*
Öcalan hakkında 2005 ve 2009 yılları arasındaki avukat görüşmelerindeki diyaloglardan dolayı verilmiş olan 11 ayrı hücre cezası ve 2009’daki 156 sayfalık mektubu, yıllar sonra yeniden devam eden tecride yeniden gerekçe yapıldı. Avukat ve aile görüşü, ‘6 aylık disiplin cezası var’ denilerek reddedildi.
* Avukatı Cengiz Yürekli, öncelikle bir avukat görüşünün gerçekleşmesi, bunun yasaya aykırı olması, tutanak tutturulması ve daha sonra savcılık ve hakimlik kararıyla yasak getirilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Mevcut ceza eve yasağın hukuksal karşılığı yok” dedi.
* Avukat Yürekli, şunların altını çizdi: “İmralı’da hiçbir zaman etkili bir başvuru yolu olmadı. İmralı’da hiçbir zaman hukuka ve yasaya dayanan bir durum söz konusu değildir. İmralı neticede hukuk dışı bir alandır. Orada farklı bir prosedür işlemektedir. Tecridi katbekat aşan bir durum söz konusudur. “
Bursa 1. İnfaz Hakimliği, 6 Eylül 2018’de verdiği kararında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Yıldırım, Konar ve Aktaş’ın avukatlarıyla görüşmesini 6 ay süreyle yasakladı.
Uluslararası bir komployla 1999’da Türkiye’ye teslim edildikten sonra İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ne konulan Öcalan, o günden bu yana tecrit koşullarında tutuluyor. Öcalan, 27 Temmuz 2011’den bu yana avukatlarıyla, 5 Nisan 2015’ten bu yana da İmralı Heyeti ile görüştürülmüyor. 50 Kürt siyasetçinin, tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi sonucunda 11 Eylül 2016’da kardeşi Mehmet Öcalan, İmralı Adası‘na gitti. O günden bu yana ailesi de Öcalan’dan haber alamıyor. Avukat ve ailesinin yaptığı başvurular; “koster bozuk”, “gemi onarımda”, “hava muhalefeti”, “OHAL” ve “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda” yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçesiyle reddediliyor.
6 aylık disiplin cezası
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Bursa 1. İnfaz Hakimliğinin Öcalan ile İmralı’da bulunan diğer tutuklular Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş hakkında yeni bir karar verdi. Hakimlik, 6 Eylül 2018’de verdiği kararda, avukatların müvekkilleri ile görüşmesi 6 ay boyunca yasakladı.
Hakimlik, 2 Mart 2018 tarihli kararında ziyaretçi kabulünün yasaklanmasına, yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmelerinin kısıtlanmasını da yasaklamıştı. 6 Eylül 2018 tarihli kararda ise ziyaretçi kabulünün yasaklanması ve yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmelerinin kısıtlanmasına yer verilmedi.
Bursa 1. İnfaz Hakimliğine talepte bulunan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, Öcalan hakkında 2005 ve 2009 yılları arasında verilmiş olan 11 ayrı hücre cezası ve 2009 yılındaki 156 sayfalık mektubuna dair disiplin kurulu kararını yasaklamaya gerekçe gösterdi.
Gündem oluştu diye
Savcılığın talebine bir diğer gerekçe ise “(…) örgüt mensubu olan bu hükümlülerin önceki tarihlerde avukatları ile olan görüşmelerin basına sızdırıldığı, yine hükümlü olan Abdullah Öcalan’ın bu görüşmelerde verdiği talimatlarla örgütünü yönettiğine ilişkin kamuoyunca gündem oluştuğu, hükümlüler ile avukatlar arasındaki görüşmelerde avukatların örgüt veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiklerine ilişkin iddialar, hükümlü Abdullah Öcalan’ın avukatları ile yapmış olduğu görüşmelerde talimatlar niteliğinde suç unsuru…” oldu.
