
Haziran sonları... Lolan... Abbas (Duran Kalkan), Cuma (Cemil Bayık), Fuat (A. Haydar Kaytan) arkadaşlarla birlikte, Fatma (Kesire Yıldırım), Selim (Selahattin Çelik) ve Ebubekir’in (Halil Ataç) katıldığı bu tarihi toplantıda silahlı mücadele ile kitle çalışmalarını yürütecek birimlerin örgütlendirilmesi somut planlamaya kavuşturulacaktı.
Toplantıda, silahlı eylemi yürütecek askeri çalışma ile kitle çalışmasını yapacak silahlı birimlerin örgütlenmesi ayrıştırıldı. “Silahlı propaganda birlikleri” olarak 3 takımın oluşturulması kararlaştırıldı.
Üç silahlı propaganda takımından oluşan askeri örgütlenmeye Hêzên Rizgariya Kurdistan (HRK) ismi verildi. HRK, büyük bir eylemle kuruluşu ilan edilecekti. HRK’nin ilan bildirisi ve afişler hazırlandı. Afişleri, Avrupa’dan gelen Hozan Sefkan (Celal Ercan) hazırladı.
Komutan Mahsum Korkmaz (Agit), bu toplantıda 14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı’nın komutanı olarak resmen görevlendirildi.
Lolan’daki bu toplantı aynı zamanda 15 Ağustos Atılımı sürecinin başlangıcıydı. Toplantı sonucu, Zap’ta, Şikefta Birîndara, Çukurca, Gever ve Şemzînan’daki gerilla birimlerinin katıldığı geniş bir toplantıda değerlendirilerek planlama tamamlandı.
Şikefta Birîndara’daki toplantı, silahlı propaganda takımlarının komuta ve savaşçı gücünün tümüyle belirlenmesini gerçekleştirdi. Baskınların nasıl olacağı ayrıntılarıyla belirlendi.
PKK silahlı mücadeleye Botan-Hakkari alanında başlayacaktı.
Eruh, Şemdinli, Çatak basılacaktı.
Eylemler birer takımlık güçle yapılacaktı. Tarihi atılımın öncüleri bütün bu çalışmaları yaparken hiç yazılı belge, talimat hazırlamadılar. Çünkü duyulur ve deşifre olur diye endişe ediyorlardı. Siverek Direnişi, M. Celal Bucak’a saldırı eylemi başarılı olmamış, silahlı mücadele süreci kesintiye uğramıştı. Bir kez daha aynı akıbeti yaşamamak için mutlaka başarılı olmak gerekiyordu ve gizlilik şarttı.
Eylemlerin aynı günde yapılması karar altına alındı. 15 Ağustos, eylem tarihi olarak belirlendi. İş bölümü yapılarak eylemlerin örgütlendirilmesine hızla geçildi. Çünkü hem Eruh, hem de Çatak eylemini yapacak komuta toplantıda yoktu, kendi sahalarındaydılar. O komutaya eylem talimatının ulaştırılması gerekiyordu. Bu sırada Önder Apo’dan ülkede pratik çalışmaları yürüten yönetime bir mesaj ulaştı. Eylemlerin bir an önce yapılması istenen mesajda, “Ya savaşa girilir ya da silahlar bırakılır” deniliyordu.
Önderliğin mesajını getiren, Bingöllü Xalit arkadaştı, Libya’dan katılmış yiğit bir militandı. 1987’de Kiği çevresinde hainler tarafından; ajanlar, korucular tarafından pusuda katledildi.
***
Omyanus ormanları...
Komutan Agit talimatı okudu.
Sonra tüzüğü... Silahlı propaganda programını ve ilan bildirisini de okudu.
22 Temmuz 1984 günü Lolan’da yapılan toplantıda silahlı mücadeleye başlama ve üç ilçenin basılması kararı alınmıştı.
Eruh baskınının koordinesini Mahsum Korkmaz (Agit) yapacaktı.
