200 yıl önce Osmanlı toplumunda bir Kürt sorunu çıkmıştır. Kuşkusuz sorunu çıkaran kapitalist modernitedir. Osmanlı’da Hıristiyan toplulukların ayrılma mücadelesi anlaşılırdır. Çünkü eskiden beri aynı inançtan toplulukların bir arada yaşama eğilimi vardır. Dinler aynı zamanda bir kültür yaratmıştır. Aynı dinden, inançtan olan toplulukların kültürü de birbirine yakın olmuştur. Kuşkusuz aynı etnisiteden olmak da önemlidir. Aynı etnisiteden, aynı inançtan olanlar ise bu topluluklar daha fazla kaynaşmıştır. Eskiden ulus-devlet anlayışının olmadığı zamanlarda aynı inançtan olanlar arasındaki ilişkiler ortak siyasal hedeflerde daha kolay buluşuyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nda da çoğunluğu Sünni olan Kürtler bazı sorunlar yaşasalar da varlıkları ve kültürleri tehdit altında olmadan yaşıyorlardı.
Kuşkusuz farklı inanç ve topluluklar belli baskılar görseler de varlık ve inançlarını kapitalist modernite çağına kadar daha sorunsuz sürdürüyorlardı. Eğer iki yüz yıl önceleri Osmanlı İmparatorluğu'ndaki farklı inanç ve etnik toplulukların durumu incelenirse, hiçbirisi bu günkü gibi kimlik, kültür ve inanç soykırımı ile karşı karşıya değillerdir. Bu durum o dönemin ideolojik ve siyasi zihniyetinin tek tip etnisite ve inanç yaratma gibi bir karakterinin olmamasındandır. Özellikle fiziki etnisiteleri yok edelim, tek etnisite ve ulus yaratalım anlayışı yoktur. Toplumun hücrelerine kadar iktidar olma ihtiyacı ve eğilimi bulunmamaktadır.
Osmanlı’da milliyetçilik gelişince bu bir ulus-devlet yaratma biçiminde somutlaşmış, ilk önce Süryaniler, sonra Ermeniler, daha sonra Kürtler bu topraklarda fiziki ve kültürel soykırım sürecine sokulmuştur.
Kürtler insanlığın ilk etnik-kültürel topluluğu olarak bu fiziki ve kültürel soykırıma karşı direnmişlerdir. Türk devleti, İran devleti ve Arap egemen güçleri Kürtleri tarihten silmek istemişlerse de sonuç alamamışlardır. Özellikle ulus-devlet zihniyetinin zirveye ulaştığı bir süreçte, 1970’li yıllarda Kürt Halk Önderi'nin ideolojik, örgütsel, siyasal ve eylemsel çizgisiyle bu politikalara karşı ciddi bir mücadele başlatılmıştır. Bu Önderliğin oluşturduğu PKK, 40 yıldır yürüttüğü mücadele ile fiziki ve kültürel soykırıma karşı özgürlüğü için savaşan bir halk gerçeği ortaya çıkarmıştır.
PKK’nin öncülük ettiği mücadele Türk devletinin soykırım politikalarını önemli oranda boşa çıkarmıştır. Uluslararası güçler ve Türk devleti Kürt Halk Önderini esaret altına alarak emperyalizmin bölgedeki hakimiyetini ve Kürt soykırımını sürdürmeyi hedeflemiştir. Ancak Kürt Halk Önderi'nin esareti ve bu koşullarda kışkırtılan ve ortaya çıkartılan tasfiyecilik PKK’yi tasfiye edemediği gibi, Kürt Özgürlük Hareketi gelişimini sürdürmüştür. AKP Hükümeti, PKK’nin tasfiye edildiğinin düşünüldüğü bir ortamda Kürdistan’da halkı özgürlük taleplerinden vazgeçirmesi ve kültürel soykırım politikasının tamamlanması için iktidara getirilmiştir. Ancak uluslararası komplo, tasfiyecilik ve iktidara getirilen AKP, mücadeleyi etkisizleştirip gelişimini durduramayınca yeni politikalar geliştirmeye çalışmışlardır. Çünkü zorla, şiddetle tasfiye edilemeyecek bir halk gerçekliği ve Özgürlük Hareketi vardı.
