Kendi ülkesinde gördüğü baskı, zulüm ve işkenceler dolayısı ile çareyi Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya kaçışta bulan milyonlarca mülteci var. Bu süreci yaşayanlar belki bu yazıyı okuduğunda eski iltica kamplarında yaşadıkları sorunları hatırlayacaktır. Birçok ülkede olduğu gibi Almanya’da da ilticacıların sorunları bugün de yakıcılığını koruyor. Halen hukuksuzluklar var.
Almanya’nın Bielefeld kentinde AK Azyl e.V kurumu, 2007’den beri ilticacıların sorunları çözmek için faaliyet yürütüyor. Kurumda hukuki danışmanlık yapan avukat Özkan Aksoy, bizlere iltica edenlerin sorunlarına ilişkin oldukça önemli açıklamalarda bulundu. Aksoy, PKK yasağı ve Kürtlerin kriminalize edilmesiyle birlikte, ilticacılara yönelik hukuksuzluğun olduğunu belirtiyor.
Sığınmacı olarak bu ülkeye gelenlere devletin çok dar yaklaştığını belirten Av. Aksoy, 2 yıldan beri dernek statüsündeki AK Azyl e.V’de danışman olarak görev yapıyor.

Derneğinizde hangi konularda danışmanlık hizmeti veriyorsunuz? Yaptığınız yardımlar amacına ulaşıyor mu? Çalışmalarınızın sonucundan memnun musunuz?

Biz burada daha çok iltica sıkıntısı yaşayan insanlara yardım ediyoruz. Onlara destek veriyoruz. Oturum izninde sıkıntı yaşayanlara ve oturumu sağlam olmayan iltica etmiş insanlara yardım ediyoruz. Bunlar ilk etapta iltica eden ya da kağıtsız yaşayan insanlardır. Yardımda bulunduğumuz bu insanlar toplumun önemli bir kesimini oluşturuyor. Diğer yardımda bulunduğumuz grup ise iltica etmiş ve Heim denilen yerlerde kalan ve oturum sorunu yaşayan insanlardır. Yine sürekli oturumu olan, oturum hakkı elinden alınanlar veya aile birleşimi sorunu yaşayanlardır. Bu grup da olanlara danışmanlık yaparak farklı yerlere yönlendirmekteyiz.

Kurumunuza başvuru şartları var mı? Varsa nedir bu şartlar?

Hayır şart yok. İlk etapta biz herkesi dinliyoruz. Duruma göre değerlendiriyoruz. Sadece bölgesel anlamda bir şart var. Yani Berlin’den biri kalkıp buraya gelirse olmaz. Hem bizim oradaki kurumlarla irtibat kurmamız zor olur. Hem de bize başvuran kişinin gidip gelmesi zor olur. Sonuçta bu tür yardımda bulunduğumuz insanlarla bizim sürekli diyalog içinde olmamız gerekiyor.

Ortalama yılda kaç kişi size başvuruyor?

Bizim şu anda 350 dolayında müvekkilimiz var. Bu sayı sürekli 300 ila 350 arasında değişiyor. Çünkü yer değiştirenler oluyor. Gücümüze göre bu kadarını yapabiliyoruz.

Sizin kurumunuz gibi Almanya’da benzer kurumlar var mı? Bağlı olduğunuz bir üst kurum var mı? Devlet nezdinde ciddiye alınıyor musunuz?

Bielefeld çevresinde bu konuda çalışma yapan tek dernek AK Asyl e.V’dir. Fakat AK Asyl’ın bağlı olduğu çatı örgütler var. Mesela bu eyalet (NRW) Parlamentosunda Flüchtlingsrat dediğimiz (göçmenlerin kurumu) encümenler kurumu var. Bu kuruma bizim derneğimiz gibi çalışma yürüten daha çok büyük kentlerde bulunan birçok dernek bağlıdır. Fakat bizim sıkıntı yaşadığımız nokta daha çok küçük kasaba ve köylerde yaşayan ilticacı insanların bizlere ulaşamamasıdır. Oralarda derneklerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız yok.

Daha çok hangi konularda sorunlar size geliyor? İlticacılar genelde hangi sorunlarla karşılaşıyorlar?