Talimatı okuduktan sonra Agit’in yüzü sevinç doldu. Ağzından çıkan ilk sözler, “İyi ama çok geç bu, daha erken de olabilirdi” oldu. Sonra teredütsüz bir şekilde, “Hemen harekete geçelim” dedi.
Hemen keşif faaliyetlerine başladılar. Zaten Agit ve grubu dört yıldan beri Güney, Kuzey ve Doğu Kürdistan sınırlarını dolaşıyordu. Botan’da halkı örgütlüyor, milis örgütlemesi yapıyordu; ilişkiler yaratıyor, gözüne kestirdiği gençleri örgüte katıyordu.
13 Ağustos’ta son keşif tamamlanmıştı. Yönetim, bir tarafa çekilip eylem planını çizdi. Bütün ihtimaller hesaba katılmış, hiçbir nokta belirsiz bırakılmamıştı. Eylem mutlaka başarıyla sonuçlanmalıydı.
Çünkü ilk ve tarihi bir eylem olacaktı. Hem köleliğe hem düşmana ilk kurşun sıkılacaktı.
Komutan Agit, planı oluştururken, Lenin’in, “kumaşı kesmeden önce yedi kez ölçün” sözünü hatırda tutuyordu. Plana son şekil verildikten sonra geniş ve düz bir saha üzerinde eylem maketini yaptılar. Agit burada hedefi açıkladı. Eylemin amacı, önemi ve hedefin özellikleri hakkında verilen bilgilerden sonra plan açıklanıp tartışmaya sunuldu. Oy birliğiyle kabul edildi.
El koyacakları silah ve erzağı taşımak için yanlarına birkaç tane de katır aldılar.
Uzun süre dış dünyayla bağlarının kopacağı ihtimalini de dikkate alan Komutan Agit, “Günde yarım ya da çeyrek ekmekle idare etmeliydik” dedi...
Molotofkokteylleri için benzin de temin etmişlerdi.
Arada ufak aksilikler de çıkıyordu. Eruh keşfine yollanan birime kılavuzluk eden yaşlı köylü ürkmüş, kaçmıştı. Gerillalar bu yaşlı köylüye bahçesinden bir yük erik getirme cezası vermekle yetinmişlerdi.
Gerillalar, Aval (Tünekpınar) Köyü’nün üstünde Çirav’ın sarp yerinde toplanmışlardı. Milislerle birlikte 50 kişi civarındaydılar.
Her şey tamamdı.
Yalnız bir aksilik vardı: Eruh bölük komutanı, gerillaların varlığını haber almış, muhtara soruşturmuştu. Gerillalar muhtara Suriye’ye geçeceklerini söylemişlerdi. Baskını hayalinden geçirmeyen komutan, Suriye taktiğini yutmuştu.
Ancak ufak tefek eksiklikler çıkıyordu.
Benzin sıcaktan uçmuştu...
Bir milisin babası oğlunun peşinden gerillaların yanına gelmişti. Agit, Eruh’un girişine kadar onu bırakmadı. Eylemin selameti açısından bu zorunluydu.
14 Ağustos akşamı gerillalar, Şirvan merkezi basmışlardı. Bildiriler dağıtılmıştı. Ancak düşman durumun ciddiyetini kavramamıştı.
14 Ağustos akşamı birlik toplandı. Heyecan doruktaydı. Talimat okundu. Komutan Agit, Silahlı Propaganda Birliği’nin kurulduğunu ve Eruh’un basılacağını açıkladı.
Agit yoldaş tüzüğü de okumuştu.
Sıra yemine gelmişti.
Mustafa Yöndem’den (Erdal) başlayarak sancağı öperek tek tek yemin ettiler gerillalar: “PKK’ye, şehitlere, halka kanımızın son damlasına kadar bağlı kalacağım.”
