Aklı başında yazarlar bile, HDP'nin seçimlerde AKP ile girdiği yarışı, hiç düşünmeden İmralı'da yapılan, onların tabiriyle "pazarlıkla" ilişkilendiriyorlar.
Onlara bakılırsa, bu "pazarlıkta" Kürtlerden yana "bazı adımlar" atılırsa, HDP "bile bile baraj altında kalacak". Yani kendi kendini boğacak...
Bu çok matrak bir senaryodur. İmralı'da "ne kadar olumlu" olursa olsun, hiç bir "pazarlık", şu seçimlere kadar Kürt sorununda "nihai çözüme" elbette yol açamaz.
Demek ki, seçime kadar olsa olsa "kısmi bir iyileşme" ve "kısmi bir anlaşma" yapılabilir.
Şimdi, böyle bir "kısmi iyileşme ve anlaşma" karşılığında HDP'nin "intihar" etmesi sizce akla yakın bir şey midir?
"Kısmi iyileşme"den "nihai çözüme" kadar geçecek zamanda ne olacak? HDP'ye ihtiyaç olmayacak mı? "Kısmi çözüm" için HDP "intihar" edecekse, "nihai çözüm" için de PKK mi "intihar" edecek?
"Matrak senaryo" derken kastettiğim bu. Sanırım Quto kardeşim böyle bir durumda "Hep bizim intihar etmemize katilmiyem, biraz da AKP intihar etsin diyem" diye konuşabilir.
Şaka bir yana..
İmralı "müzakeresi" ile "seçim mücadelesi" arasında bilelim ki, doğrudan bir bağ yoktur. İmralı'da seçime kadar "köklü bir çözüm" sonucu çıkmayacağına göre, ortaya çıkacak "kısmi çözümler" ne olursa olsun, benim düşünceme göre, HDP'nin seçim politikasında "niteliksel" hiçbir değişiklik ortaya çıkmaz.
"Müzakere" sürecinde tarafların bir diğerine karşı uyguladığı "müeyyide", "barış mı savaş mı?" sorusuyla ilgilidir.
Ama kesinlikle "AKP'yi durdurmak mı, hızlandırmak mı" sorusuyla ilgili değildir.
Yani İmralı'da "kısmi iyileştirmeler" gerçeklik haline geldiğinde, örneğin Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı Hükümet tarafınca kabul edildiğinde, diyelim ki, Cizre'de bir daha "hendek" açılmayacağı ya da "kimlik denetimlerinin" yapılmayacağı v.s. Kürt tarafınca kabul edilebilir. "Çatışmasızlık" süreci daha da pekişebilir.
Buna karşılık, AKP "AB özerklik şartını" kabul etti diye, HDP'nin "AKP'yi durdurma" amacıyla "barajı aşma" kararında en küçük bir değişiklik bile olmamalı. Çünkü, "AB özerklik şartını kabul etmek", kendi başına AKP'nin seçim sonrası atacağı tehlikeli adımları durdurmak açısından hiç kimseye hiçbir garanti vermez.
AKP'nin "tehlikeli adımlar" atması, artık AKP'nin "tercihi" olmaktan çıkmış, onun iradesi dışında bir süreç ortaya çıkmıştır: AKP, eğer HDP onu durduramazsa, kendi kendini durduramaz. Çünkü artık AKP'nin defteri "küresel güçler" tarafından dürülmüştür, üstü çizilmiştir, AKP kendi eliyle yarattığı "düşmanlaşmanın", "kutuplaşmanın" tehdidi altına girmiştir. Ve o bu durumdan artık "kendi kendisini durdurarak çıkma" imkanını yitirmiştir.
Bu öylesine açıktır ki, "AKP'nin gidişini durdurmak ve yeni bir yön almak" amacıyla hükümetin başına geçirilen Davutoğlu daha şimdiden "iflas" bayrağını çekmiş, Erdoğan onun yerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı hazırlamak üzere ilk adımı atmıştır. Eğer AKP seçimlerde durdurulamaz ve Erdoğan'ın tabiriyle "400 vekil"le Başkanlık rejimine doğru hızlanırsa, bilelim ki, Fidan da bu freni patlamış kamyonun dreksiyonuna hakim olamayacaktır.
Biricik realist tablo, seçimlerde HDP'nin barajı aşmasıyla, AKP'nin Mecliste mutlak hakimiyet kurmasının önüne geçilmesiyle, böylece, siyasi güçler arasındaki "orantısızlığın" ortadan kalkmasıyla ortaya çıkacak olan tablodur.
Böyle bir siyasi durumda, Erdoğan'ın "ihtirasları"nı TBMM içinde dengelemek, frenlemek ve önlemek mümkün olacak; böylece demokratik güçlerin çaresizliğine son verilecek, AKP'yi meclisteki "denge" ve sokaktaki "molotfsuz, fişeksiz, aynı zamanda gazsız copsuz" gösterilerle dengelemek, frenlemek ve "çözüme, zorlamak mümkün olacaktır...
Freni patlamış AKP kamyonunu Erdoğan sürüyor. Ve bu Erdoğan ne diyor?
"Şahsımı ve ailemi ölümle tehdit ediyorlar"...
Böyle bir "şoför" önüne çıkanı "süikastçı" zanneder ve onları ezer geçer...
Büyük bir faciayı önlemek için AKP kamyonunu durdurmak gerekir ki, İmralı'da PKK Önderinin çabalarıyla ortaya çıkan olumlu gelişmeleri de güvence altına alabilelim...
Emin olun başarırsak, bundan "şoför" de yararlanacaktır...