne? 

Öncelikle şunu vurgulamak lazım: Kürt Kadın Hareketi’nde hiyerarşik, merkeziyetçi ve iktidarcı bir yapılanma ve zihniyet karşılığını bulamaz ve bu tamamen reddedilir. Yerelden örgütlenmeyi, yatay ve katılımcı örgütlenme modelini benimser. Çatı örgütünün rolü açısından “üzüm salkımı modeli” örnek olarak verilebilir. Bu model, hem bir kök üzerinden gelişmeyi hem de özerk ve özgün örgütlenmeyi esas alır. YJK-E ve ona ilkesel ve tüzüksel anlamda bağlı olan kurumlar arasındaki ilişki biçimi, interaktiftir. Bu, karşılıklı birbirini etkileme ve geliştirmeye dayalı bir ilişkidir. Her kadın meclisi, komünü, ihtiyaçlar üzerinden örgütlenir. 

Farklı kadın meclisleri ve komünleriyle ilişki, kolektif bir düzlemde gerçekleşir. Karşılıklı tecrübeyi aktarma, Kürt Kadın Hareketi’nin dönemsel politikalarını ve kampanyalarını hayata geçirmede fikir alışverişini ve perspektif edinmeyi sağlar. Somut bir örnekle ifadelendirecek olursak; diyelim ki Berlin’de faaliyet gösteren kadın meclisi göçmen kadınların ihtiyaçlarından yola çıkarak çok dilli bir danışmanlık hizmeti sunabilir. Yine Berlin’de faaliyet gösteren bir kadın komünü, kendi bölgesindeki göçmen kamplarını ziyaret edip bu danışmanlık hizmeti hakkında kadınlara bilgi verebilir. Danışmanlık hizmetinin kendi alanında verilmesi için meclis ile ilişkiye geçebilir. Yani bir ast-üst ilişkisi söz konusu değildir. Paralel ve özgün çalışırlar. Bu, birbirini bütünleyen, birbirinden beslenen demokratik komünal bir çalışma biçimidir esas olarak. 


YJK-E’nin sorumlu olduğu kaç kurum var? Biraz da istatistiki verilerle mevcut tabloyu ifade etmek gerekirse Almanya’da kaç kadın derneği, kaç kadın meclisi ve komünü var?

Almanya’da Kürt Kadın Hareketi’nin hedef ve ilkelerini, dolayısıyla YJK-E’nin de esaslarını kabul eden 50’ye yakın kadın kurum ve organizasyonundan söz etmiştim. Kadın derneklerimiz uzun yıllara yayılmış deneyimlerini günümüze ulaştırmışlardır. Yaklaşık 13 kadın derneğimiz, daha çok uzmanlaşma gerektiren alanlarda, örneğin diplomasi, kadın danışma merkezi, kadına yönelik şiddetle mücadele merkezi, kadın kültür-sanat çalışması vs. alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Kadın meclislerimiz daha çok son iki üç yıl içerisinde belli bir niceliğe ulaştı. Şu anda Almanya’nın çeşitli kentlerinde 18 kadın meclisi ve bu meclisler bünyesinde çalışma yürüten yüzlerce kadın aktivistten söz edebiliriz. Temel örgütlenme biçimimiz olan meclisleşmelerin Kürt kadınlarının bulunduğu bütün alanlarda yayılması, YJK-E’nin ilanı ve hedeflerinin pratiğe geçirilmesiyle daha hızlı bir ivme kazanacaktır. Ağırlıklı olarak komünlerimizin olduğu bölgelerde meclisleşmeye gidildi. Halihazırda faaliyet gösteren 8 komün bulunmakta ve bu sayı giderek artacak. 


Peki ya kooperatifler? Avrupa’da da birçok kadın hala ekonomik olarak erkeğe bağımlı ya da çalışma alanları “aile şirketi” dahilinde. Kadınlara iş alanları yaratma amacını güden kooperatifler kurma hedefiniz var mı?

Kapitalist sistem, kadına ancak kendisine hizmet ettiği oranda çalışma alanı açmakta. Buna karşılık kadınlar, kötü koşullara sahip işlerde, güvencesiz olarak çalıştırılmaktalar. Erkeklerle eşit ücrete tabi tutulmuyorlar. Tacize, cinsel saldırıya, mobbinge uğruyorlar. Kadının aile şirketi dışında, dışarıda çalıştırılmamasının gerekçesi bu biçimde yaratılıyor. Ev işi de kadına mal edilerek emeğinin ucuz hale getirilmesine zemin sunuluyor. Bu açıdan kadının komünal ekonomisi ve bunun somut pratiği olan kadın kooperatifleri, Kürt Kadın Hareketi’nin temel perspektiflerinden birini oluşturuyor. Özellikle Kuzey ve Batı Kürdistan’da kadın kooperatifleri giderek yayılıyor. Bunu Avrupa’da da geliştirmek istiyoruz. Bu kooperatifler, alternatif ekonomi sistemine karşılık verebilen bir tarzda olmalı elbette. 


Avrupa’da yaşayan Kürt kadınlarının diğer göçmen kadınlar gibi sorunları katmerli. 90’lardaki kitle profili de bugün oldukça değişti. Size göre öncelikli sorunları neler Kürt kadınlarının? 

Kürt kadınları Avrupa’da dördüncü jenerasyonu yaşıyor ve büyük evreler geçirdi. 60’lı yıllar, 80’ler, 90’lardaki savaş göçü ve 2000’li yıllar... Bence bu süreçteki en ilginç resim, 40-50 yıl önce Kürdistan’dan buraya çıkıp gelen insanların “Kürtlük” bilinci sadece konuştukları dille sınırlıyken, bugün onların Avrupa’da doğup büyüyen torunlarının görmedikleri Kürdistan için eylemlerde haykıra haykıra göstermek istedikleri “Kürtlük” bilincinin resmidir. Bu, bir kimlik tanımıdır. 

