YASİN KOBULAN/MA/İSTANBUL

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 18 yıldır tek kişilik hücrede tutulduğu İmralı'yı “hukuksuzluklar adası” olarak nitelendiren avukatı İbrahim Bilmez, "Türkiye kendi kanunlarını çiğniyor" dedi. 

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde 18 yıldır 5 metrekarelik tek kişilik hücrede tutulan Öcalan’a yönelik "özel hukuk" işletiliyor. Avukat ve aile görüşü, iletişim, sağlık ve spor gibi bir tutuklunun yasal olan haklarının hiçbiri Öcalan'a tanınmıyor. 

 

Avukatlar ile görüşme hakkı 

Ceza İnfaz Kanununun 59. maddesinin 1. fıkrasında, hükümlünün vekaleti olmayan avukatıyla en fazla 3 kez görüşme imkanına sahipken Öcalan bundan mahrum bırakıldı. Yine vekaleti olan avukat ile yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasında hükümlü müvekkili ile çalışma gün ve saatlerinde her zaman görüşebileceği belirtilirken, bu hüküm İmralı'da askıya alınmış durumda. Öcalan, 27 Temmuz 2011'den sonra avukatlarıyla "Koster bozuk", "Hava muhalefeti" ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da OHAL gerekçe gösterilerek görüştürülmedi.2011'den önce ise avukatlar 2 ya da 3 ayda bir ancak müvekkilleriyle görüşmeye gidebiliyordu. 

 

Ailesi ile görüşme hakkı

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 83. Maddesinde "Hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir" denilmesine rağmen Öcalan 11 Eylül 2016'dan bu yana bu haktan yararlanamıyor. 

 

Akraba ziyareti 18 yılda 1

Üçüncü dereceden akrabalarıyla sadece bir görüşme gerçekleştiren Öcalan, onu da 14 yıl sonra 29 Temmuz 2013'de dayısı Süleyman Arslan ile yaptı. Vasi görüşme hakkını ise birkaç yılda bir gerçekleştirebilen Öcalan, en son 21 Temmuz 2014'te vasisi avukat Mazlum Dinç ile görüşebildi. 

 

İletişim hakkı yok

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 66. Maddesinde hükümlünün telefon ve iletişim hakkı için, "Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, tüzükte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır" deniliyor. Ancak İmralı'da bu hak hiçbir zaman yürürlüğe konulmadı. Yine mektup, faks ve telgraf hakları da iletişim kapsamında uygulanmayan haklar arasında yer alıyor. 

 

Spor hakkı kısıtlı 

Aynı kanunun beden eğitimi başlığını oluşturan 87. maddede ise "Hükümlünün toplumsal, ruhsal ve bedensel gelişmelerini sağlamak amacıyla fizik ve ruhsal sağlık durumlarının elverdiği ölçüde spor, beden eğitimi ve eğlendirici etkinliklere katılmasına müsaade olunur ve olanaklar ölçüsünde yer ve araç sağlanır. Açık havada çalışmayan veya kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüye, hava koşulları elverdiği ölçüde, günde en az bir saat açık havada gezinmek olanağı verilir. Bu süre içerisinde bireysel spor da yapılabilir" ifadesine yer veriliyor. İmralı'da bu hak da kısıtlı, çoğu zaman da engelleniyor. Öcalan'ın sohbet hakkı yıllar sonra "çözüm süreci"nde nakledilen tutuklularla haftada bir saat olarak gerçekleşse de sonraki zamanda bu hakkın uygulanıp uygulanmadığı bilinmiyor. 

 

Hastaneye sevk hakkı

Aynı kanunun "Hastaneye sevk" başlığı altında düzenlenen 80. maddesinde, "Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir" şeklinde düzenleme bulunuyor. Ancak bu da diğer haklarda olduğu gibi bugüne kadar uygulanmadı. 

 

Türkiye kanunlarını çigniyor

İmralı'nın her zaman Türk hukuk sisteminin dışında kaldığını vurgulayan Öcalan'ın avukatlarından İbrahim Bilmez, şunları söyledi: "Adeta bir hukuksuzluk adası diyebiliriz İmralı'ya. Hukukun evrensel ilkelerinden birisi de genellik ve eşitlik ilkesidir. Bu ilke kanunlar önünde her kesin istinasız bir şekilde eşit olması gerektiğini belirtir. Fakat bizim müvekkilimiz Sayın Öcalan 1999'dan bugüne, bu anlamı ile hep ayrımcılığa uğradı. Kendisine hep farklı bir 'hukuki statü' daha doğrusu hukuksuzluk uygulandı. Gerçek bir hukuk devletinin mesele ne kadar siyasi olursa olsun ülkede yaşayan bireylere hukuki yaklaşması gerekir. En azından kendi kanunlarını uygulaması gerekir. Ne yazık ki Türkiye'de Sayın Öcalan söz konusu olduğunda böyle bir durum söz konusu olmuyor." 


700. başvuruya da ret


Öcalan'ın avukatları Mazlum Dinç, Cengiz Yürekli ve Mehdi Öztüzün, müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulundu. Avukatların 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptıkları 700. görüşme talebi de OHAL gerekçesiyle reddedildi.  


Açlık grevi sürüyor

Öcalan'a yönelik görüşme yasağını protesto amacıyla İzmir’de başlatılan açlık grevini yeni bir grup devraldı.

DBP il binasında başlatılan süresiz dönüşümlü açlık grevi, beşinci gününde yeni bir gruba devredildi. Nöbeti, HDP Bayraklı ve Çiğli ilçe eşbaşkanları ve yöneticileri devraldı. HDP Bayraklı İlçe Eşbaşkanı İsmet Akpolat, Öcalan’ın bir an önce, ailesi, avukatları ile görüştürülmesi gerektiğini ifade etti. 

Van’da ise DBP, HDP, TJA ve Barış Anneleri, konuya ilişkin İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi (CPT), Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı’na faks gönderdi. 

Öte yandan, Van T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Hakan Tunç’un isimli tutuklunun tecridin kaldırılması ve cezaevindeki baskıları kınama talebiyle 10 gün önce süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladığı belirtildi. 


Bilgen: Kritik bir noktadayız

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, Öcalan’a uygulanan tecrit için “Kritik bir noktadayız. Tecrit suçtur. Hükümet de biliyor ki Sayın Öcalan herhangi biri değildir” dedi.

Cezaevinden çıktıktan sonra sözcülük görevini devralan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, 8 ay aradan sonra Grup toplantısında konuştu. Bilgen’in gündeminde tecrit de vardı. Bilgen, şunları söyledi: "Türkiye'de son derece kritik belki cumhuriyet tarihinin en kanlı sorununu en az bedel ödeyerek çözmek için önemli bir çabaya imza atmış Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit açısından kritik bir noktadayız. 27 Temmuz 2011’den beri yasal hakkı olmasına rağmen avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bir lütuftan değil, en temel hakkının uygulanmasıyla ilgili bir tespitte bulunuyoruz. Ailesiyle 1 yıldan fazladır görüşmüyor. Bu tecrittir. Tecrit kime yapılırsa yapılsın suçtur. Elbette kime yapılırsa yapılsın karşı çıkarız ama Türkiye'de hükümet de biliyor ki Sayın Öcalan herhangi biri değildir. Kanın durması için, insanların ölmemesi için önemli bir şahsiyettir. Bundan sonra da gençlerin hayatını kaybetmemesi için adım atılacaksa sembolik ilk adım bu tecridin sonlandırılması olmalıdır."