İmralı’ya görüşmek için giden Mehmet Öcalan’ın ifadesine göre, ağabeyi Abdullah Öcalan, “Sürecin hassas olması nedeniyle görüşmek istemediğini” belirten bir not bırakmış. Tabi notu gösteren ve bunları söyleyen İmralı Cezaevi Müdürü. Yoksa Mehmet Öcalan’ın ağabeyi ile herhangi bir irtibatı olmamış. Ayrıca ağabeyini uzaktan da olsa görememiş bile.
Mehmet Öcalan’ın bu açıklamalarını AKP hükümetinin cezaevlerinden sorumlu bakanı da doğruluyor. Bu işlerde oldukça usta ve faal görünen Adalet Bakanı’nın ifadesine göre, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Avukat ve aile görüşü yapmak istemediğini” yazılı olarak kendilerine iletmiş. Fakat her nedense cezaevleri bakanı bu bilgiyi ancak Mehmet Öcalan’ın açıklamasından sonra kamuoyuna duyurma gereği duymuş! Belliki burada netleştirilmesi gereken birçok husus var. Öncelikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın gerçekten avukat ve aile görüşü istemediği net değil. Çünkü bunu kendi ağzından duyan kimse yok. Ne bir avukatı ne de yakını bu sözleri Kürt Halk Önderi’nden duymuş değil. Ayrıca bu sözleri içeren ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ait olan bir yazı da ortada yok. En azından basına yansımış ve kamuoyuna ulaşmış değil. Kürt Halk Önderi’nin görüşme yapmak istemediğini AKP hükümetinin Adalet Bakanı ve İmralı Cezaevi Müdürü söylüyor. Kürt halkının ve kamuoyunun bu kişilere inanması için de hiçbir neden bulunmuyor.
Bu kişiler kamuoyunu ve Kürtleri yanıltmak için tamamen yalan söylüyor olabilirler. Nitekim AKP’nin Kürtlere karşı yürüttüğü faşist özel savaşın çok büyük bir kısmını psikolojik savaş oluşturuyor. AKP’nin psikolojik savaşı da bütünüyle yalana, demagojiye ve aldatmaya dayanıyor. Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a aittir diye söylenen “Avukat ve aile görüşü yapmak istemiyorum” sözleri, Kürt halkını ve kamuoyunu aldatmak amacıyla söylenmiş psikolojik savaş sözleri olabilir.
O halde bu sözler Kürt Halk Önderi tarafından doğrulanmadıkça inanmamak gerekir. Bu nedenle, İmralı’da nelerin olduğu, oradaki tutukluların ne durumda bulunduğu tarafımızca net olarak bilinmemektedir. Orada her türlü kötülük, baskı, işkence, hatta katliam olabilir. Bu açıdan Kürt halkı ve demokratik kamuoyu sürekli duyarlı olmalı ve İmralı işkence sistemine karşı mücadele etmelidir. Bu tutum taki Kürt Halk Önderi gerçekleri doğrudan açıklayana kadar sürmelidir.
Netleştirilmesi gereken ikinci husus, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukat ve aile görüşü yapmak istememesinin ne anlama geldiğidir. Farzedelim ki, kardeşi ve Adalet Bakanı’nın açıklamaları doğrudur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, gerçektende süreci hassas bularak avukat ve aile görüşü yapmak istememektedir. Zaten avukatlarıyla yaptığı 27 Temmuz 2011 tarihli son görüşmesinde, avukatlara yönelik “Artık görüşmeye gelmeyebilirsiniz” demiştir. Dahası “Sizi de tutuklayabilirler” diyerek uyarmıştır.
Dikkat edilirse, daha baştan sürece ilişkin Önder Abdullah Öcalan’ın oldukça öngörülü ve gerçekçi görüşleri vardır. Nitekim otuz altı avukat birden tutuklanmıştır. Altı ayı aşkın süredir avukat görüşü yaptırılmamaktadır. Avukatlar görüşme yapmak için gitmek istese de, AKP hükümeti izin vermemektedir. Şimdiye kadar bir kez kardeşi Mehmet Öcalan yarım saat görüşebilmiş, “Aile görüşü sürüyor” diye AKP hükümeti bunu dünyaya yaymıştır. Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu koşullarda görüş kabul etmemesi anlaşılırdır. Bu tutum AKP oyunlarını deşifre edip boşa çıkartan bir rol oynamaktadır.
Gerçek böyle iken, bazı AKP yardakçıları, medya gücüne dayanarak hemen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu tutumunun taşıdığı derin direniş anlamını çarpıtmaya ve tersyüz etmeye yönelmiştir. Güya avukat ve aile görüşü kabul etmeyerek Kürt Halk Önderi, PKK ve BDP’yi yüzüstü bırakmış! Onların “İmralı’da tecrit var” biçimindeki propagandalarını boşa çıkartmış! PKK ile BDP’nin “gerçekte yalan söylediği” açığa çıkmış! Bazılarına göreyse “Kandil İmralı’yı etkisiz kılmış”! Güya Önder Abdullah Öcalan’ın söyleyecekleri PKK ve BDP’yi zor durumda bırakacakmış da, “Örgütte parçalanma görüntüsü olmasın” diye Kürt Halk Önderi görüşe çıkmıyormuş!