Tanımlanamayan bir kimlik ise sorunludur ve sanırım sadece Kürtlerle ya da kadınlarla sınırlandırılabilecek bir sorun değildir. Kuşaklar arasındaki çatışmadan tutalım, göçmen kimliğiyle Avrupa’da var olma mücadelesine kadar, yaşamın her alanında bu kimlik sorunsalı karşımıza çıkmaktadır. Kadını özne olmaktan alıkoyan toplumsal rollere bir de bu pozisyonları daha da meşrulaştıran “kültür çatışması“ kavramı eklenince sorun daha da katmerleşen bir seviyeye çıkıyor. Kadının böyle bir cendereden tek başına mücadele ederek çıkması imkansız, bu yüzden inatla ve ısrarla “örgütlülük” diyoruz.


Peki dışardan, diğer çevrelerden bakış nasıl? 

Almanya’da uzun yıllardır ilişkide olduğumuz, çeşitli platformlarda ortak çalışmalar yürüttüğümüz pek çok kadın ve kadın organizasyonu var. Rojava devrimi alternatif arayış içinde olan birçok kadın örgütünün gözünü Kürdistan’a çevirdi. Burada da tabandan örgütlenme, kadın öncülüğünü esas alma, kadın komün ve meclisleri ilgiyle takip edilen konular. 

Şimdiden sonra yapılması gereken, özellikle yerelden örgütlenmeyi esas alan kadın meclislerini olabildiğince yaymak ve kadın özgürlükçü sistemi Almanya’da pratiğe geçirmektir. Bu hem meclislerin tüzel bir kimlik kazanmaları hem yerelin ihtiyacına göre komün, kooperatif, dernek çalışmalarının her kadına dokunabilecek biçimde kendini örgütlenmesi hem de diplomasi, inanç, kültür, dil gibi alanlarda kadın özgürlükçü çizgiyi esas alacak biçimde çalışmak açısından önemlidir. Öte yandan çalışmalarımızın toplumsallık düzeyi ve karşılık bulma düzeyi, yeni bir bilim alanı olarak jineolojiyi topluma yayma, ya da teoriyi pratikle buluşturma iddiasına denk düşecektir.  


Oryantalist bakış açısıyla yaralar onarılmaz


DAİŞ’in esaretinden kurtulan bin civarında Êzîdî kadın Almanya’ya getirildi. Bu kadınlardan BM’de bir konuşma yapan Nadia Murad, gazetemize verdiği söyleşide, şu ana kadar hiçbir kadın örgütünün kendilerine ulaşmadığını söyledi. Sizce de bu bir özeleştiri konusu değil mi? Bundan sonra bu kadınlara yönelik projeleriniz olacak mı?

Kesinlikle bir özeleştiri konusudur. Êzîdî Kürt kadınlarının dramı dünyanın gündemine bir süreliğine oturduysa da, buna karşı mücadele yürüten, çalışma başlatan kadın organizasyonlarının sayısı ne yazık ki çok azdı. Biz Kürt Kadın Hareketi olarak Berlin, Hannover, Bremen ve Düsseldorf’ta DAİŞ esaretinden kurtularak buraya getirilen kadınlarla görüşmek, ilişkiye geçmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunduk fakat her seferinde çeşitli engellemelerle karşı karşıya kaldık. Kürt Kadın Hareketi, Güney Kürdistan ve Rojava’da yoğun savaş ortamına ve DAİŞ vahşetine rağmen bu kadınlara yönelik çalışmalarını hep sürdürdü. Zaten pratik olarak da DAİŞ’e karşı savaşa öncülük ediyor. 

Hem Rojava’da hem de Şengal’de savaş mağduru kadınların yaşadığı travmayı atlatmalarına yönelik travma terapi merkezleri açıldı, bu merkezlerde yurtdışından delegasyonların katılımı ve desteğiyle çeşitli eğitim seminerleri düzenlendi, halen de devam ediyor.  

Avrupa’ya gelmek zorunda kalan kadınların büyük kısmı halen yaşadıkları travmanın etkisindeyken onlardan ilk istenen başlarından gelip geçeni anlatmaları oluyor. Bunlar tutanaklara geçiriliyor, istatistiklere alınıyor, göçmen kamplarında iradelerinden bağımsız günleri çeşitli bölümlere ayrılıyor ve oradan oraya yönlendiriliyorlar. Bu kadınların çoğu, günü nasıl geçireceklerinden habersiz, kendilerine verilen randevu listesine göre hareket etmek zorunda kalıyor. Böylesi bir “terapi” yönteminin çok teknik kalacağını ve uzun vadede çözüm olamayacağını düşünüyorum. Almanya’nın ve ilgili organizasyonların kendi “ileri teknik, eğitim ve rehabilite” yöntemlerini; önce DAİŞ vahşetiyle sonra rehabilite gerekçesiyle onların tek ve kutsal mekanı olan Şengal’den, yaşadıkları topraklardan koparılan Êzidî kadınlara yönelik “oryantalist” bakış açısını sorgulaması gerekir. Êzidî kadınlara bir “proje” olarak bakmak bence onlara yapılacak ikinci bir beyaz katliamdır.

Biz bizden olan bu kadınlara dokunmak, acılarını paylaşmak, empati kurmak, acılarını onlardan almak istiyoruz. 


NİLAY EGELİ/HABER MERKEZİ