Suriye, Fethullah Gülen ticarethanelerine kapılarını açsaydı, başına bu belalar gelir miydi?
Sanmıyorum. Çünkü, Gülen-Erdoğan ikilisi rejiminin tımarhane halleri ortada. Tımarhane ateşinde, muhalif gördükleri insanlar, insani değerler yanıyor. İnsan oğlu vicdanı, hak, hukuk adalet, kazancın ikbal yollarında ağızlarında sakızdır, bunların. İnsani değerler numara…
Suriye’de insanlar öldürülüyor diyen ikilinin rejimi, Uludere’de sınır ticareti yapan çocukları bir araya toplayıp, uçaklardan atılan napalm bombalarıyla paramparça ediyor. Kürdistan zindan. Başarabilseler, hiç bir Kürdü dışarıda bırakmamak üzere hapishanelere dolduracaklar.
„Suriye Kutsal Kandil Mevlüdü gecesi insanlara kurşun attı“ diyorlar, ama aynı gece Batman’da insan avı vardı. Uçaklar dağları titretiyordu.
Kürtlere zulüm dinleri, imanları, vicdan ve adalet duygularına uygun diyelim. Sudan halkını esir almış, ülkeyi hapishaneye geçirmiş, Darfur’da soykırım yapmış, bu yüzden adını, dünyaca aranan katiller listesinin başına adını yazdırmış, bir General Beşir vardır. Generalin alnında soykırımcı katil yaftası. Dünyada, görüldüğü yerde tutuklanmak üzere aranıyor.
Ama bu general, ikili rejiminin en muhterem adamı. Beşir, Ankara’da bando, mızıka ile karşılanıyor, sonra Recep Erdoğan onu mekanında kucaklamaya koşuyor, kucaklaşmanın meyvesi, para tomarları olarak, Fethullah Gülen’in kasasına akıyordu, çünkü.
Çünkü, „paralar, bozulmasın aralar“ çarkıydı, bu. Bu çarkta, önce kazanç vardı. İnsaniyet en sonda geliyordu.
Ne de olsa dost, dostun kafadarıydı. Tezek ateşinin isi, dumanıyla kararmış tencerenin, ötekine dönüp „dibin kara“ diyecek hali yoktu. Sudan’ın Darfur’u varsa, TC’nin de Kürdistan meselesi vardı. İkisi de davanın hallini, vur ha vur naralı katliamda arıyordu.
Onun için, birinin ötekine „kaka çocuk“ diyecek hali yoktu. Dostlar, alış verişteydi. Beşir ülkesinde, Fethullah Gülen ticarethanelerinin tabelaları ışıldıyor, buna karşılık halkın parasıyla Ankara’da ağırlanıyordu.
Türk halkından kaç kişi, ödediği vergilerle soykırımcı generalin ağırlanmasına itiraz etti ki!..
Eğer Suriye rejimi, Fethullah’a ticaret kapıları açsa, Şam’da, Hama’da, Halep’te okullarının tabelaları ışıldasaydı, hiç kuşkunuz olmasın, Esad bugün düşman değil, en az General Beşir kadar yüksek himayeye mazhar TC dostuydu.
Çünkü, Fethullah’ın manevi evladı Recep Erdoğan, General Beşir’den bile esirgediği ilgiyi Esad’a sunmuştu. İki rejimin fikriyat birliğini, ortak Bakanlar Kurulu toplantısıyla, muhkemce mıhlamıştı.
O sırada da Suriye’nin sosyal, sıyasal ve ekonomik sorunları bugünkü gibiydi. Ama ikili uyumlu, bağdaşık, aralarında su sızmayan dosttu. Uyumluluk o kadar kuvvetliydi ki, „tek devlet“in ilk çivisini, ortak hükümet toplantısıyla çakıyorlardı.
Ama olmadı.
Çünkü Esad, TC’nin efendisi Fethullah’ın „dindar değil, karıştırıcı“ olduğunu görüyor, biliyordu. Ülkesindeki kazanç çayırları yolunu ona kapatınca ortaklık bozuldu.
TC tımarhane yangını, ama Recep Erdoğan, birden bire Suriye’ye karşı özgürlükçü kesiliverdi. „Kahrol düşman“ naralarıyla, sınırda çadırlar açıp, rejim muhaliflerine üs kurdu.
TC, dünün dostu, Suriye’nin içine elini daldırmış, terör kazanını kaynatıyordu. Suriye rejiminden bir farkı varmış, parlamento görünüş, ama Gülen-Erdoğan ikilisi bir arada son söz ve tek karar mercii, medya kazanç damarlarından yakalanmış esir, adliye gönle göre „bağımsız“ içeriye hapsettiği 105 gazeteciyle dünya birincisi, polis devleti hükümran değilmiş gibi, özgürlük naraları ata ata…
Bugünkü ırkçı rejimin kurucu babaları İttihatçılar, Rusya içlerine yürüyüp, iç Asya’yı ele geçirecek, „Kızıl elma“ya erişecek Turan Türk imparatorluğunu kuracaklardı. Bu rüyayı gören Gülen-Erdoğan ikilisi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yol göstericiliğinde Osmanlı imparatorluğunu ihya edecek, Suriye ve Irak da, çatı altında yerini alacaktı. Irak içlerine dalamadılar, ama Suriye, Amerika’nın da onayı ile kan ağlıyor, bugün.
İttihatçıların akıbeti belli. Bunların başına neler gelecek, göreceğiz ancak TC’nin, sınır boylarında kurduğu ak çadırlara bakan Suriyeli muhaliflerin dolandırıldıkları gerçektir. Kan akıyorsa, önce çadırları, çadırlara istiflenen silahlara bakmak, İstanbul’da düzenlenen toplantı, terör tezgahlarını görmek gerekiyor.
İmparatorluk hayali ve Suriye