Abdullah Öcalan İmralı hücresini, kendi eğitilmiş iradesiyle bir özgürlük alanı haline getirdi. Böyle olunca, Öcalan’ın iradesini kırma operasyonu da iflas etti.
Bu iki cümleyi okuyanlar, bu zaferin „kolay“ elde edildiğini sanabilir. O halde biraz ayrıntıya girelim:
İradesini „eğitemeyen“ bir insan İmralı hücresinde değil on üç yıl, on üç ay yaşayamaz. Çünkü o insan, „dışarıya çıkma arzusunu“ dengeleyen bir „eğitilmiş iradeye“ sahip değildir. Daracık hücreden çıkmak istedikçe „darlık duygusuyla“ psikolojisi yıkıma uğrar. O bu „dar“ yerden kurtulmak için çırpındıkça, dört duvar birbirine daha da yaklaşır, „darlık duygusuyla psikolojisi yıkıma uğrayan kişi“ bir süre sonra o dört duvarın arasında manen preslenir ve artık „iradesi“ tümüyle iflas eden yaşayan bir ölüye döner.
Diğer bütün insani ihtiyaçlar, arzular, istekler, eğer kişi iradesini eğitememişse, bu dört duvar arasında ve tecrit koşullarında, o insanın karşısına birer işkenceci ya da işkence aleti halinde çıkar. İradeyle dengelenemeyen her arzu, her istek, her ihtiyaç kişinin boğazını sıkmaya başlar. Burada insani „zaaflar“dan söz etmiyorum. En temel insan ihtiyaç, arzu ve isteklerinden söz ediyorum. Tecrit edilmiş ve dar bir hücreye hapsedilmiş insan için, „özgürlük“ durumunda hiçbir anlam ifade etmeyen bir istek, bir anda büyük bir „yoksunluk“ duygusu haline gelebilir; o duygu iradesini eğitemeyen kişiyi boğar. Önü alınmaz „saplantılar“ kişinin bütün dengesini bozar, bir süre sonra psikiyatrik sarsıntılar altında kişi manen ölür.
Abdullah Öcalan on üç yıldır işte bu tecrit ve hücre işkencesini, „eğitilmiş iradesi“ sayesinde göğüsledi. Onun karşı koyduğu bu işkence, hiçbir işkencecinin uyguladığı vahşetle kıyaslanamaz.
Diyarbakır zindanında yapılan işkenceler, duyanları dehşete düşürür. Dehşete düşenler, Öcalan’ın karşı karşıya kaldığı işkenceyle bu işkenceleri kıyaslar. Sanılır ki, işkencecinin insanlık dışı işkenceleriyle kıyaslandığında Öcalan’a uygulanan işkence çok „hafif“tir.
Değildir. Tam tersine, daha beterdir.
Çünkü devrimci kişi, Diyarbakır zindanında „işkenceciyle“ karşı karşıyadır. İşkenceci onun „iradesini“ yıkmak için her türlü alçaklığı yapmaktadır. Ortada bir mücadele vardır. Ya işkenceci yenecek ya da direnen devrimci bu mücadeleden zaferle çıkacaktır.
Ama hücrede tecrit işkencesinde devrimcinin karşısında „somut“ bir işkenceci yoktur. Devrimci kendi kendisiyle baş başadır. İradesi eğitilmemiş kişinin işkencecisi „kendisidir“. İradesiyle bastıramadığı istekleri, arzuları, ihtiyaçlarıdır. Ona ait bütün „insani duygular“, dar hücrede ve tecrit koşullarında, adım adım, yıl be yıl, saatin her tik-takında ona zulmeder. Artık mücadele insanın kendi içinde yürümektedir. İradesi eğitilmemiş kişi, bu işkenceye dayanamaz. Kendi kendisine yenilir.
Bilirsiniz; Diyarbakır zindanındaki işkenceci bir yandan işkence yaparken, bir yandan da kurbanına „kendine yazık etme, konuş, direnme, gençsin, önünde uzun bir hayat var“ telkininde bulunur. Devrimci bu telkin karşısında sesli ya da sessiz, „ben kendime yazık etmiyorum, sen bana işkence ediyorsun“ diye düşünür ve işkenceci o anda yenik düşer.
Ama tecrit ve hücre işkencesinde, kendi kendisiyle boğuşan iradesi eğitilmemiş kişi, kendi kendine telkin etmeye başlar, „neden kendi isteklerine karşı direniyorum, isteklerime teslim olsam bu azap bitecek“ demeye başlar. Onun bu „iç hesaplaşmasını„ devlet 24 saat gözetlemektedir. Bu iç hesaplaşmada devrimcinin ayağı sürçtüğü anda, devlet onu teslim alacağını bilir.
Siz bundan beter bir işkence düşünebiliyor musunuz?
İşte Öcalan tam 13 yıldır bu korkunç işkenceye kahramanca direnen kişidir.
O artık devlete karşı „zafer“ kazanmıştır.
Öcalan’ın hücre-tecrit işkencesine karşı „zaferi“, eğitilmiş iradesinin zaferidir. Bu bir anlık bir „isyan ya da direniş iradesi“ değildir. Her insan ansızın karşılaştığı bir saldırıya karşı o anda „kahramanca“ direnebilir. Ama saldırı sürekli olduğunda, bir saat değil, bir gün, bir hafta, bir ay değil, bir yıl değil, bu saldırı on üç yıl sürdüğünde, eğitilmemiş irade, o eğitilmemiş haliyle en kaba, en canavarca işkencelere direnebilen irade, zaman uzadıkça insanın dayanma azmine artık hizmet edemez hale gelir.
İmralı’da uygulanan işkence yöntemi iflas etmiştir. Öcalan dar ve tecrit edilmiş olan dünyasını „özgürleştirmiştir.“
Şimdi iş, artık işe yaramayan dört duvarı ve tecrit çemberini çöpe atmaya kalmıştır.
Bu çok acil bir iştir. Çünkü, eğer „hücrede ve tecritte kendi kendisini özgürleştiren“ Öcalan’ın katkısı olmadan ne Türk halkı, ne de Kürt halkı bu savaşın ayaklarına zincirlediği prangalardan kurtulamayacak. Öcalan’la müzakereler başlamalıdır. Çünkü o artık özgür ve siz bu savaşın „esirlerisiniz.“ Kendinizi özgürleştirmek için:
Öcalan’a özgürlük!..
İmralı işkence sistemi ve Öcalan’ın zaferi