Bu nedenle AKP Hükümeti yeni bir tasfiye politikası devreye koydu. En fazla zorlanılan dil ve kültür konularında kimi yumuşamalar yaparak halkın mücadelesini durdurup kültürel soykırımı yeni koşullarda sürdürmeyi hedefledi. Bunun için de Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi ile görüşmeler yapılması gerekiyordu. Ancak çatışmasızlık ortamında bu politikalarını sürdürebilirlerdi. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi ise 1988 yılından beri Türk devleti ile siyasal mücadeleyi de devreye koymak isteyen bir mücadele tarzı benimsemişti. 1993 ateşkesi de bu amaçla yapılmıştı. Türk devleti gibi çok katı ve inkarcı bir devlete karşı silahlı mücadele dışında da başka siyasal yöntemler kullanmak gerekliydi. Devleti ve toplumu olası bir çözüme hazırlamak için bunlar da gerekliydi.
Mücadelenin bir amacı da devleti Kürt Özgürlük Hareketi'ni muhatap alır hale getirmekti. Bu nedenle bu görüşmeler de bir siyasal mücadele yöntemi olarak devreye kondu. Ancak bu siyasal mücadele sadece görüşmeler ile etkili kılınacak bir yöntem değildi. Bu siyasal mücadele yöntemi ancak sağlam bir politik duruş ve başka mücadele yöntemleriyle desteklendiğinde sonuca götürmek mümkün olabilirdi. Kürt Halk Önderi görüşmelere her zaman böyle yaklaşmıştır. Kuşkusuz demokratik siyasal yöntemle sorunun çözümünü tercih etmiştir. Çünkü bu yolla çözümle Kürtler de, Türkiye halkları da, Ortadoğu halkları da daha çok kazanacaktır. Ancak devletin bu çözüme kolay gelmesi düşünülmediğinden çok boyutlu yöntem ve mücadele gerekli görülmüştür. Kürt Halk Önderi böyle yaklaşılmadığı için her zaman Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve demokratik siyasi güçleri ağır biçimde eleştirmiştir.
Türk devleti ve AKP Hükümeti zorlandıkları için başka yöntemleri de devreye koymuşlardır. Ancak bu zorlanma sonucu değişik yöntemleri devreye koymaları bir çözüm için değildir. Bu açıdan görüşmeler kendiliğinden çözüm anlamına gelmemektedir. Eğer mücadele temelinde bu görüşmeler ciddi bir müzakere, hatta çözümle sonuçlanmazsa bu yöntemler tasfiye ile de sonuçlanabilir. Bir süre çözüm olmasa da devlet ve toplumu hazırlamada bu yöntem önemli gelişmeler yaratmıştır. Ama uzun süre sonuç alınmazsa, Özgürlük Mücadelesi açısından ciddi olumsuzluklar ortaya çıkarır. Zaten devlet ve AKP Hükümeti bu yaklaşım içerisindedir. Kuşkusuz AKP ve devlet sıkışmıştır. Şiddetle ezme ve tasfiye etme de ters sonuçlar doğurmaktadır. Bu açıdan devlet ve AKP sıkıştırılırsa demokratik çözüm konusunda adım attırmak da mümkündür.
Şunu herkes bilmelidir ki, hala devlet ve AKP'de bir çözüm anlayışı gelişmemiştir. Ancak bir çözüm için adım attırmak da on yıllar öncesi gibi uzak değildir. Çünkü yıllardır sürdürülen mücadele ile devlet ve toplumun eski katı zihniyet ve tutumunda bazı kırılmalar yaşanmıştır. Bu açıdan görüşmeler sürecini bir oyalama ve AKP Hükümeti'nin kendi amacına ulaşmak için değil de, Önder Apo’nun ve halkın beklentilerini gerçekleştirmek için bir süreç haline getirmek ancak sağlam duruş ve etkili bir mücadele ile olacaktır.
