
Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte cezaevlerindeki hak ihlalleri artarak sürüyor. Görüşme yasağı, avukat kısıtlaması, sevk, çıplak arama, hücre cezası, tek tip dayatması gibi uygulamalarla cezaevleri gündemden düşmüyor. Hak ihlallerinde başı Elazığ, Tarsus ve Van cezaevleri çekiyor. Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Avukat Bünyamin Şeker, cezaevlerinde yaşananları değerlendirdi.
Cezaevlerinde hukukun askıya alındığını söyleyen Şeker, “Yasalara göre devletin koruması altında olması gereken tutsaklar, aslında saldırıya daha açık kesim olarak karşımıza çıkıyor. OHAL’le işkencecilerin soruşturulmasına yönelik ciddi bir engel söz konusu ve suçluların cezalandırılması iktidar eliyle engelleniyor. Hukuki başvurular ve itirazlar bu nedenle sonuçsuz kalıyor. Buru durum işkence yapanları cesaretlendiriyor” dedi.
Gelişmelerden bağımsız değil
OHAL kapsamında tutsakların insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelere maruz kaldığını belirten Şeker, hak ve özgürlüklerin kısıtlanamayacağını ifade etti. Şeker, “Cezaevlerindeki işkence uygulamaları Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden bağımsız değil. Kürtlerin kazanımlarının verdiği panikle tüm muhalif kesimlere topyekun bir saldırı politikası izleniyor” diye konuştu.
Bütün cezaevlerinde hak ihlallerin yaşandığına işaret eden Şeker, Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nin açılışıyla işkencenin yeni bir boyut kazandığını söyledi. Sürgün ve işkence uygulamalarının daha çok kadın tutsaklar üzerinden sürdürüldüğüne dikkat çeken Av. Şeker, “Tarsus’a ilk olarak sürgün edilen 50 kadın tutuklu, asker ve gardiyanlar tarafından fiziki ve sözlü işkenceye maruz bırakıldı. Cezaevi yönetiminin de bu işkencelere müdahil olduğu söyleniyor. İşkencelere karşı tutsakların attığı ‘Kötü muameleye boyun eğmeyeceğiz’ sloganına karşı gardiyanların ‘Biz size kötü muamele etmiyoruz. Biz size işkence ediyoruz’ söylemi durumun vahametini ortaya koyuyor” diye anlattı.
Gardiyanlar: Tutanakla bir şey olmaz
Bu durum üzerine suç duyurusunda bulunduklarını ve cezaevi yönetiminin kendileriyle görüşmek istemediğini aktaran Şeker, şunları söyledi: “Cezaevi savcısıyla görüştük, savcının kendi görev tanımını tartışacak kadar hukuk disiplininden uzak tarzının, cezaevinin tutsaklara karşı nasıl keyfiyetçi yaklaşıldığını göstergesidir. Gardiyanların keyfi tutumuna yönelik suç duyurusunda bulunup tutanak tutuldu, ancak gardiyanların kedilerine ‘Sorun yok tutanağınızı tutup, suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Biz her gün adliyedeyiz, bir şey olmayacağını bizde biliyoruz sizde’ dedi. Gardiyanların bu keyfi tutumu, Erdoğan’ın sokağa çıkma yasakları döneminde söylediği ‘Siz gereğini yapın, ben arkanızdayım’ sözlerini hatırlatıyor. Hukuki olarak askerlere çıkarılan cezasızlık kanunu, hukuksuzlukların dayanağını nereden aldığının göstergesidir.”
İşkenceden sonra tek kişilik hücre
Tarsus Cezaevi’nde kendilerini “güvenlik sorumlusu” olarak tanıtan kadın gardiyanlardan oluşan 16 kişilik ekibin, kadın koğuşuna saldırıda bulunduğunu ve ağır yaralanan 4 kişinin tek kişilik hücreye konulduğunu aktaran Şeker, yaralananlardan 12 kişinin kanaması olduğu halde revire kaldırılmadığını söyledi. Yaralılara darp raporunun da verilmediğini belirten Şeker, işkence uygulamalarının bununla sınırlı olmadığını belirtti.