Aracı ile talimat olasılığı
Savcılık, “Gerek hükümlünün daha önce avukatları ile yaptığı görüşmeler sırasında vermiş olduğu talimatlar üzerine tutulan tutanaklara istinaden verilmiş disiplin cezaları, gerekse hükümlülerin ilgili makamlara gönderilmek üzerine kurum idaresine vermiş olduğu yazıların 5275 Sayılı Yasanın 59/5 Maddesinde belirtildiği şekli ile PKK örgütüne emir ve talimat niteliğinde bulunduğu ve bu hususun ekli klasörlerdeki belgelerden anlaşılacağı üzere sabit olduğu ve yine hükümlünün aynı ceza infaz kurumunda kalan diğer hükümlüler aracılığı ile de talimat verebileceği anlaşıldığından 5275 Sayılı Yasanın 59/5 Maddesinde belirtilen suçlardan ceza almış hükümlülerin yukarıda belirtilen gerekçelere istinaden 5275 Sayılı Yasanın 59/8 Maddesi uyarınca” avukatlarla 6 ay süre görüşmelerinin yasaklanmasını istedi.
Savcılığın talebini dikkate alan Bursa 1. İnfaz Hakimliği, 6 ay süreyle avukatların müvekkilleri ile görüşmesini yasakladı. Hakimliğin kararına karşı Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz da reddedildi.
Ailelere de ‘disiplin’ engeli
Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, ablası Fatma Öcalan ve vasisi Mazlum Dinç’in İmralı’ya gitmek için avukatları aracılığıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 94’üncü görüşme başvurusu da reddedildi. Şimdiye kadar “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda” yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar”ın gerekçe göstererek başvuruyu reddeden savcılık, bu kez avukat görüşmelerinde olduğu gibi Öcalan’a verilen disiplin cezalarını gerekçe gösterdi. Savcılık, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulunca 14 Eylül 2018 tarihinde Öcalan’a verilen disiplin cezası sebebiyle görüşme başvurusunu reddetti. Disiplin cezasının ne olduğu ise ne avukatlara ne de ailesine bildirildi.
Tecridi aşan bir durum
Öcalan’ın içinde bulunduğu durumu “mutlak tecrit” olarak adlandıran avukatlarından Cengiz Yürekli, “Sayın Öcalan ve İmralı’da olan 3 müvekkilimizden herhangi bir bilgi alma durumumuz söz konusu değildir. Bu da haliyle bizim yaşam, güvenlik ve sağlık koşulları konusunda en kötüyü düşünmemize sebep olmaktadır” dedi. 11 Eylül 2016’da kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı görüşmeden sonra Öcalan’dan herhangi bir bilgi alamadıklarını kaydeden Yürekli, “Böylesi mutlak bir tecrit, tecridi katbekat aşan ve hukuksal literatürde de işkence, kötü muamele olarak değerlendirilecek bir durum söz konusudur.
Avukatları olarak buna dair girişimlerimiz devam etmektedir. Ancak daha önce ‘koster bozuk’, ‘koster onarımda’, ‘hava muhalefeti’ gibi verilen gerekçelere karşılık, özellikle OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016’dan sonra bir çeşit hukuksal karşılığı olmayan sadece birer evrak, belge niteliği taşıyan kararlar çıkarılmaktadır. Bunlarla avukat ve ziyaretçi görüşü, iletişim haklarına engel konmaktadır” diye konuştu.
Hukuksal bir karşılığı yok
Bursa 1. İnfaz Hakimliği’nin 6 Eylül’de verdiği kararla avukatların müvekkilleri ile görüşmesine 6 ay boyunca yasak getirildiğini belirten Yürekli, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bunda da Sayın Öcalan’ın 2005 ve 2009 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu avukat görüşlerinde söz konusu olan diyaloglara dair daha önce verilen hücre cezalarına binaen bir kısım yasaklamalar getirildi; ancak bunun herhangi bir hukuksal karşılığı yok. Zaten gerek TCK gerek infaz yasası gerekse Anayasa’ya göre herhangi bir suç işleniyorsa bunun bir kere yaptırımı olur. Bunlar hücre cezasıyla karşılık bulmuştu.
Ancak 8 yıldır gerçekleşmeyen avukat görüşlerine karşılık yeniden bunlar gerekçe olarak üretilmektedir. Bunun da yasal dayanaklarının söz konusu olması gerekiyor. Öncelikle; bir avukat görüşünün gerçekleşmesi, bunun yasaya aykırı olması, tutanağa tutturulması ve daha sonra savcılık ve hakimlik kararıyla yasak getirilmesi gerekiyor. Ancak böylesi bir durum söz konusu değildir. Geçmişe bir atıf var.”
