Sincan Cezaevinde tutsak bulunan HDP Amed eski milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi İdris Baluken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları aracılığıyla kamuoyuna yansıyan mesajlarını değerlendirdi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Amed eski milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi İdris Baluken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla yaptığı görüşmede kamuoyuna paylaştığı mesajlarını 4 Kasım 2016’dan bu yana tutsak edildiği Sincan Cezaevi’nden değerlendirdi.

Demokratik siyaset çözüm geliştirebilmeli

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik siyaset vurgusunu değerlendiren Baluken şunları dile getirdi: “Demokratik siyaset vurgusu, İmralı’da bizim de dâhil olduğumuz toplantıların temel gündemiydi. Sayın Öcalan’ın yaklaşımını ‘toplumsal alandaki sorunların siyasi alana taşınması’ burada üretilen çözümlerin yeniden topluma kazandırılması olarak özetleyebilirim. Yani toplumsal talebi siyasallaştırma, siyasi çözümü toplumsallaştırma olarak ifade edebilirim. Onun tahayyül dünyasında yetemememe, çözümleyememe, çözüm gücü geliştirememe, gerekçeler üretme gibi kavramlara yer olmadığını belirtebilirim. Öngörülü yaklaşımlarla ön alma, bu başarılmamışsa ortaya çıkan sorun alanlarındaki tıkanıklığı aşma, ezberleri bozma pahasına yaratıcı hamleler içeren inisiyatifler alma hususlarında her toplantıda çözümlemeler yapardı. Ortaya koyduğu bu yaklaşım tarzının Ortadoğu’daki birçok sorun alanında doğrulanmış öngörüler olarak tezahür ettiğini söyleyebiliriz. Demokratik siyasetin hareket alanının genişliği düşünüldüğünde, geliştirilmesi gereken somut pratiklerin çeşitliliğine dair fikir yürütmek hiç de zor değil.”

Toplumsal uzlaşı için Öcalan kilit rolde

Öcalan’ın 2013 Newroz vurgusunun önemli bir milada vurgu olduğunu kaydeden Baluken, bu vurgunun topluma nefes aldırma kararlılığı olduğunu belirtti. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için özgür bir tartışma ortamının yaratılması gerektiğini belirten Baluken, Anayasa tartışmalarına ilişkin şunları ifade etti:

“Mevcut anayasa ve yasalarla bir arpa boyu kadar bile yol alınması zor. Bu nedenle demokratik bir anayasa ve merkezine insan haklarını, evrensel hukuku, özgürlükleri alan yasal düzenlemeleri gündemleştirmek gerekir. Toplumsal uzlaşının koşulları bu şekilde olgunlaşır. Bunu yapacak olan siyasi partilerdir, STK’lerdir, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler başta olmak üzere topluma öncülük sorumluluğu bulunan kesimlerdir. Zikrettiğim tüm bu kesimlerin yürüttükleri tartışmaları, İmralı’ya taşımalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Gerçek çözüm isteniyorsa gerçekçi olunmalıdır. Kalıcı bir toplumsal uzlaşı için İmralı’da Sayın Öcalan’ın koşulları, tüm bu kesimlerle iletişim, tartışma ve nitelikli çalışma ortamı açısından değerlendirilmelidir. Kendisi İmralı’daki çabalarını, havuzda yüzme metaforu üzerinden değerlendirmişti. Boş havuzda yüzülmez. Havuzu dolduracak şey bilgidir, düşüncedir, nitelikli tartışma düzeyidir. Gerek İmralı gerekse de ülke genelindeki koşullara yön verecek dinamik, bu gelişmeler üzerinden sağlanabilir.”

Barış sahiplenilmeli

Demokratik bir müzakere sürecinde toplumsal ve siyasal kesimlere düşen rol ve misyona ilişkin olarak da değerlendirmelerde bulunan Baluken yapılması gereken çok şey olduğunu şu şekilde belirtti:

“Bu konuda bütün toplumsal ve siyasal kesimlerin yapabileceği çok şey var. Bir kere barış ve çözüm gündemi ülkenin temel gündemi haline getirilmelidir. Ekonomik kriz başta olmak üzere yurttaşların yaşamına değen bütün kriz alanları doğru tanımlanmalı, bunların savaş politikalarıyla ilişkisi güçlü bir şekilde vurgulanmalıdır. Yakın dönemde, seçim meydanlarında sarf edilen sözler bile tarihe geçecek itiraflar niteliğindeydi. Mermi parasıyla boşalan cepler, F-16 masrafları ile kaynamayan tencereler arasında doğrudan bağlar kuruldu. Demokrasiden ve barıştan yana olan siyasi parti, STK, meslek örgütleri, sendika ve sivil toplum platformları bu konuda forumlar, çalıştaylar, konferanslar düzenleyebilir. Ortaya çıkan sonuçları doğrudan toplumun kılcal damarlarına ulaşacak şekilde paylaşabilirler. Bu durum aynı zamanda barış ve demokrasi odaklı güçlü bir örgütlenme imkânı da açığa çıkarır. Ortaya çıkan dinamik güçle basın açıklamaları, yürüyüş, miting gibi çok çeşitli demokratik yol ve yöntemler aracılığıyla bu gündem sonu alınıncaya kadar sahiplenilebilir.”

Öcalan çözüm paradigmasına sahip

Öcalan’ın barış ve çözüm misyonuna değinen Baluken, ‘yaşatma siyasetine’ dair de açıklamalarda bulundu:

“Katıldığımız toplantılarda, onun yaşatma siyasetini salt insan yaşamını önceleyen yaklaşımı aşmış; doğayı, çevreyi hatta evreni içine alan bir perspektif üzerinden tanımladığını belirtebilirim. Kapitalist Modernite’nin insan yaşamına olduğu kadar doğaya, doğada yaşan tüm canlılara, evrendeki bütün varlıklara yönelik tehlikelerini bütüncül bir çerçevede ele alırdı. Demokratik tezlerini, ekolojik bir paradigma üzerine oturtarak açıklardı. Aynı şekilde kadına yaklaşım, eril zihniyetin kadın üzerinde tahakküm ve katliam sorunsallığını yaşama dair bu perspektif üzerinden değerlendirirdi. Güncel bakış açısından yüzeyselliğinden çok tarihi, sosyolojik, felsefi ve siyasi çözümlemelerle oldukça geniş bir çerçevede yapılan değerlendirmeler diyebilirim. O nedenle toplantı tutanaklarında kadına yönelik katliamlardan mevsimlik tarım işçilerinin, inşaat işçilerinin maruz kaldıkları iş cinayetlerine, Harran ovasındaki buğday tanesinin yaşamından Hasankeyf’te sular altında kalacak kültürel ve tarihi mirasa kadar yaşam ortadan kaldırılmaya dönük çok farklı konularda, çok geniş değerlendirmeler olurdu. Savaş sorunsalı ve onun yaşamdan kopardıkları ise işin doğası gereği bütün toplantı süresince değerlendirilirdi.”

 

ANKARA