Kürtler artık İmralı esaret süreci bitmeden, Kürt sorununun çözülmeyeceğinin farkında. Çünkü Önder Apo şahsında kendi iradelerinin esaret altında olduğunu biliyorlar.
Sömürgeci Türk devletinin 1923’ten bu yana süreklileştirdiği imha ve inkar stratejisine dayalı Kürt politikasının hala devrede olduğu bir kez daha somutlaştı. Bu strateji, sadece AKP’nin Kürt stratejisi değildir. Bu bir devlet politikasıdır. Beyaz Türklüğün cumhuriyeti ele geçirmesinden itibaren oluşmuş merkezi devletin Kürt politikasıdır. 12 Eylül cuntası bu politikayı, geliştirdiği fiziki katliam, kültürel soykırım ve işkence uygulamalarıyla daha da derinleştirdi. İnkarın yanında imhayı daha da öne çıkardı. Son 13 yıldır Türkiye’de hüküm süren AKP Hükümeti ise buna adeta tuz biber oldu.
AKP’nin izlediği özel politikalar, 12 Eylül uygulamalarının farklı bir versiyonu olarak Kürdistan’da yürütüldü. Kürtlerde hep bir umut yaratarak, ama çözüme dair de elle tutulur bir şey yapmayan, çözümü sürekli gündemde tutup sürüncemede bırakan bu politika, çözümsüzlük stratejisinin farklı bir uygulaması olmaktadır. 12 Eylül’deki dümdüz düşmanlık siyasetinin, çözüm örtüsü, çözüm söylemi altına saklanmış versiyonudur. Dost yüzlü üstü kapalı düşmanlık, açık düşmanlıktan daha tehlikelidir. DAİŞ gibi bir vahşet çetesini besleyen, büyüten ve Kürtlerin üzerine salan gizli siyaseti, bu anlamda 12 Eylül’ün açık düşman siyasetinden daha tehlikeli bir uygulama olmaktadır.
Türk devleti ve hükümeti 2013’te İmralı ile başladığı görüşme ve diyalog süreci boyunca, savaş ve çatışmayı kendi sınırlarının dışına çekerek, Kürtlerle savaşmayı hep sürdürdü. Kürtlerle Türkiye sınırları içinde ateşkes pozisyonunda olmak, Kürtlerle savaşmadığı anlamına gelmedi. Türk devleti ve AKP Hükümeti, beslediği ve eğittiği DAİŞ çetesi üzerinden, Rojava’da Kürtlerle büyük bir savaş vermeyi hala sürdürüyor. Elde ettiği kazanç ise Kürtlerin ve dünyanın gözünde, ateşkes pozisyonuna çekilmiş bir devlet ve hükümet olma imajıdır. Bir de 13 yıllık iktidarın nimetleri tabii. Ancak vahşi DAİŞ çetesiyle ilişki düzeyi tüm dünyanın gözü önündedir. Artık saklayamayacağı bir hal aldı, iyice deşifre oldu.
Rojava’da giderek derinleşen savaş ve şiddet dozajından sorumlu olan güçlerin başında, Türk cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi AKP gelmektedir. Bunun farkında olan Kürtler ve Türkiye Demokratik Güçleri, genel seçimlerde kendisine iyi bir siyasi cevap verdiler. Ancak devleti temsilen Erdoğan ve partisi AKP, imha ve inkarda o kadar ısrarlıdır ki, halkın verdiği bu siyasi cevabı büyük bir aymazlıkla görmezden geliyor.
Bir siyaset çizgisi olarak yürüttüğü "oyalama" ve "kandırma" politikasını hala sürdürüyor. Cumhurbaşkanı, Başbakana hükümet kurma görevini vermek için tam bir aylık bir zamanı tüketti. Şimdi AKP’li Başbakan Davutoğlu da herhalde kendi kırk beş günlük hükümet kurma zamanını ‘ağız tadıyla’ harcamaya çalışacak.
Bu kadar zaman kazanmaya çalışmaları boşuna değildir. Yaz sezonunun sonunu bu şekilde getirmek, işlerine gelmektedir. Kuracakları koalisyon hükümeti, Önderlikle görüşmeleri yeniden başlatır veya başlatmaz bilemiyoruz; ancak görüşmeleri yeniden başlatsa bile eski usülle yürütmesi Kürtler için fazla bir şey ifade etmeyecektir. Çünkü AKP’nin temel çözümsüzlük siyasetini İmralı aylık görüşmeleri altında saklayan politikası, Kürtler için artık deşifre bir uygulamadır. Zora girdiğinde, ihtiyaç duyduğunda veya mahalli deyimle canı istediğinde görüşme yolunu açık tutacak, onun dışında Önderlik üzerinde her türlü tecrit cezasını uygulamada tutacak. Yani devletin her türlü yetkisini elinde bulundurup istediği zaman görüşme, istediği zaman cezalandırma siyaseti, çirkin ve kabul edilmez bir siyasettir.
Kürtler günlerdir, Önderliğin özgürlüğü için sokaklarda ve her yerde eylem halindeler. Giderek daha da büyüyecektir. Önderliğe Özgürlük hamlesi, sadece Kürtlerin hamlesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecek bir hamledir. Çünkü Kürt sorununun çözümü artık Önder Apo’nun esaret koşullarının sonlandırılmasına bağlıdır. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen, destekleyen herkesin bu hamleye katılması ve desteklemesi önemlidir.
Süreci müzakereye evriltme niyeti olmayan devlet ve hükümet, Önderlikle insani ve hukuki görüşme kanallarını bile kapatmış durumda. 27 Temmuz 2011’den beri avukatlarıyla görüştürülmemesi kendi başına büyük bir hukuksuzluk ve hak ihlalidir. Bu düzeyde uygulanan tecridin kaldırılması ve sağlığı hakkında bilgi almak için aile, avukat veya HDP heyeti ile görüştürülmesinin derhal sağlanması gerekiyor.
TBMM’de çıkarılan çerçeve yasa ve Dolmabahçe ortak açıklamasına rağmen kat edilen mesafe ve varılan aşamaların hepsi, devletin cumhurbaşkanı tarafından, tek nefeste inkar edildi. Türk devleti adına içine girilen bu yaklaşım, Önderlik üzerindeki esaret sona ermeden Kürt sorununun çözümünün mümkün olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Bir taraftan Kürt sorununun çözümünü gündemine almak, öbür taraftan da çözümün Kürtler adına baş müzakerecisini esaret koşullarında tutmak, çözüm denen olgunun doğasına aykırıdır. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü, Önderliğin özgürlüğünden ve İmralı esaret sisteminin sona erdirilmesinden geçmektedir. Bunun tersi yaklaşımlar ise Kürtlere başka yollar göstermektir, Kürtleri başka yollara mecbur etmektir. Hükümet kurma işinin bu kadar sürüncemede bırakılması da, zaten bu konuda zaman kazanma amacıyladır.