Bize gelen sorunları başlıklar altında toparlarsak daha çok poltik, sosyal, insani, ekonomik, sağlık, dini sorunlarla gelindiğini söyleyebiliriz. Örneğin ülkesinde başka bir dine sahip olan ya da hiç bir dine ait olmayn insanlar, sorun yaşıyorlar. Bu tür insanlarla daha özel yardım uzmanları ilgileniyor. Yine politik insanlar daha çok bağımsız yaşamayı severler bu insanlar kendi başlarına yaşayabilirler. Bu tür insanlara burada politik yaşamlarını nasıl sürdürebilirler noktasında yol gösteriyoruz. Sağlık sorunu yaşayanlara sağlık alanında yardımcı olmaya çalışıyoruz. İlticacıların yaşadığı sorunlara gelince, en çok hukuki sorun yaşadıklarını belirtebilirim. Adı üzerinde ‘sığınmacı’ buraya sığınmaya gelen bir insan destek arar. İlk etapta sığınmacı, ilticacı olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu insan bunun çabası içine giriyor. Bir nevi mahkemelere kendisinin gerçekten ilticacı olduğunu kanıtlama sürecine giriyor. Bu konuda sıkıntılar yaşıyor. Hiç bir yerden destek almıyor. Devlet, bu konuda çok radikal reddçi ve dar yaklaşıyor. Hemen gelir gelmez bu insanları bir sürü prosedürlerin içine alma, görüşmeler, transferler gibi… İlticacı böylesi bir sürecin içine alınıyor. Deyim yerindeyse, devlet o insana ilk pansumanı yapmıyor.

Kamplarda durum ne?

Kamplardaki durum eyaletlere göre değişiyor. Örneğin doğu ve güney eyaletlerinde daha büyük sıkıntılar var. NRW bu eyaletlere oranla daha olumlu. Bu eyalette o eski büyük Azyl kampları yok. Düşünün doğu eyaletlerinde 300-500 kişinin kaldığı kamplar var. Bu kamplarda insanlar çok askari koşullarda yaşıyor. O insanlar aşırı sağcı örgütlere de hedef durumuna düşüyorlar.

Almanya dışına sarkan sorunlarla ilgilenme durumunuz var mı? Örneğin sınırdışı edilmek istenen bir insana yardım edebiliyor musunuz? Bu tür karaları durdurma gücünüz var mı?
Şimdi iki yön vardır. Birincisi hukuki yöndür. Yani idarenin verdiği bir karar vardır. Bu karara karşı bütün hukuki işlemler yapılır. Temize başvurulur. Bu noktada tüm yollar denenir. Hukuki yolun dışında ikinci yol olarak politik yol vardır. Biz her yolu denemeye çalışıyoruz. Bu noktada bizim desteklediğimiz, bizimle iyi ilişkide olan tüm dernek ve sivil toplum örgütleri ile dialoga geçiyoruz. Onlarla hareket ediyoruz.

Hiç beklemediğiniz, sizi çok şaşırtan sorunlarla karşılaştınız mı? Mesela bir devlet memurunun ilticacı bir insan yaklaşımı ya da yapılan hak ihlallerine benzer… Bu tür durumlarda ne yapıyorsunuz?

Size bir örnek vereyim: 15 yıl önce iltica başvurusunda bulunan bir insanın başvurusu kabul edilmiyor. Kendisine ‘duldung’ dediğimiz geçici izin belgesi veriliyor. Müvekkilimin durumu bu şekilde 15 yıl devam ediyor. Kendisi benimle bir yıldır ilişkide. Bu insan rahatsızdı. Parası yıllar boyu kesilmişti. Eski hesaplamaya göre öyle bir duruma gelmişti ki, cep harçlığı ‘Taschengeld’ olarak 40 Euro veriliyordu. Gerisi ise paket olarak veriliyordu. Bunun gibi birçok hakkı gasp edilmişti. Psikolojisi bozulmuştu. Sonuçta biz devreye girdik. Ardından statüsü değişti. Oturum hakkı aldı. En son görüştüğümde ekonomik sorun yaşamadığını psikolojisinin düzeldiğini ve terapi gördüğünü söyledi. Yani bir insan bir nevi ölüme terk edilmiş, kurumlar destek vermiyor. Yaşanan bu durum aslında bir skandaldır. Bu tür durumların çok yaşandığını söyleyebilirim.

Almanya yasalarına göre yapılan iltica başvuruları kaça ayrılıyor?

Almanya’da 93 yılında bir iltica reformu vardı. Bu reformlar zamanla daraltıldı. Nasyonal dediğimiz iltica hukuku geliştirildi. Öyle bir duruma geldi ki, Almanya’nın İltica Kanunu’na göre iltica etmek çok zor oldu. Almanya’nın imzaladığı Cenevre Anlaşması var. Zaten birçok insan bu anlaşmaya göre hak kazanıyor. Son yıllarda Avrupa Birliği’nin verdiği direktifler var. Bu direktifler doğrultusunda yasalar biraz değiştirildi. Genel olarak bakarsak iltica başvuruları üç grupta toplanıyor. Politik nedenlerle hak kazanmış insanlar, sosyal nedenlerle (dini veya geldiği ülkede artık devletin koruyamadığı gruplar) hak kazanmış insanlar, hümaniter (insani) nedenlerle hak kazanmış insanlar.

