"Marx devrimlerin dünya tarihinin lokomotifleri olduğunu söylüyordu ama belki de tersi doğrudur. Belki devrimler trendeki yolcuların -yani, insan ırkının- imdat kolunu çekme girişimidir." (Walter Benjamin)
Başımı güzel belalara sokan sihirli bir sözcükle başlamak istiyorum; "rağmen..." En sevdiğim sözcüklerin başında bu sözcükle ilişkim başlangıçta "diyalektik rastlantı" olsa da bunun zamanla karşılıklı aşka dönüştüğünü itiraf etmeliyim. Hayatıma giren başka sözcükler varsa da "rağmen" ilk göz ağrım olarak kıymetli.
Bu sözcük elimizden tutup bizi görünür kılar, insan içine, sokak ve devrim içine çıkarır. "İstisnalar kaideyi bozmaz" hatasözünün tersine kaideyi bozan birer "deli" olan muhalifler bu sözcüğün tarihteki-coğrafyadaki hatırasıdır.
Her sözcük kendi tehlikesini de yaratır, içerir. Zaman zaman bu harfin gölgesinde kışlar ya da tatil yaparız. Görünür olup kapsam alanımızı genişletmenin hatırası olan bu sözcük sadece geçmişe ait bir hatıranın delili olarak algılamak sözcüğe de tarihe de haksızlık etmek olur. Savaş ile barış, özgürlük ile zulüm arasında "Bütün mümkünlerin kıyısında" seyrettiğimiz şu günleri tek sözcükle "rağmen" ile özetlemem edebiyat yapmak değil. Dahası, hayat hikayemizin özeti; yeryüzü ve gökyüzü tanrılarına "rağmen"dir... Hayatlarımız "rağmen aşağı rağmen yukarı" olarak özetlenebilir. Sokakta, hapishanede, her yerde devlete rağmen... Ajitasyon, propaganda ve örgütlenmelerimiz, sloganlarımız, yürüyüşlerimiz devlete ve zalimlere rağmendir. Devletin yasaklarına rağmen zalimlerin yüzüne karşı söyler ve eyler, tarihte ve hafızada kalıcı izler bırakmak için kötülük toplumuna ve kötülük dayanışmasına "rağmen" çabalarız...
Dünyayla ve devletle karşılaşmamızın şahidi olan bu sözcük bizi hem görünür kılar hem de saklar. Her yerde yedek kurban arayan ve yedek şiddeti gündemde tutan zalimlerin "doyurulmamış şiddeti" karşısında da geriye çekilip sığınacağımız sonra da ileriye hamle yapacağımız bir sözcüktür bu. Bir insanda "rağmen arzusu" bir kez uyandı mı o, O'saat kötü yola (!) düşmüş demektir. Şöyle de söyleyebilirim, bizden saklanan, bizden kaçırılan dünyayla ilişkimizi bu sözcükle de sağlarız. Dünyayı yeniden ele geçirmek, yorumlamak ve değiştirmek, tarihin marangoz hatası devletlere ve devlet taklidi yapan Dünyalılara "rağmen"dir. Edebiyat/sanat verili kutsallara "rağmen" bir direniş etiği ve estetiğidir... Biz Düşyalılar için verili dünya, bu haliyle "boş" ve "yavandır", onun içini dolduracak ve lezzetli kılacak biz "rağmen çocuklar"dır. Sözün burasında "Zaman ve ben olalım, karşımıza hangi ikili gelirse gelsin" cümlesinden el alıp, "Rağmen' ve 'biz' olalım, karşımıza kim gelirse gelsin" diye güne not düşmek isterim.
Kökü hem içeride hem de dışarıda bir sözcüktür "rağmen..." Aynı anda hem burada hem de her yerdedir; bir bakarsınız dağlarda, Rojava'da, Kobanê'de, bir bakarsınız Chipas ormanlarında maskeli Zapatistaların "Ya Basta!" (Artık Yeter) sloganındadır. Bu sözcük karşımıza Arjantin'de 2001'deki halk isyanında "Que Se Vayan Todos! Que No Quede Ni Uno Solo!" (Herkes Gitmeli! Biriniz Bile Kalmamalısınız!" diye çıkar. Bijî Aşiti (Yaşasın Barış), Bijî Birati (Yaşasın Kardeşlik) bu sözcüğün tarihsel ve güncel tezahürleridir.
"Rağmen" sözcüğüyle sizi yeniden tanıştırmışken, sosyalistlerin yerel ve evrensel bunalımının "rağmen bunalımı" olduğunun söylemesem dilim lâl olur. Çünkü, çocukluk arkadaşımız bu sözcükten "sapıp" uzaklaşmak, özel mülkiyetin kökenini kapitalizme ve sömürünün zabıtası Devlet'e yaklaşıp, sokaktan, dağlardan ve devrimden uzaklaşmaktır. Birazdan, "Ben meselemi Hiçe bıraktım" (Stirner) cümlesini "Ben meselemi 'rağmen'e bıraktım" cümlesiyle değiştirerek tebdil-i kuş olarak kırmızı 1 Mayıs için sokağa çıkacağım...