Elazığ’da 108 tek kişilik oda
Hak ihlalleriyle sürekli gündeme gelen bir diğer cezaevinin Elazığ T Tipi Cezaevi olduğunu dile getiren Şeker, 1 ve 2 Nolu cezaevlerinde işkence vakalarının arttığını kaydetti. Söz konusu cezaevlerinde 108 tek kişilik odanın olduğunu söyleyen Şeker, bunun güvenlik amaçlı olmadığını ve tutsaklara tecrit uygulandığını ifade etti.
Van’da da farklı tecrit uygulaması
Van’da bulunan cezaevlerinde ise savcılık talebi üzerine mahkeme kararıyla tutukluların üç ay boyunca görüş haklarının kısıtlandığını ve avukat görüşlerinin gardiyan nezaretinde haftada bir saate indirildiğini dile getiren Şeker, uygulamanın tamamen tecridi öngören politikalar olduğunu söyledi.
İmralı sistemi yayılıyor
Cezaevlerindeki uygulamaların Öcalan üzerindeki tecritle bağlantılı olduğunun altını çizen Şeker, şöyle konuştu: “Erdoğan ‘Topyekûn mücadele edeceğiz’ derken, bunun ilk adımı olarak Öcalan üzerindeki tecridi derinleştirmek oldu. Ne ailesi ne de avukatlarıyla görüştürülmeyerek ilk adımı attılar. Daha sonra İmralı Adası’nda bulunan tutsaklar, Silivri Cezaevi’ne götürüldü ve orada aynı koşullarda tecrit altına alındı. Şimdi bir bütün olarak cezaevlerinde tecridi uygulamaya çalışılıyorlar.”
Uluslararası hukuk da işlemiyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurular yaptıklarını ancak hala sonuç alamadıklarını ifade eden Şeker, “Uluslararası hukuk mekanizmalarının da Türkiye’nin lobi faaliyetleriyle askıya alındığı, evrensel hukuk ilkeleri anlamında gerekli kararların verilmediği ortaya çıkıyor” dedi. ADANA
Kadın tutsaklar: Tek tipleşmeyeceğiz
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki kadın tutsaklar, cezaevlerinde hayata geçirilmek istenen tek tip elbise uygulamasına karşı sonuna kadar direneceklerini belirterek, “Tabutumuz dahi çıksa tek tipleşmeyeceğiz. Hiçbir onursuzluğu kabul etmeyeceğiz” dedi.
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan 78 siyasi kadın tutsak, cezaevlerinde uygulamaya konulmak istenen tek tip elbise uygulamasına ilişkin İHD Amed Şubesi’ne mektup göndererek, duyarlık çağrısında bulundu. PAJK ve PKK’li tutsaklar, gönderdikleri mektupta tek elbise uygulamasına karşı şu açıklamayı yaptı: “ Teklik politikasıyla hiçbir ulusu tanımayıp ve yok sayan, düzmece bir ‘darbe’ kalkışmasıyla kendi saltanatını garanti altına almaya çalışmıştır. Böyle bir zihniyet hızını alamayıp tüm faşist ve tekçi politikasıyla yandaşları olan ‘FETÖ’cülere karşı yönelimi gerçekdışı bir kamuflaj olup, aslında amaç tamamen PKK-PAJK tutsaklarına yönelik yasa ve tasarılar çıkartmaktır. İnsanlık dışı uygulamalarla özelde pilot bölge olarak seçilen birkaç bölge cezaevi üzerinde uygulayıp, sindirme ve teslim olma politikasını yürütmektedir. Tek tip elbise dayatması AKP faşizminin pervazsız ve köhnemiş zihniyetinin geldiği düzeyi açıkça göstermektedir.
Bu kirli politikaları boşa çıkaracak irade ve azmimizin olduğu, 12 Eylül faşist darbeye karşı verilen mücadelenin takipçileri ve direnişçileri olacağımızı belirtip tek tip elbise dayatmasını kabul etmeyeceğiz. ‘Bedeli ne olursa olsun’ bu uygulamaya karşı sonuna kadar direneceğiz. Hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz. Bir kez daha yineliyoruz. Tabutumuz dahi çıksa tek tipleşmeyeceğiz. Hiçbir onursuzluğu kabul etmeyeceğiz.”