Bahanelerle rafa kaldırılıyor
Öcalan’ın 2009 yılında AİHM’e savunma olarak sunduğu 156 sayfalık “Yol Haritası”nın da yasağa gerekçe yapıldığını anımsatan Yürekli, şunları söyledi: “Bu mektupta yol haritası Sayın Öcalan’ın kendi 5 ciltlik savunmasına ek olarak AİHM’e sunmuş olduğu bir ek savunmasıdır. Bunu idare ve devlet yetkilileri vermeye yanaşmıyordu. 2011’de AİHM’in ‘hukuksal bir materyaldir, kişinin savunmasıdır, bunu avukatlarına vermeniz gerekiyor’ demesi üzerine verilmişti.
Şu anda görüş yasaklarına engel teşkil eden durum, Sayın Öcalan’ın savunma kapsamında AİHM’e verdiği ve AİHM’in ‘senin dışarıya teslim etmen gerekiyor’ dediği ve dışarıya teslim edilmiş bir yazılı materyal söz konusudur. Yani kendi içtihatlarına, yasalarına aykırı davranmaktadır. Bu gelişigüzel bir harekettir. Tecridi farklı kılıflar altında sürdürmek içindir. Kamuoyunun Sayın Öcalan’dan haber alma koşullarının bin bir türlü bahane üretilerek rafa kaldırılmasıdır.”
Tek bir avukat görüşü olmadı
Bu kararın sadece Öcalan’ı değil, Öcalan’ın yanında bulunan diğer 3 müvekkillerine de uygulandığını belirten Yürekli, şöyle devam etti: “Diğer müvekkillerimiz Mart 2015’te İmralı Adası‘na gittikleri günden bu yana tek bir avukat görüşünden yararlanmış değillerdir. Daha önce tutuldukları cezaevlerinde bu koşullarda rutin olarak yararlanıyorlardı. Ancak Sayın Öcalan’a gösterilen gerekçelerle beraber onların da görüş yapması engellenmektedir.”
Disiplin cezalarına karşı itirazlarını yaptıklarını ifade eden Yürekli, itirazlarını değerlendiren Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin disiplin cezası kararını yerinde bulduğunu söyledi. Bu ret cevabının İmralı için şaşırılacak bir ret olmadığını dile getiren Yürekli, “İmralı’da hiçbir zaman etkili bir başvuru yolu olmadı. İmralı’da hiçbir zaman hukuka ve yasaya dayanan bir durum söz konusu değildir. İmralı neticede hukuk dışı bir alandır. Orada farklı bir prosedür işlemektedir” diye aktardı.
Ne gibi bir disiplin cezası?
Avukat görüşmeleri başvurularının disiplin cezasıyla engellenmesinin ardından aile görüşmesinin de aynı gerekçeyle engellendiğini aktaran Yürekli, kararın gerekçesinin henüz kendilerine tebliğ edilmediğini ifade etti. “Mutlak tecrit koşullarında dış dünya ile hiçbir temasının olmadığı hiçbir iletişim kanalının açık olmadığı durumlarında ne gibi bir disiplin cezası söz konusu olabilir?” diye soran Yürekli, şöyle devam etti: “Bu ve benzeri alınan kararlar daha önce ‘koster bozuk’, ‘hava muhalefeti’ gibi sudan gerekçelere hiçbir ciddiyetle bağdaşmayan gerekçelere dayandırırken bugün her ne kadar yasaya aykırı olsa da birer karar alma ihtiyacı açığa çıktığı görülüyor.
Bu da daha çok AİHM ve CPT gibi kurumlara kendilerinin ‘hukuka uyuyoruz’ şeklinde bir görüntü çizme algısıyla söz konusu olabilir. Çünkü daha önce AİHM ve CPT gibi kurumlar Türkiye’ye ‘Senin insan haklarına aykırı bir duruşun var. Bunu düzeltmek için yasa çıkart’ diyordu. Şimdi CPT ile ilişkileri olduğu için ‘Şu an sen hukuka aykırı davranıyorsun bunu fiili yapma bunun yasal zeminini oluştur ki bir meşruiyet durumun olsun’ deniliyor. Sanki böyle karşılıklı anlaşmaları söz konusudur. Böylesi bir yaklaşımın ürünü olabilir.”