İlticacılar arasında 16’dan 51’den pas almak deyimleri çok yaygın. 16. ve 51. maddeler neyi içeriyor kapsamları nedir?

Şimdi bu yasalar değişti tabii ki. ‘16’ dediğimiz halen anayasada olan fakat kapsamı daraltılan bir iltica hakkıdır. Bu maddeye göre bir insanın iltica hakkı alması için Almanya’ya iki yolla gelmesi gerekir. Birincisi vizeli olarak hava yoluyla ki vizeli gelen birisinin ilticası zaten kabul görmez. Çünkü vize alarak gelmiştir. Diğer yol ise deniz yoludur. Deniz yoluyla gelen birisinin 16. maddeden iltica hakkını alması çok ender bir durumdur. Her iki yolla da gelen insanların farklı bir üçüncü ülkeye uğramaması gerekiyor. 16. madde 25/1 olarak geçiyor. Bugün itibari ile bu maddeden iltica hakkı alan artık yok diyebiliriz. Dediğim gibi şu an Cenevre Anlaşması’na göre hak veriliyor. Bu da hak olarak 16 ile aynı sayılır. Bu hakkı alanların çok hakları var. Mesela aile birleşiminde sorun yaşanmıyor. Ekonomik yardımı daha hızlı alıyor. Birçok pozitif yanları var. 51. madde dediğimiz iltica hakkı ise Yabancılar Hukuku içerisinde yer alan daha çok özel bir kanundur. Bir nevi 16. maddenin bir devamıydı. Bu maddenin de alt kademeleri vardı. 51/1, 51/2 gibi. Artık 16 ve 51. maddeler genel olarak 25/1, 25/2, 25/3 olarak değiştirildi.  

Son yıllarda Almanya’da iltica başvuruları çabuk sonuçlanıyor. Bunun nedeni yasa değişikliği mi?

Burada idarenin hızlı çalışması iyi fakat negatife yönde bir hızlı çalışma durumu söz konusu. Kararlar hep olumsuz sonuçlanıyor. Bunun da sebebi tamamen politik nedenlerdir. Başka bir neden yok tabii ki. Burada hukuk istendiği zaman olumlu istendiği zaman olumsuz yönde kararlar verilerek işletiliyor. Bu bütün maddeler için geçerlidir. Mesela bir kanun diyor ki “bu insana ülkesinde yaşadığı baskıdan dolayı” hak verilebilir. Burada bu hak geniş değerlendirildiğinde verilmesi gerekiyor. Fakat dar değerlendirildiğinde verilmiyor. Neden dar değerlendiriliyor? Devletin İçişleri Bakanlığı’nca tüm ülkeler için tutulan raporları var. Bu raporlara göre kararlar veriliyor. Tabii tutulan bu raporların tamamının gerçeği yansıttığı söylenemez.

Özellikle politik ilticacılar geldikleri ülkelerde yaşadıkları sorunlardan dolayı ikinci bir ülkeye kaçıp sığınmaktadırlar. Bu insanlar doğal olarak yerleştikleri ülkelerde tekrar politik çalışmalarına devam etmek istiyorlar. Fakat oturum hakkı aldıkları ülkeler bu insanların politika yapmalarına, bu çalışmalarına devam etmelerine pek sıcak bakmamaktadırlar...

Bir insan politik nedenlerle buraya gelmiş ise tabii ki desteklenmesi lazım. Onun politik yaşamını devam ettirmesi için yolunu açması lazım. Mesela gelen insanın bağlı olduğu örgüt, parti veya kurum başka ülkelerde kabul görmüyorsa burada da sıkıntılar yaşanıyor. Burada PKK örneğini alabiliriz. PKK ile direk bağlantılı olanların iltica işlemlerinde son yıllarda sıkıntı yaşanıyor. Çünkü PKK illegal bir örgüt olarak kabul edildiği için hukuki işlemlerde sorunlar çıkıyor ve iltica başvuruları kabul görmüyor ve oturum hakkı alamıyorlar. İsterse iltica başvursusu yapan insan iltica hukukunun şartlarını yerine getirsin yine de PKK yasağı gerekçe göstererilerek bu hakkı verilmeyebiliyor. Bu yasağı kabul etmemenin bir nedeni olarak gösteriyor.