Koşullar her bakımdan Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlatacak düzeye varmıştır. Ancak mücadele etmeden sadece yapılan görüşmelerle sonuca gidileceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Mücadelesizlik ve seyirci konumda olmak, Kürt Halk Önderi'nin yarattığı diyalogu sonuçsuz ve zayıf bıraktığı gibi, Özgürlük Mücadelesi'nin aleyhine olacak biçimde yürümesine zemin olmaktır. Bunu anlamamak Kürt Halk Önderi'ni ve süreci anlamaktır. Bu süreci eylemsiz, direnişsiz ve mücadelesiz karşılamak en başta da 40 yılda oluşan çözüm zeminini çürütmek ve zayıflatmaktır. İmralı’da Kürt Halk Önderi ile yürütülen görüşmelere böyle yaklaşmak gerekir. Görüşmeleri mücadele etmeden seyretmek tam da çözüm istemeyenlerin, bu süreci Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek için kullanmak isteyenlerin yaklaşımıdır. Her nedense görüşmeleri böyle anlama eğilimi sadece AKP çevrelerinde görülmüyor, bazı Kürtler ve Kürt çevrelerinde de böyle bir gaflet görülmektedir. Mücadelede gözü olmayan, sistem içileşen, bu sistemden nemalananlar görüşmeleri böyle anlayabilir. Ancak Kürt sorununun çözümünü, Kürt halkının özgürlüğünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenler böyle yaklaşırlarsa tarihi hata yaparlar ve gafletten öte ihanet durumuna düşerler.
Kürt sorununu çözümü karmaşıktır. Türkiye’de devlet ve toplumu çözüme hazırlamak kadar zor bir şey yoktur. Öte yandan mücadelesiz Türk devletine, AKP Hükümeti'ne ve gerici güçlere bir çözüm kabul ettirmek kolay değildir. Bu açıdan devleti ve toplumu çok yönlü yöntemlerle çözüme hazırlamak yanında mücadelenin de güçlü yürütülmesi şarttır. Bu ikisi arasındaki bağı anlamak çok önemlidir. Bunlar birbirini tamamlayan öğelerdir. Sadece birini esas almak söz konusu yöntemin sonuç alınmasını engelleyecektir. Bunlar birbirini besleyen, tamamlayan, güçlendiren ve ancak böyle sonuca götüren karakterdedirler.
Devlet ve AKP böyle bir mücadele tarzının gelişmesini engellemek için çok çalışmaktadır. Mevcut süreci tek taraflı ve mücadelesiz bir yaklaşım içerisinde tutmak isteyenler kesinlikle görüşmeleri AKP ve devlet gibi ele alanlardır. Bilerek ya da bilmeyerek buna hizmet edenlerdir.
Önderliğin son görüşmesi de doğru ele alınmalıdır. Basına yansıdığı gibi ya da Beşir Atalay’ın söylediği gibi ne müzakere ne de çözüm hızlanmıştır. Kürt Halk Önderi müzakerenin ve çözümün hızlanması temennisinde bulunmaktadır. Yoksa halka ve topluma bekleyin çözüm geliyor, hızlanıyor dememiştir. Müzakere için de, çözümün hızlanması için de zemin vardır. Ama AKP demokratik zihniyet içinde olmaz ve hegemonya peşinde koşmazsa. Ancak AKP halen demokratik zihniyette değildir. Hegemonik karakterini bırakmıyor. Kürt Halk Önderi AKP'ye bu hegemonik karakterini bırakması çağrısını yapıyor. Çünkü AKP’nin mevcut karakteriyle bu sorunun çözülmesi mümkün değildir. Ancak mücadele edilirse AKP'nin bu karakteri aşılıp Türkiye'nin demokratikleşmesi sağlanabilir. Bunun dışındaki her yaklaşım kendini ve toplumu aldatmaktan başka bir anlam taşımaz. Kürt Halk Önderi mücadelesiz kalın demiyor. Örgütsüz ve mücadelesiz kalanları şiddetle eleştiriyor ve çözümsüzlüğün bir nedenini de mücadelesizlik olarak görüyor.
