Cahil çoğunluğun sandığı gibi „Şeyh“ peygamber soyundan gelen kişi değildir. Arap kültüründe, üst düzey makam sahibi kişilere Şeyh denir. Osmanlı’daki Paşa benzeri…
Şafii mezhebinde ise Tasavvufi kurallara uygun olarak eğitim veren Nakşibendi Mellelerine Şeyh deniyor. Arap Şeyhlikleri gibi Naşibendi şeyhliği de, babadan oğula geçen bir unvan, makam değildir. Unvan sadece ve yalnız hak edenin, münasip olanındır. Ama, daha sonra yozlaştırıldı.
Nakşibendiliğin kurucusu bilindiği üzere Kürt Mevlan Halid’dir. Nakş Kürtçe’de, Türkçe’deki resim, süsleme sanatı anlamındadır. Eğitim ve öğretimle beyin ile bilinci süsleyenlere „nakkaş (ressam)“ anlamında Nakşibendi deniyor…
Ulu nakkaş Mevlana Halid’in temsilcileri, vekillerine, yerini dolduran, ya da aday (Halef) anlamında Halife, unvanları da Şeyh’ti. Şeyh Ubeydullah, Said’in dedesi Şeyh Ali gibi…
Din, Hristiyanlıkta Havariler, İslam’da da Halifeler döneminden beri kişisel çıkarlar, iktidar için kullanılmıştır. İslam’da en kanlı iktidar savaşı Kerbela olayıdır. Hristiyanlıktaki entrikanın adı Engizisyon’dur.
Ama bunlarla mücadele de kesintisizdir. Luter, eğer Engizisyon’la mücadelenin unutulmaz ismi ise İmam Şafii de İslam’daki benzeridir. Şafii, dini ez, teslim al ve yönet anlayışıyla kullananlara karşı, mazlum ve masumların yanındadır.
Hanifiliğin kurucusu Ebu Hanife gücü eline geçirenlere daha yakındır. Türkler bu mezheptendir. Dini her türlü çarpıtmayla kullanarak, devlet dinini yarattılar. Din adamlarını zulüm rejimine hizmet eden memur haline getirdiler.
Atatürk, din adamlarını devlet hizmetinde memur yapmakla da kalmıyor, ta Balıkesir’e gidip „Cuma hutbesi“ okuyor, Türk ordusu 1990’larda Kürdistan’ı ateşe verip, sivil kırım yaparken, bir yandan da uçaklarla ayet ve hadisler yağdırarak, adeta evine kurt girmişleri, kurdu sevip, biat etmeye çağırıyordu. Bugün Fethullah Gülen’in zulme başkaldıran Kürtler için „köklerini kurutun“ diye bağırması, zulmü temsil eden AKP’nin gülümsemeyle, „elhemdulillah ben de Müslümanım“ demesi, dinin nasıl kullanıldığının belgeleridir.
Öteki deyimle dini ez, teslim al ve yönet planlarında kullandılar. Evrensel bir değer olan dini, muktedir zalimin kandırmaca, dolandırmaca çarkına dönüştürmeye çabaladılar. Muktedire biat çarkı, bugün de bütün hızıyla dönüyor.
 İbadetleri yönetip, namaz kıldırması gereken din adamları, rejimin birer hizmetkarı, ücret karşılığında ona hizmet veren memurudur, bu gün. Kimileri Kürdistan konusunda ırkçı histeriye esir bile bile, kimileri vicdanı kanamasına rağmen, para karşılığında kitlelere yalan söyleyip, zulmü savunuyor, cinayetleri ak, pak gösteriyorlar. Çünkü günaha girip yalan söylemese, katili savunmasa maaşı, makamı elden gidecek…
Şafii Kürt Melleler, başından itibaren devlet dinine biat etmediler. Paraya, memuriyete teslim olmadılar. Melle’ydiler, inançları doğrultusunda Melle olarak kaldılar. Mazlumu ez, teslim al ve yönet planına dahil olup, dinden çıkmadılar.
Şafiiler, ta Atatürk’den beri, Kemalistler nezdinde makbul ve „iyi aile çocuğu“ (bu iyi aile çocuğu deyimini nasıl isterseniz öyle okuyun ve anlayın) değildir. Çünkü onlar, Nakşibendi Şeyh Ubeydullah, Şeyh Ahmed, Melle Mustafa Barzani, Şeyh Said örnekleriyle zulme baş kaldırdılar. Mazlum ve Masum Kürtlerin isyan simgesi oldular. Kürdistan’daki en son, „Sivil Cuma“lar örnektir ki, devlet dinine direndiler. Ki devlet dini, dinin güç eliyle payanda yapılmasıdır.
 Recep Tayyip, Sivil Cumalardan sonra Melleri „cahil“ olmakla suçladı. Sonra terör hamlesiyle sokakları, meydanları Kürtlere yasakladı.
Başa çıkamayacağını anlayınca, gücün hizmetinde din anlayışıyla, Melleleri memurlaştırma planını devreye soktu. Bu, geçmişin „Hizbullah“ına güler yüzlü maske takmak, Kürdistan Mellelerini AKP rejiminin JİTEM’ine hizmetinde muhbirleştirmek, mazluma karşı cepheye çekmektir.
Oysa, Kürdistan satın alınmış, hatta Milletvekili, Bakan payesi verilip, halkına karşı barbarların kalelere hücumdaki koç başı yapılmış, Truvalıların tuzak atı misali kullanılmış sahte şeyhler, din memuru mezarlığıdır. Onlar, yaptıklarıyla birer lanetli olarak anılıyorlar. Kürdistan’ın Şeyh ve Melleleri ise din adamları ise kutsanarak…