Almanya’da yaşayan Kürtlerin bir çoğu halen ilticacı statüsünde yaşıyor ve PKK yasağı ile bağlantılı olarak kriminalize ediliyorlar. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Büyük oranda hukuki sorun var. İltica başvurusu yapan birinin başvuru esnasında direkt ya da dolaylı olarak PKK ile bağlantılı olması durumunda veya kişinin bunu söylemesi durmunda işlemler olumsuz yönde ilerliyor. İşte orada aslında kriminalize işlemi başlıyor diyebiliriz. Ondan sonra insanlar geldikleri yerde yarım bıraktıkları politik çalışmalara burada da devam ediyor. Dolayısı ile orada yaşadıkları sıkıntılar burada da devam ediyor. Örneğin yapılan yürüyüş ve etkinliklerde PKK ile bağlantılı bayrak, rozet gibi nesneler suç teşkil etmekte ve kişinin dosyasına işlenip oturumunda sorun yaratabilmektedir. Bu durum bir nevi insanları daraltıyor. Yani doğrudur Kürtler bu noktada sıkıntı yaşıyor.

Peki elinizde son yıllarda yapılan iltica başvurularına ilişkin somut bilgiler var mı? Herhangi bir istatistiki sonuç vs….

Göçmen ve Mülteciler Federal Dairesi’nin (BAMF) verdiği istatistiki bilgiler var. Bu kurumun verdiği bilgilere göre 2007 yılında 30 bin 303 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulunuyor. Bu başvuruların 28 bin 572’si işleme tabii tutluyor. Bu başvuruların ise yüzde 27.6’sı (7870 kişi) kabul ediliyor. 2011 yılında ise başvuru sayısı 53 bin 347’dir. Bu rakamın 43 bin 362’si işleme alınıyor ve bunların sadece yüzde 22.3’ ü (9 bin 675 kişi) kabul görüyor. Yani 2011 yılında 45 bin 741 kişi Almanya’ya gelip iltica etmiş sadece, 9 bin 675’nin ilticası kabul edilmiş.

Peki 2011 yılındaki bu yükselişin nedeni nedir?

Bu yükselişin bir nedeni, o yıllarda Sırbistan ve Makedonya ile yapılan anlaşma gereği vize kaldırıldı. Bu nedenle oralarda sıkıntı yaşayanlar Almanya’ya sığındı. Fakat hiçbiri kabul görmedi. Hepsi geri gönderildi. 2012 yılına geldiğimizde 1 Ocak 2012 ila 31 Temmuz 2012 tarihleri arasıki 6 aylık süre içinde başvuru sayısı 32 bin 497’dir. Bunların 30 bin 202’si işleme alınıyor. İşleme alınanların yüzde 34.4’ ü yani 10 bin 360 kişinin ilticası kabul edilmiş. Ret oranı ise yüzde 44.4.

Son 6 ayda en çok hangi ülkelerden gelen var?

Yine elimizdeki BAMF’ın verdiği rakamlara göre yüzde 14.9’ü Afganistan’dan, yüzde 11.1 Irak’ tan, yüzde 8,1’i Suriye’den, yüzde 8’i Sırbistan, yüzde 7,8 İran, yüzde 6,4 Pakistan, yüzde 4,0 Rusya Federasyonu, yüzde 3,4 Makedonya, yüzde 3,1 Kosova, yüzde 2.9 Türkiye ve diğerleri yüzde 30.3 şeklindedir. Son 6 ayda rakamların artışında Suriye’deki son durum etkili tabii ki. Genel olarak bakıldığında yarıdan fazla başvuru Ortadoğu ülkelerinden yapılıyor. Son 6 ayda Türkiye’den gelip iltica edenlerin sayısı 812 (yüzde 2.9). Bu rakam, tabii ki Türkiye’de her şeyin güllük gülistanlık olduğunu göstermiyor. Artık Avrupa’ya gelmek o kadar zorlaşmış ki normal ve hayali sınırların oluştuğunu söyleyebilirm. Üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalar var. Bu anlaşmalara göre insanlar ülkelerine geri gönderiliyor. Uluslararası sularda bile Avrupa’nın sınır polisi diyebileceğimiz güvenlik polisleri, deniz yoluyla gelenleri uluslararası sularda geri çeviriyor. Birçok insan hiç gelmeyi bile denemiyor. Önemli bir araştırma sonucu var. Birleşmiş Milletler’in mülteciler üzerine yaptığı bir arştırma var. Bu araştırmaya göre şu an dünyada 42-45 milyon arasında insan ülkesini terk etmiş. Bu rakamın çok küçük miktarı yüzde 1’i, Avrupa’ya göç edebilmiş. Kalan diğer büyük rakam ise, kendi ülkelerindeki sorunun sona ermesi sonrası tekrar kendi ülkelerine dönmek amacı ile ülkelerine yakın ülkelere göç etmiştir. Mesela Somali’deki insanlar Kenya’ya gidip kamplarda yaşayıp tekrar geri dönmeyi hedefliyorlar. İlginç bir rakam daha vereyim şu an dünyada en çok iltica göçü alan ülke Pakistan’dır. 2 yıl içinde 1.5 milyon insan göç etmiştir.