Halklar için bataklıktır
Türkiye’de yaşanan tüm sorunların kaynağının Öcalan’a olan yaklaşımdan kaynaklandığını dile getiren Yürekli, “İmralı sistemi Türkiye halkları için bir bataklık durumundadır. Bu toplumun birçok sorunu vardır; ama bataklığın üzerindeki sinekleri tek tek kovmakla bu sorunlar çözüm bulmayacaktır. Sorunların kaynağını kurutmak ve topyekun bir çözüm hedeflenmelidir. Bu anlamıyla bütün sorunların merkezi, Sayın Öcalan’ın esareti, İmralı işkence sistemidir. Bu sistemin bitmesi ve Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün en üst perdeden talep edilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. n MA/İSTANBUL
İmralı sistemi bitmeden eşitlik ve özgürlük imkansız
HDK Eş Sözüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, İmralı’da devam eden ağırlaştırılmış tecride dikkat çekerek, “İmralı tecridi kalkmadan, İmralı’daki hukuk sistemi teşhir edilmeden, İmralı’daki tecride ses çıkarılmadan bu ülkede eşitlik ve özgürlükten söz etmek imkansızdır” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 8. Dönem 5. Genel Meclis Toplantısını Beyoğlu’nda bulunan merkez binasında gerçekleştirdi. Toplantıya HDK Eş Sözcüleri Onur Hamzaoğlu ve Gülistan Kılıç Koçyiğit ile HDK bileşenleri katıldı. Toplantı, divanının seçilmesi ve ardından yapılan saygı duruşuyla başladı. Açılış konuşmasını HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu yaptı. Hamzaoğlu, bugün neo-liberalizmin sonuna tanıklık ettiklerini ifade ederek, “Daha önce de kapitalizmin değişik tarihlerindeki bunalımlarına birçok kez tanıklık yapıldı.
Bundan önceki olan büyük yapısal önemli buhranlardan bir tanesi olan 70’e hep beraber tanıklık ettik. Ancak bu birçok toplumda üretim ilişkilerinde toplum biçimlerinde herhangi bir dönüşüme neden olmadı. Kendiliğinden olması da mümkün değildi. Ama bu bunalımı ABD hegemonyasında Dünya Bankası, IMF teknokratik faaliyetleriyle bunalımı neo-liberalizmi yapılandırarak aşabildiler. Merkez ülkelerde finans kapitali genel olarak yapılandırırken bizim gibi bağlılığı olan çevre kapitalist ülkelerde insana, doğaya doğrudan zarar veren, doğayı talan eden, insanın ömrünü kendiliğinden sönümlendirecek kadar kötü kirli sanayii üretimlerinden faydalandılar” dedi.
Korku yaratanlar korkuyor
Günümüz iktidarlarının tüm dünyada korkuyu yükseltmeye ve korku üzerinden sessizliği, itaati sağlamaya çaba gösterdiklerinin altını çizen Hamzaoğlu, esasında değerlendirmeleri gereken şeyin bu korkuyu yaratanların da korkmuş olduğunu görmek olduğunu vurguladı. Hamzaoğlu, şunları söyledi: “Korku yaratanlar, korku yaratmak istedikleri öznelerden çok daha fazla korku içerisindeler. Bu, muhataplarımızın tarihsel olarak çok zayıfladığı dönemlerden bir tanesine denk geliyor. Bu zayıflık tarihin daha önceki evrelerinde olduğu gibi kendi başına çözümlenebilecek değil. O bakımdan tüm dünyada olduğu gibi bizlerin de morale, motivasyona ve ‘yapabilirim’ muktedirliğinin içselleştirmesine daha fazla gereksinimiz var. Bütün yorgunluklarımıza rağmen değiştirebiliriz. Kendi irademizle kurabiliriz. Tüm dünyada da kendi ülkemizde de bunun olanaklarını görmek ve bunun bir şeklide bu görünürlüğünü yaygınlaştırmak hepimizin ödevi olmalı bu dönemde.”
