TC hükümetleri 15-20 yıldır toplam üç nükleer santrali kurmak için hazırlıklar içindedir. Tüm eleştiri ve protestolara rağmen bu çılgın olarak nitelendirmemiz gereken planından vazgeçmedi ve bir kaç yıl önce bu ilk nükleer santralin ihalesini Rusyalı Rusatom şirketine verdi. Rusatom bir kaç yerli şirket ile NGS Elektrik Üretim A.Ş.'yi Akkuyu Nükleer Santralini inşa etmek amaçlı kurdu. Sinop'ta planlanan ikinci nükleer santralın kurulmasını ise Güney Koreli bir dev şirkete verdi.
Nükleer santraller olabilecek en tehlikeli elektrik santral tipindendir. Bunları kuranlar, güvenlik ve 'yenilebilir' boyutundan sürekli bahsederler, ancak bu büyük bir yalandır. Bir nükleer santralin büyük hasar görmesi ihtimali yüksek değil, ancak bir defalığına facia olması yeterlidir. Yüzbinlerce ve milyonlarca insanın ve onları takip eden kuşakların hayatını yüzyıllar boyunca tehlikeye atar. En gelişmiş teknolojiler bile asla kaza ihtimalini sıfıra indiremez. Olası bir kazada küçük bir miktar dışında sorumluluğu alacak kimse yok.
Hafımazda 2011 yılındaki Fukushima tazedir, ancak daha kötü sonuçlara neden olan 1986'daki Sovyetler Birliği'ndeki Çernobil faciasıdır. İkinci önemli sorun, elektrik üretimi için kullanılan uranyumun bir süre sonra nükleer atığa dönüşmesidir. Bu nükleer atık binyıllarca radyaaktif ışınlara neden olmaktadır. Bu ışınlar insan ve her türlü varlık için çok büyük risktir. Ve bugüne kadar bu nükleer atığı sağlıklı şekilde muhafaza yöntemi bulunmadı. Bazı yerlerde binlerce yer altına gömülseler bile bir hata veya eksik depolamadan dolayı (ki tam güvenli muhafaza metodu yoktur) yer altı suları yüzlerce yıl ciddi şekilde zehirletebilir ve tehlikeli ışınlara neden olabilir. Nükleer enerjiye karşı toplam 100 neden vardır, burda eklemek istediğimiz üçüncü neden şu: Uranyumun elde edilmesi için coğrafyamızda kilometrekarelik alanlar yok edilmektedir. Avustralya'da TC'de bir kaç il büyüklüğünde bölgeler hiç bir şeyin yetişmediği alanlara dönüşmüştür.
Bugünlerde Akkuyu Nükleer Santrali için Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş., ikinci defa revize edilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na sundu. Bu bakanlığının, komisyon ile yapacağı değerlendirmenin ardından ÇED raporuna ilişkin karar vermesi bekleniyor. Geçen Temmuz ayında ÇED raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na ilk defa sunuldu. Özellikle protesto ve kamuoyu tepkisinden dolayı bakanlık 3 bin sayfanın üzerindeki raporu 'şekil ve içerik' yönünden eksik bulduğu gerekçesiyle iki kez şirkete iade etmişti. Her defasında sivil ve kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerden oluşan komisyon üyelerinden gelen görüş ve öneriler doğrultusunda ÇED raporu şirket 'revize edildi'. Fakat bu görüş ve önerilerin pek dikkate alınmadığını çevre kuruluşları dile getirmekte ve planlar hiç bir şekilde değiştirilmemekte veya tartışılmamaktadır. Biraz dikkate alsalardı bu çılgın projeden vazgeçerlerdi.
Ancak ortada milyarlarca kar beklendiği için şirket ne yapıp edip birkaç göstermelik düzeltmelerle bu projeyi kabul ettirme peşindedir.
Bu yaşam düşmanı projeyi durdurmak için henüz geç değildir. Uzaklardan bir katkı yapmak için şu web adresine girip imza atabilirsiniz: http://nukleer.greenpeace.org/?openspace
Yakındaysanız hemen karşı duran kuruluşlara katılmanız gerekmektedir!
İlk nükleer santral kurulmaya başlandı
Bir kaç hafta önce basında, Mersin Akkuyu'da Türkiye Cumhuriyeti devletinin planladığı ilk nükleer santraliyle ilgili yayınlanan haberlere göre, bu 20 milyar Dolarlık projenin inşaatı fiilen başlatılmış. Henüz ÇED raporu kabul edilmediğinden dolayı, birçok sivil kuruluş ve hareket bunun haklı olarak yasal olmayan durum olduğu belirtti. Akkuyu Nükleer Santralin yapılacağı alan makinelerle düz hale getirilmektedir. Hükümet ise bunu kum ocakları faaliyetleri olarak topluma satmak ister. Bu durum TC'de sık sık yaşanır. Devlet kendi yasa ve mahkeme kararlarını dikkate almadan yıkım getiren projelere başlar veya inşaasına devam eder.