Endonezya’da „Komünizmle mücadele“ adı altında bir milyon masum insanı kıran General Suharto, Türk ve Latin Amerika generalleri, Saddam örneğinde görüldüğü üzere, Batı’nın efendisi Amerika tarafından kucaklanıp, sırtları sıvazlanır, „sen bu yola devam et çocuğum“ afferimleri başlarından aşağı boca edilir. Cami avlularında dilenerek büyümüş, Suharto’yla aynı dönemde „Komünist avcısı„ kesilip, terör estirmiş birini (Fethullah Gülen), AKP Faşizminin „din alimi“ diye Amerika’da da çiftlik bile sunulur.
TC bir insanlık enkazı, bütün Kürtler birer rehine, Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı, Nedim Şener, Ahmet Şık gibi teslim olmamış aydınlar, eğitim hakkı isteyen öğrenciler tutuklu, AKP Faşizminin başına seni sevmiyoruz diyen Hopalılar terörist, ama o baş Amerikan Başkanının kucağında, Avrupalı liderinlerinin sıvazlayıp, okşayan elleri sırtında, rejimi ise „örnek demokrasi“dir.
Çünkü, o „yeni emperyalizm“e hizmet yolunda Arap dünyasına terör ihraç etmekte.
Kişiliğini pazara çıkaran oynak aydın için, Faşizm nimetler çayırlarını derme fırsatıdır. Taha Akyol ve sayısız kişi bu fırsat sofrasına koşanlardan.
Yozgat’ta tutunmamış bir kasaba avukatıyken, okur-yazarı kıt, Türkeş’e yanaşmış, Faşist düşünce adamlarından çalınma ezberle gözünü doldurmuş, gazetesinin başı ve MHP ülkücülerinin eğitmeni olmuş biridir, Taha Akyol. Sayısız öğrencisi cinayete imza atan, Türkeş’i azgınlaştıran…
Sonra tutuklanıp, idam istemiyle yargılanınca saf ve yön değiştirmiş, Özal’a yanaşıp, „Türk tipi liberal tiyatro“da rol çalan bir Taha Akyol…
O şimdi, gagasının ne hal alıp, pisleneceği henüz belirsiz olan AKP Faşizmine yol gösteren karga…
Taha Akyol, geçenlerde, kimliği yüzünden babasına tezek yedirilmiş bir Kürdü, karşısına oturtmuştu. „Aydın“ rozetli Kürt, babasının onur davasını yürüten Kürdistan Özgürlük hareketini şevhet ve şiddetle ihbar ediyor, karalıyordu. Faşizm budur. Çıkar damarından yakaladığı insanların onurunu çamura yatırıyor, çürütüyor, direnenleri tehditle emir altı ediyordu. AKP, Faşizmi medyayı da böyle ele geçirdi.
Uzan ailesinin medya imparatorluğunu yerle bir ederek susturdu. Oratada kalan kalemleri, bir günde yandaş, yağcı sürüsüne kattı. Aydın Doğan mızıkçılık yapınca, milyarlık vergi kaçakçılığı ile tepesine bindi. Doğan, tavla arkadaşları kalemleri de kapı önüne koyarak teslim oldu. Artık „İmamın medyası“ vardı. Hedef Kürtler, her türlü sahtekarlığı mübah gören Fethullah Gülen medyası saldırı üssüydü.
„Sahtekarlık“ dedim de, dindarlıklarının kandırmaca olduğunu da katarak bir iki cümleyle açayım. Fethullah Gülen’in dini (bakın, İslam demiyorum) faizin haram olduğunu savunagelmekte. Ama tarikat aynı zamanda, kendi bankasına sahip. Fuhuş ve kumar günah, kazancından beslenmek haramdır, söylemlerinde. Ama genelev ve kumarhanelerden alınan vergilerin toplandığını devlet kasasından bile bile maaş almaktadırlar. Kadınları sokakta örtüp, paketliyor, fakat medyaları dekolte kadın figürleri, aşk dizileri satıyor, kitlelere…
Öbür ekranıyla özgürlük mücadelesi veren Kürtlere iftira boca ediyor, suçluyor, yargılayıp mahkum ediyor, sonra ditmek üzere ötekilerin önüne atıyor, polis ve adliye de tutukluyor.
Gülen, Erzurum köylerindeki gezginciliğinde, Kürtlerden sadaka, parsa toplayarak yaşadı. Yurtlarının işgal altında, onların esir, dilleri, kültürlerinin yasak, kimliklerinin çalındığını herkesten daha iyi bilmektedir. Eğer dinden haberliyse (dine inanıyorsa demiyorum. İnanan kişinin söyleyeceği sözler değildir, çünkü) iftira, en büyük günahtır. Ama Gülen, dinle ilgisi, dine inancı olan hiç kimsenin ağzına alamayacağı iftiralarla ile Kürt Özgürlük hareketine „eşkıya“ deyip, „köklerini kurutun“ emri verebiliyor.
Kur’anı bilseydi, kölelerin kurtuluş mücadelesinin hak ve meşru olduğunu da bilirdi.
Faşist’in dini olmaz. Faşistten dindar asla çıkmaz. O din tacidir, sadece. Kitleler balık, din balığı çekmede oltasına takılı yemdir. Kürtlerin camilerini boykotu, boşuna değildir.