Mutlak tecride uyduruk gerekçeler
Ardından söz alan Gülistan Kılıç Koçyiğit ise bugün en fazla gözlerini dikmeleri gereken yerin İmralı Adası olduğunu dile getirerek, Öcalan’a ve beraber kalan tutuklulara uygulananın mutlak tecrit olduğunu vurguladı. Öcalan ve yanındakilerle uzun süredir hiçbir şekilde görüşülmediğini hatırlatan Koçyiğit, “Daha önce OHAL öncesiyle engellenen tüm görüşmeler şu anda 14 Eylül tarihinde kendilerine verilen disiplin cezaları nedeniyle engellendi. İkinci yeni bir uyduruk gerekçeyle görüşmeler engelleniyor. Çok defa ifade ettik. İmralı tecridi kalkmadan, İmralı’daki hukuk sistemi teşhir edilmeden, İmralı’daki tecride ses çıkarılmadan bu ülkede eşitlik ve özgürlük meselesine söz etmek imkansızdır. Çünkü İmralı tecridi şuanda sistemleşmiştir. Ve bütün bir ülkenin üzerinde İmralı tecridinin bir benzeri uygulanmamaktadır” şeklinde konuştu.
HDK toplantısı basına kapalı bir şekilde devam ediyor.
Tecrit içinde tecrit

HDP Eşbaşkanı ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a tecrit içinde tecrit yaşatıldığını belirtti.
HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan ve Kadın Meclisi Sözcüsü Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, Öcalan’a yönelik tecrit ve ‘disiplin cezası’na ilişkin İstanbul HDP İl binasında basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında konuşan HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, aynı zamanda ‘İmralı Heyeti Üyesi’ olarak konuştuğunu hatırlattı ve Öcalan’a yönelik baskılara dikkat çekmek istediklerini belirtti.
Öcalan’ın 20 yıldır tecride maruz kaldığını hatırlatan Buldan, şunları söyledi: “Özellikle 6 Eylül 2018’de verilen karar ile avukat ve ailesi ile görüşmesinin 6 ay boyunca yasaklanması kararını manidar buluyoruz. Hakimliğin 2 Mart 2018 tarihli kararında yazılı iletişim, ziyaretçi girişi ve telefon görüşlerinin yasaklandığı avukatlara bildirilmişti.
Sayın Öcalan hakkında 2005 ve 2009 tarihleri arasında verilen 11 ayrı hücre cezası, 2009 yılındaki 156 sayfalık mektubuna dair disiplin kurulu kararı yasaklamaya gerekçe gösterilmiştir. Yine Sayın Öcalan’ın görüşlerinin kamuoyu ile paylaşmasının kamuoyunda gündem yaratması başvurunun reddedilmesine gerekçe gösterilmiştir.
Sayın Öcalan sıradan bir insan, İmralı da sıradan bir cezaevi değildir. Sayın Öcalan’ın Kürt halkı üzerindeki, Türkiye kamuoyu üzerindeki etkisini, barış ortamının yaratılmasındaki katkısını biliyoruz. Sayın Öcalan bir kez daha tecrit içerisinde başka bir tecride maruz kalmıştır.
Neden şimdi uygulanıyor
Yetkililere soruyoruz: Bu ceza neden 2005 ve 2009 yılları arasında uygulanmamıştır da şimdi uygulanmaktadır? Bizler adaletin olmadığını biliyoruz, ancak Sayın Öcalan’a 13 yıl aradan sonra avukatları ile görüşmesinin engellenmesini manidar buluyoruz.
CPT’ye yeniden çağrı
CPT başta olmak üzere Avrupa’daki kuruluşlara Sayın Öcalan’ın durumuna ilişkin bir an önce girişimde bulunma çağrısı yapıyoruz. Bir insan avukatları ve ailesi ile görüşmeyecek ama disiplin cezası alacak... Bu durum, Türkiye’deki hukuki durumu da ortaya koymaktadır. Bu disiplin cezasına dair Adalet Bakanlığı’ndan cevap bekliyoruz. Bu talebimizi hem hükümete hem Adalet Bakanlığı’na iletiyoruz. Ortadoğu’daki, Türkiye’deki gelişmeler bütün bunlar bir an önce Sayın Öcalan’la görüşmelerin başlatılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bir kriz ve kaos yaşayan Türkiye’nin, Öcalan’la görüşüldüğü takdirde bu krizlerden çok kolay çıkacağını biliyoruz.
Tecrit bir insanlık suçudur. En fazla İmralı Cezaevi’nde uygulanmıştır. Tecrit içerisinde tecrit uygulaması kabul edilemez. Hem HDP hem de İmralı heyeti adına sesleniyorum; Sayın Öcalan üzerindeki tecrit bir an önce kaldırılmalıdır.’’