İltica sorunu yaşayanlara, size ulaşmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?

İltica süreci çok ağır bir süreçtir. Bu süreç içinde olanların bir yerden destek almasını öneririm. Mesela hukukçulardan bu işi gönüllü yapan kurumlardan destek alsınlar. Arasınlar. Çünkü çok önemlidir. Birçok hakları gasp ediliyor. Küçük yerleşim birimlerinde bu imkanlar olmayabilir büyük kentlerde bu yardımları arasınlar. Mutlaka büyük şehirlerde hukuki bir yardım kurumu vardır. O kurumlar onları yönlendirir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey…

Ben son olarak Kürdistan’dan gelen göç üzerine bir şey eklemek istiyorum. Kuzey Kürdistan’dan Almanya’ ya göç çok az. Az önce rakamlardan da gördük. Ama Güney, Batı ve Doğu Kürdistan’dan halen göç var. Mesela Musul, Kerkük’ten özellikle Êzîdîler geliyor. Yine Suriye’den gelenler var. Diğer bir nokta Almanya’da yaşayan Kürdistanlılar iltica süreci yaşamış insanlardır. Bir kısmı Alman vatandaşı olsa dahi bu yine böyledir. Artık bir yaşam standartları, tecrübeleri var. Bu insanlar buraya Kürdistan’dan yeni gelen ilticacılara yardım etmek amacı ile bizim kuruma benzer kurumlarda yer alabilirler. Bu şekilde yeni gelenlere yardımcı olmuş olacaklar. Umarım hem yurtseverlik hem de insani boyutu ile insanlarımız bu çağrımı dikkate alıp daha duyarlı davranırlar.

‘Politik çıkarlar var’

AK Asyl çalışanlarından Sosyal Pedagog Kathrin Dallwitz’e de kurumlarına ilişkin bir kaç soru sorduk.

Sayın Dallwitz, AK Asyl’nin kısaca tarihçesini bize anlatır mısınız?

AK Asyl yaklaşık 5 senedir Bielefeld’de sığınmacı ve mültecilere hukuki ve sosyal konularda yardım sunmaktadır. Bağımsız bir kurumuz. Sığınmacı ve mültecilerin hakları için mücadele yürütmekteyiz.

Bielefeld’de ve daha geniş kapsamda NRW eyaletinde kurumunuzun yasal, politik statüsü nedir? Devlet tarafından ne kadar ciddiye alınıyorsunuz? Diğer kurumlarla ilişki düzeyiniz nedir?

Hukuki olarak, resmi kayıtlı bir sivil toplum örgütüyüz. NRW’de bizim gibi bu konumda mücadele eden arkadaşlarımızla bağlarımız mevcuttur. Belirli kurullarımız senede bir kaç defa toplanmaktadırlar. Mülteci konumu Alman devleti tarafından çok tartşılan bir tema, bu yüzden calışmalarımızı çok bedel ödeyerek yürütüyoruz.

Türkiye’de 30 yıldır süren bir kirli savaş var. Ancak Almanya’da da Kürt ilticacılar baskılarla karşılaşıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun temelinde politik çıkarlar var.

Avrupa Sosyal Hukuku Uzmanı

İç Anadolu Kürtlerinden olan Av.Özkan Aksoy, 1986 yılında ailenin ikinci bireyi olarak Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Xelîkan (Gölyazı) Köyü’nde doğar. 1990 yılında ailesi ile birlikte Almanya’ya göç eder. Çocukluğu NRW Eyaleti’nde geçen Aksoy, Bielefeld Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni okur. Aile ve çevresinin Kürt sorununu ve politikaya duyarlı olmasından dolayı kendisi de kendi deyimi ile politik çevrede büyür. Çevresine, halkına faydalı ve kendi alanında uzman olmak amacı ile bitirdiği okulda Avrupa Göçmen Hukuku ve Avrupa Sosyal Hukuku üzerine uzmanlık tezini yapar. Aksoy, çeşitli sivil toplum örgütlerinde de çalışmalara kıtılıyor.



MURAT MANG / BİELEFELD