Darbe gecesi, yani 15 Temmuz gecesi Kürtler arasında iki konu konuşulmaya başladı. Birincisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘eğer bu sorun çözülmezse darbe mekaniği devreye girer’ tespiti hatırlatılarak, öngörüsüne dikkat çekiliyordu. Yine hükümeti uyarmasına rağmen ısrarla savaş politikalarında ısrarın kaçınılmaz sonucu olduğu da sıkça dillendirilen bir konuydu.
İkinci gündem ise Öcalan’ın güvenliği ve sağlığına ilişkindi. 5 Nisan 2015’dan beri görüşmelerin olmaması, Kürt Halk Önderi Öcalan’dan haber alınamaması zaten Kürtlerin sinir uçlarını açık hale getirmişti. Ancak o gece, yani darbe gecesi sinir uçları alarm zillerini çalmaya başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde F-16’lar tarafından bazı yerlerin bombalanması (Parlamento binası, karakol, bazı meydanlar vb), jetlerin geç saatlere kadar uçması Kürt halkının kaygılarına tavan yaptırdı.
Nitekim ertesi gün bu kaygıların dışa vurumunu gördük.
Kürdistan Demokratik Halk İnisiyatifi ‘Önder APO’nun yaşamı tehlikededir’ diyerek Öcalan’dan haber alınana kadar eylem çağrısı yaptı. Bir saat gibi kısa bir süre sonra HDP İmralı Heyeti'nden, Öcalan'ın durumu ilişkin açıklama geldi. Açıklamada, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ve Adalet Bakanlığı nezdinde en üst düzey yetkililerle yapılan görüşmeler neticesinde Öcalan'ın içinde bulunduğu koşullar ile ilgili herhangi bir olumsuzluğun yaşanmadığı duyuruldu.
Ancak bu açıklama kimseyi tatmin etmedi. Kürt kurumlarından, kendisini koruyamayan hükümetin İmralı’yı korumasını beklemenin mümkün olmadığı yönünde görüşler geldi.
12 Albay'ın İmralı'ya operasyon yapmayı planladığı bilgisinin de basına yansıması endişeleri arttırdı.
Hafta boyunca Öcalan’ın avukatları, sivil toplum örgütleri, DBP, HDP, kadın örgütleri, gençlik örgütleri art arda açıklamalar yaparak acilen ailesi ve avukatları ile görüşmenin gerçekleştirilmesi talebinde bulundular.
Hükümet ise avukatların başvurusuna, önce ‘gemi bozuk’, daha sonra ‘Görüşme şartları oluştuğunda size haber vereceğiz’ diyerek reddetti. Görüşme taleplerinin reddedilmesi Kürt kurum, parti ve örgütlerinde kaygıları daha üst düzeye çıkardı. Başvuruları reddedilen Öcalan’ın avukatları Anayasa Mahkemesi’ne ‘tedbir’ başvurusu yaptı.
Tabii bu arada Kürtler, başta Avrupa kentlerinde olmak üzere birçok yerde eylemlere başladı.
Dün ise bu kaygıları haklı çıkaracak ve aslında tehlikenin uzun süredir var olduğunu gösteren bir haber Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı.
İmralı'da Öcalan ile birlikte kalan ve yakın zamanda Silivri'ye sürgün edilen Çetin Arkaş'ın Gündem Gazetesi'ne gönderdiği mektup, Kürt Halk Önderi Öcalan'a, yaklaşık 9 ay önce bir tehdit mektubunun geldiğine dairdi.
Kendisini ‘medyum’ olarak tanıtan bir şahıs tarafından Berlin’den gönderilen mektupta Öcalan'a "2016 yılında doğal yollarla öleceksin. Devletin herhangi bir dahili olmadan, tamamen doğal şekilde yaşanacak bir ölüm olacak bu. Erdoğan iyi bir şanstı, değerlendirmeliydin' diye yazıldığı açıklanıyor.
Çetin Arkaş; İmralı sistemine de dikkat çekerek, idare istemediği sürece hiç bir mektubun sayın Öcalan’a ulaşmadığını, mektubun bilinçli olarak verildiğini belirtiyor. Öcalan’ın ve İmralı’daki diğer tutsakların bu mektubun tehdit amaçlı olduğuna dair görüşleri olduğunu da söylüyor.
İmralı Cezaevi’nin çok özel bir sistem olduğunu geçen 17 yıldan biliyoruz. Hükümetin ve devletin istemediği hiçbir şeyin olmayacağı da kesin.
Öcalan Mart 2009’da yaptığı bir görüşmede, “Ben burada kalp krizinden de, depremden de ölsem benim ölümüm normal bir ölüm değil, öldürülmemdir. Bunun felsefik tanımı budur. Devlet de, hükümet de bunu bu şekilde bilmeli. Herkes bunu iyi anlamalıdır. Halkımız da bunu böyle bilmeli” diye İmralı’daki tehlikeye dikkat çekiyor.
Öcalan’ın Kürt halkı için anlamını en iyi Türk devleti ve AKP hükümeti bilmektedir. Öcalan dört parça Kürdistan ve bölgede oldukça önemli bir yere sahip. Özellikle Rojava Devrimi ve kadın özgürlük perspektifleri Öcalan’ın etkisinin Kürdistan sınırlarını aşmasını sağladı. Artık sadece Kürt halkı Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmiyor. Özgürlük arayışı olan birçok kesim, dünyanın değişik yerlerinden bu talebi dillendiriyor. Darbe ve kaosun hüküm sürdüğü bir dönemde Öcalan’la görüşmenin sağlanması, Kürtlerin bu kaygılarının giderilmesi akıllıca bir yaklaşım olur. Hükümet çevrelerinden gelen açıklamaların Kürtleri tatmin etmeye yetmeyeceğini tahmin etmek zor değil.