Bunlar gibi polisçik medyada daha binbir çeşit inci diziliyor. Kürt Halk Önderi’nin mevcut tutumu kendilerini çok zorlamış olacak ki, bu tutumun anlamını çarpıtabilmek ve Kürt Özgürlük Hareketini parçalı gösterebilmek için her türlü oyuna ve yalana başvuruyorlar. Oysa Önder Abdullah Öcalan’ın görüşmeme tutumunun anlamı çok açıktır ve AKP’nin şantaj politikasını boşa çıkartmaya yöneliktir. AKP hükümetinin dayattığı “İmralı işkence sistemi altında haftada bir saatlik avukat görüşüne karşılık aktif özgürlük mücadelesi yürütmeme, yani ateşkes veya eylemsizlik isteme” politikasını etkisiz kılma amaçlıdır.
Zira AKP yıllardır bu rehin ve şantaj politikasını pişkince dayatmıştır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a, çok açık bir biçimde “Aktif özgürlük mücadelesine karşı çık, haftada bir saat avukat görüşü yap” demiştir. Öyle anlaşılıyor ki, geçen dönemde yapıldığı belirtilen İmralı ve Oslo görüşmelerinin içeriği bu olmuştur. En doğal hukuki hakları bile Kürt Halk Önderi’ne karşı siyasal şantaj aracı olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede PKK oyuna getirilmek, etkisiz kılınmak ve teslim alınmak istenmiştir.
Şimdi Önder Abdullah Öcalan’ın bu AKP dayatmalarını elinin tersiyle itmesi, AKP hükümetini ve sömürgeci soykırım rejimini telaşa düşürmüştür. Öyle anlaşılıyor ki, Kürt Halk Önderi sadece avukat ve aile görüşü yapmak istemediğini değil, devletle “mevcut koşullarda görüşmek istemediğini” de hükümete bildirmiştir. AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı bu kadar histerik bir tarzda Önder Abdullah Öcalan’a ve PKK’ye saldırtan gerçek işte budur.
Ama AKP için artık çok geçtir. Kürtler tarafından dokuz yıl boyunca gösterilen iyi niyeti doğru kullanamamıştır. Kürtler bu gerçeği görerek artık AKP ile mücadele yoluna girmiştir. İmralı’daki tutum da, Amed’deki tutum da, dağdaki tutum da budur. Bunlar bir ve aynı tutumdur. Dolayısıyla artık Kürtleri çeşitli oyunlarla bu tutumdan caydırmak mümkün olmadığı gibi, onların birliğini bölüp parçalamak da mümkün değildir. Ne kadar hilekar ve oyunbaz olursa olsun AKP’nin buna gücü yetmez. AKP’nin gücü yetmeyeceği gibi, Avrupa’lardan devşirdiği kaşarlanmış hain ve işbirlikçilerin de gücü yetmez.
Dolayısıyla AKP’nin çabaları nafiledir. Kürtler gerçek önderlerini de, öncülerini de, kendilerini de çok iyi tanıyorlar. Bu tanıma, kırk yıllık mücadelenin ateşinde pişerek gerçekleşti. Öyle otuzbir yıl Avrupa emperyalizminin kucağında oturup da, ondan sonra İmralı’da görüş yasağının başladığı hafta ülkeye dönerek yurtsever değerlerin üzerine konmak mümkün mü? Kürt halkı, gençleri ve kadınları bu kadar ahmak mı? Esas onları öyle sananın kendisi ahmaktır. Yoksa Kürt halkı Önderini iyi tanıyor. Kürt gençleri kimi dinleyeceğini iyi biliyor. Kürt kadınları kendilerine özgür yaşam yolunu göstereni tanımış bulunuyor. Kürt aydın ve sanatçıları doğru özgürlük çizgisini ve sahibini görmüş bulunuyor.
İmralı direnişi onüçüncü yılını tamamlıyor. İmralı’da sadece baskı, işkence ve imha yok; bir de bunlara karşı görkemli direniş var. Bu direniş Şeyh Sait’lerin, Seyit Rıza’ların, Qazi Muhammed’lerin ruhlarının direnişi! Bu direniş Mazlum’ların, Kemal’lerin, Hayri’lerin, Sema’ların direnişi! Bu direniş Kürdün özgür yaşam çığlığı! Bu direniş demokratik Türkiye ve Ortadoğu direnişi! Bu direniş özgür insan direnişi!
Kimki bu direnişi görmez, anlamaz ve hakkını vermezse, en azından öyle biri haramzadedir. Kürt halkı haramzadeleri çok iyi tanıyor ve onların maskesini düşürüp çöp sepetine atmayı da çok iyi biliyor!..