Erdal, Bedran, Şiyar, Musa, Hacı, Ferhan, Selim, Ali, Resul, Bijî, Kerim ve diğerleri...
Tam 30 kişiydiler... İlk kurşunu sıkma onuruna sahip 30 kişi...
Agit’in yardımcıları Erdal, Bedran ve Şiyar’dı.
Baskın akşam saat 21:00’da yapılmak üzere planlandı. Eylem süresi 1 saat olarak belirlendi. Hareket noktası Çirav Dağı; geri çekilme hattı Herekol Dağı olarak tespit edildi.
Baskın için beş grup oluşturuldu.
Saldırı Grubu: Erdal, Selim, Şiyar, Fikret, Musa, Haydar, Azad, Ferhan.
RBC Atış Grubu: Haşim, Baran, Keleş (milis)
Savunma grubu: Kazım, İbrahim (milis)
Komuta: Agit ve yanında diktiryof kullanıcısı Serdar
Bölüğün avlusunda bulunan gazino ve komutan lojmanlarını basan grup: Bedran, Bijî, Kerim
Propaganda, yayın dağıtımı, pankart ve banka soygunu için iki grup oluşturuldu.
Camide hitap grubu: Tevfik, Ömer Şoreş. Bildiri, pankart, soygun grubu: Botan, Cengo, Bozan
Yol kesmeye iki grup çıkarıldı.
Eruh-Sirt yolunu kesen grup: Hacı, Xelîl, Salih
Eruh-Şırnak yolunu kesen grup: Ali, Cuma, Xelîl (üçü de milis)
***
Ayrılık vakti gelmişti. Gerillalar birbirlerine sarılıp ayrıldılar.
Ne kadar büyük bir gündü...
Hep yürüyorlardı...
Yaklaşık on saat yürümüşlerdi. Sabaha doğru gerillalar önceden saptadıkları noktaya ulaştılar. Uygun mevzilenişe geçerek uyumaya çalıştılar ama esen soğuk rüzgar uyumalarına bir türlü fırsat vermedi. Sadece rüzgar mı, asıl heyecandan uyumamışlardı. Gün açıldıktan sonra üç kilometre uzakta bulunan Eruh’u gösteren Agit, “İşte hedefimiz” dedi.
Dürbünle her gerilla, alanı daha iyi tanımaya çalıştı. Zaman bir türlü geçmiyordu. Gerillalar heyecan içinde akşamın olmasını bekliyordu.
Ve gerillalar, çok uzun gelen bir gün ardından akşam üzeri toplandı. İlk etapta yolları ve telefon hatlarını kesecek gruplar, belirlenen yerlere gönderildi. Karanlık çökünce birliğin ana mevcudiyeti görev kollarına göre düzenlenmiş bir yürüyüşle Eruh’a doğru inmeye başladı.
Kısa bir süre sonra artık ilçenin sokaklarına girmişti. Sıra halinde arka arkaya dizilen gerillalar, sokağı doldurmuştu. Düşman bölüğüne yüz metre kala bir araba çıktı fakat hızla mevziye yattıkları için gerillaları fark etmedi. Ciddi bir aksilikle karşılaşmamaları büyük bir şanstı. Kısa bir ilerlemeden sonra seri bir şekilde üç kola ayrılarak planlanan hedeflere doğru hızla ilerlediler.
Bölüğün binası, subay gazinosu, kahvehane, banka ve camiye bir anda ulaşmışlardı. Açılan ilk ateşle bölüğün kapısındaki nöbetçi etkisizleştirilmiş, ardından bölüğün üst katlarını hedef alan B-7 ateşi ve onun ardından gazinoya dalış kısa süreli aralıklarla yaşanmıştı.