Zihinsel engelli tutsak dövüldü
Denizli T Tipi Cezaevi’nde tutulan yüzde 50 zihinsel engelli Halil Yılmaz, koğuşları basan cezaevi yönetimi ve gardiyanların kendilerini kaldırıp çırılçıplak soyduktan sonra işkence yaptığını söyledi.
Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve ”Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12 yıl hapis cezası verilen yüzde 50 zihinsel engelli 26 yaşındaki Halil Yılmaz’ın cezaevi yönetimi ve gardiyanlar tarafından darp edildi. Kardeşiyle cezaevinde görüşen ağabey Celal Yılmaz, kardeşinin çırılçıplak soyulduktan sonra işkenceye maruz kaldığını söyledi. Her sabah cezaevi yönetimi ve gardiyanların koğuşa girip tutsaklara askeri nizamı dayattığını kaydeden ağabey Yılmaz, kardeşinin ”Her gün gelip bizi kaldırıyorlar ve çırılçıplak edip işkence yapıyorlar. Birileri bize yardım etsin” dediğini aktardı.
Hep gözyaşı döktü
Görüş sırasında hep göz yaşları döken kardeşinin kendilerine yapılanları anlatmaya korktuğunu ifade eden ağabey Yılmaz, şöyle dedi: ”Halil cezaevi yönetimi ve gardiyanlar tarafından yapılanları anlatmaya bile korkuyordu. Cezaevini aradım ‘Siz insan değil misiniz? Zihinsel engeli birine işkence ediyorsunuz’ dedim. Bana ‘Öyle bir şey yok’ yanıtı verdiler. ‘Adam boşuna böyle bir şey demez. Niye daha önce demedi şimdi diyor’ dediğimde ‘Yetkililerimize bildiririz” dediler.”
Tekirdağ’da tutsaklara işkence
Tekirdağ 1 No’lu T Tipi Cezaevi’ndeki siyasi tutsaklar, gardiyanlar tarafından dövüldü. asıklarından ve boynundan yediği tekmelerden dolayı baygınlık geçiren hasta tutsak Mert Avcı’nın teyzesi Eda Ayna, cezaevi idaresi ve gardiyanların cezalandırılmasını istedi.
Hak ihlallerinin ve işkencelerinin tavan yaptığı Türkiye cezaevlerinde bir darp haberi de Tekirdağ 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nden geldi. 27 Eylül’de siyasi tutsakların bulunduğu 8 kişilik koğuşu basan gardiyanların, hasta tutsak Mert Avcı’nın da aralarında bulunduğu tutsakları feci şekilde darp ettiği ortaya çıktı. Yeğeni Mert Avcı’nın yaşadıklarını, olaydan bir gün sonra, 28 Eylül’de kapalı görüşe giden ağabeyi aracılığıyla öğrenen Eda Ayna, ANF’ye konuştu.
Teyze Ayna, şunları söyledi: “Mert, aynı zamanda vasisi olan dayısı Üner Ayna’ya koğuşlarını basan gardiyanlar tarafından feci şekilde dövüldüklerini aktardı. Kasıklarına ve boynuna peş peşe yediği tekmelerden dolayı bayıldığını, İsmail Kara ve Ali Ülgü isimli koğuş arkadaşlarının ise kafalarından ve yüz bölgelerinden yaraladığını anlattı. Olay sonrası koğuşa doktorun geldiğini, kendilerini darp eden onlarca gardiyandan ikisinin isminin Yunus As ve Eyüp Filinte olduğunu bildirdi.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan Ayna, “Yeğenim zaten Keratokonus hastası. Cezaevindeki dar alan nedeniyle sol gözündeki yüzde 80 olan görme kaybının yüzde 100’e yükselmesi yetmiyormuş gibi bir de darp ediliyor” dedi.
İşkenceyi bildirmek de ’örgüt propagandası
Bu yaşananların ilk darp vakası olmadığına işaret eden Ayna, hak ihlallerini protesto eden yeğeni ve arkadaşlarının gardiyanlar tarafından defalarca işkenceye maruz kaldığını söyledi. Bu konuda daha önce yaptığı suç duyurusunun, “örgüt propagandası” kılıfına sokularak reddedildiğine dikkat çeken Ayna, yargının işkenceyi örtbas etme çabasına inat işkencelere karşı suç duyurusunda bulunmaya devam edeceklerini kaydetti.
AMED