Kürt Halk Önderi AKP’yi bir taahhüt içine sokmak istiyor. Çözüm için adım atmaya zorluyor. Üslup ve tavrıyla bunu yapmaya çalışıyor. Kürt Halk Önderi üzerine düşeni yapıyor. Demokrasi güçlerine ve Özgürlük Hareketi'ne düşen görev ise, tutum ve mücadelesi ile ya hükümeti çözüme zorlamak ya da çözüme uygun mevcut ortamda mücadeleyle bu çözümü gerçekleştirmektir.
Şu anda Özgürlük Hareketi'ne de, demokrasi güçlerine de düşen görev mücadeleyi yükseltmektir. Yoksa Kürt Halk Önderi'nin çabaları hükümet ve devlet tarafından boşa çıkarılmakta ve tersine Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi'ne karşı kullanılmaktadır. Beşir Atalay’ın ya da başkalarının söyledikleri Önderliğin çabalarına bir çözüm cevabı değildir. Aksine bu söylemlerle çabaları boşa çıkarma, etkisizleştirme, hatta Önderliğe ve Hareketimize karşı kullanmaktır. Bu açıdan Kürt Halk Önderi'nin çabaları doğru anlaşılmalıdır. Şimdiye kadar bu görüşmeler için İmralı’ya giden heyet, ne demokrasi güçleri, ne Özgürlük Hareketi ne de halk doğru anlamıştır. Sanki bu süreç örgütsüz, mücadelesiz yürür ve sonuç alınır gibi yaklaşılmış, bu da Kürt Halk Önder'inin çabalarının istenen sonucu almasında olumsuz etkide bulunmuştur. Şimdiye kadar gösterilen bu yanlışlık hiç değilse bundan sonra gösterilmemelidir.
Kürt Halk Önderi son görüşmede esas olarak HDP’nin seçimlerden yüksek oy alması üzerinde durmuş ve Türkiye’nin geleceğinin HDP çizgisinde örgütlü mücadelede olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü esas olarak HDP çizgisinin etkili hale gelmesinde görülmelidir. HDP örgütlü ve etkili hale gelirse, on yıllardır yürütülen ve sürdürülen mücadelenin erken sonuç alması gerçekleşecektir. Bu açıdan HDP için demokratik modernite, demokratik ulus çizgisinde radikal demokrasiden yana olan tüm toplumsal kesimleri örgütlemek ve mücadele etmek çok önemli hale gelmiştir. Bu açıdan tüm radikal demokratlar, radikal demokrasi için mücadeleyi yükseltmelidir. Çünkü sol sosyalistlerin içinde olduğu, radikal demokratların etkin olduğu bir demokrasi mücadelesi yürütülmezse, Türkiye’nin çok köklü sorunlarına çözüm bulmak mümkün değildir.
Kürt Halk Önderi'nin özellikle HDP ile ilgili değerlendirmelerini herkes doğru anlamalı, halkın özgürlük ve demokrasi özlemlerini liberalize etmeden, sistem içileştirmeden bir mücadele çizgisiyle on yılların mücadelesi ve emeği sonuca ulaştırılmalıdır.
İmralı görüşmelerini anlamak ve güçlendirmek
Türkiye ve Kürdistan’da bir yanılgı var. Kürt Halk Önderi İmralı’da görüşmeler yapıyor. Bu görüşmeler sanki toplum mücadele etmeden, demokrasi güçleri mücadele etmeden Kürt sorunu demokratik temelde çözüp Türkiye'yi demokratikleştirir gibi bir yanılgı vardır. Bu yaklaşım ne Türkiye’yi tanımak, ne Kürt sorununu anlamak, ne de Kürt sorununun çözümünde mücadele diyalektiğini bilmektir. Kuşkusuz bu Önder Apo’nun politik duruşunu, mücadele anlayışını ve İmralı koşullarındaki mücadele diyalektiğini anlamamaktır. Bu konuları anlamamak büyük değerlendirme yanlışlıklarına ve tutumuna sevk etmektedir.