Seri kurşun ve bomba atışları içinde bir anda iki katlı askeri bina gerillalarca ele geçirilmişti. Gazino tarafından açılan düşman ateşi, bölüğün kapısından içeriye girmekte olan bir gerillayı parmağından yaraladı. Fakat düşman ateşi derhal bastırıldı. Bu esnada açılan ateşle, bölük komutanının iki çocuğu kol ve bacaklarından yara almıştı. Gerillalar özür diledi; anneleriyle birlikte çocukları ateş hattından uzaklaştırıp hastaneye gönderdiler.
Bölüğün işgalinden sonra esir alınan askerler, bölüğün avlusuna toplatıldı ve HRK’nin amaçları kendilerine anlatıldı.
Komutan Agit o anı, “Erlerin bir kısmı sevinç içindeydi. ‘Bizi de kurtardınız hemşerim’ diyenler de oldu. Bize katılmak isteyen erleri almak istemedik” sözleriyle anlatacaktı.
Diğer yandan cami hoparlöründen HRK Kuruluş Bildirisi okunuyordu. Bildiriyi okuyan gerilla, heyecandan kendini tutamayınca şiir dizelerini de bildirinin içine katıyordu. Bu ara bölük deposu açılmış, militanlar ele geçirilen silahları ve cephaneyi dışarıya yığıyorlardı.
Komutan Agit, bölükte biraz inceleme yaptıktan sonra gerillaların kontrol altında tuttukları kahvelerden birine uğradı. Kahvedeki durumu yerinde gören Agit, o anı şöyle anlatıyordu:
“Köylü arkadaşın biri, halkı kumar oynadıkları için eleştiriyordu. Bu kaba ve yersiz bir davranış olduğu için müdahale edip özür diledik ve rahat olmalarını, kendileri için savaştığımızı söyledim. Bunun üzerine kahvehanedekiler, topluca yerlerinden kalkıp kucaklaşmak istedi. Sigara, çay, su ikramında bulundular. Bir bardak sularını içip amaçlarımızı açıkladıktan sonra, ‘Cezaevini açalım mı‘ diye bir soru yönelttiğimizde, hep beraber, ‘Haydi’ dediler. Diğer kahvelerde ise, ‘Bijî PKK, Bijî Serok Apo’ sloganları ortalığı çınlatıyordu.”
Kahvehanelerde bildiri dağıtımı ve pankartların asımı tamamlandıktan sonra bölük çevresinde alınan güvenlik kordonu içinde tüm görev kolları, verilen işaret üzerine bir araya geldi. Gerillanın bir kaybı yoktu. Düşmandan 1 ölü, 6 yaralı vardı. Yaralı gerillanın zaten yarası hafifti.
Ele geçirilen düşman silah ve araçları epey fazlaydı. Katırlarla taşımak güçtü. Yükü ancak bir kamyon taşıyabilirdi. YSE’ye ait bir kamyona el koyup yüklemeye başladılar. Bu arada geride kalanları da tahrip ettiler. Atatürk büstü dağıtıldı. Garnizondaki iki televizyon, komutana ait taksi, cemse, hükümet binası, banka ve postane ateşe verildi.
Gerillalar ilçeyi birkaç saat elde tuttuktan sonra bırakmışlardı.
Yüksek ve dik yamaçlı dağı ağır yükler altında aşmaya çalışıyorlardı, Eruh’u basan gerillalar... Ama susuzluktan takatları kesilmişti.
Fakat mutluydular, sevinçliydiler. Eruh’u basmışlardı. 29’uncu isyanı başlatmışlardı. İlk kurşunu sıkan gerillalar yolda rastladıkları bir pınarın başında bir süre dinlenip biraz önce bastıkları Eruh’un ışıklarını seyre daldılar.
***
Eylem sonrası anı Agit şöyle tarif edecekti: “O arada kendi kendime ‘Birçok kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Eruh kasabası, artık herkesin yakından tanıyacağı bir yer olacak ve bu vesileyle Kürt’ün adı da artık dünyada konuşulacaktır’ diyordum.”
İSMET KAYHAN