Kürt Halk Önderi üzerinde ağır bir tecrit, şantaj ve tehdit politikası yürütüldüğü gibi, avukatları tutuklanarak İmralı’nın merkezinde olduğu yeni bir savaş aşamasına geçilmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün kongrelerinde “önderliğe yaklaşım savaş ve barış gerekçesidir” kararı alındığına göre şiddetli yeni bir savaş dönemine girildiği kesindir. Bunu başka türlü anlamak PKK gerçeğini ve bu gerçeklik içinde Kürt Halk Önderinin yerini görmemek olur. AKP bu gerçeği bilerek tecridi ağırlaştırıp avukatları tutuklamıştır. Bu tutumdan da anlaşılıyor ki, AKP tam bir tasfiye saldırısında karar kılmış ve savaşın her biçimini yürütme kararı almıştır.
Buna karşı Kürt Özgürlük Hareketi’nin esnek ve yumuşak yaklaşması beklenemez. Bazıları “PKK avukatların tutuklanmasına yumuşak tepki verdi” derken büyük yanılıyorlar. Önderlik söz konusu olunca PKK içinde hiç kimse esnek yaklaşım gösteremez. Aksine en net ve sert tepki göstermeme yadırganır. Her şeyden önce bu gerçek bilinmelidir. PKK’de önderlik söz konusu olunca en başta tüm kadın militanların fedaice eyleme hazır oldukları bilinir. Hatta şimdi de fedai eylem konusunda sıraya girdiklerini söylemek abartı olmaz. Kürt kadınlarının, Kürt kadınının gözünü özgür yaşama açtıran Kürt Halk Önderine bağlılıkları hiçbir sözle tanımlanamaz. Kadın militanların “ya önderlik ya da asla” dedikleri bir mücadele felsefeleri vardır.
Bülent Arınç’ın “İmralı-Kandil bağı koptu, artık yönetimleri dağınıktır” sözü kendini ve toplumu kandırmaktan başka anlam ifade etmiyor. Aksine önderliğin tecrit ve avukatların tutuklanması PKK içindeki ortak iradeyi daha da güçlendirecektir. 1999 komplosundan sonra PKK’yi ortak irade yapan, önderliklerine karşı sorumlulukları olmuştur. 2004 tasfiyeciliğin kaybetmesi de bu önderliği saf dışı etmek istemeleri nedeniyle olmuştur. Önderliğe bağlılık tasfiyeciliğin tasfiyesini sağlamıştır.
“İmralı-Kandil hattı koptu, bu nedenle dağınıklığı yaşarlar” değerlendirmesi PKK’yi tanımadıklarının kanıtıdır. PKK’yi tanımadıkları için de kaybedecekleri bir savaşa girmişlerdir. İmralı’ya yönelik tecrit bu savaşın daha şiddetli sürmesinden başka sonuç vermez. PKK militanları Kürt Halk Önderliğine bu yaklaşımı inkar ve imhayı sürdürmek ve kültürel soykırımı tamamlamak olarak değerlendirmektedir. Kürt halkının da değerlendirmesi aynıdır. Dolayısıyla İmralı merkezli yükseltilen saldırılar, bu saldırılara karşı direnci ve direnişi birkaç kat daha artacaktır. AKP kısa sürede bir fedailer topluluğuyla savaştığını görecektir.
Siyasi soykırım operasyonları hiçbir faşist ülkede görülmeyen düzeydedir. Bu siyasi soykırım operasyonları AKP’nin faşist karakterde olduğunun kanıtıdır. Zaten bir ülkenin faşist ve otoriter karakteri siyasi tutsak sayısıyla ölçülür. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde bu kadar sayıda demokratik siyaset yapan insan tutuklanmamıştır. Ne 12 Eylül 1980, ne de 1990’lı yıllarda sadece siyasi nedenlerle bu kadar insan tutuklanmıştır. Beş bin KCK tutuklu dışındaki binlerce siyasi tutukluyu ayrı bir kategoride tutuyoruz.
Bu kadar demokratik siyasetçinin tutuklanması üzerine avukatların da tutuklaması bu faşist saldırılara tuz biber eklemiştir. Bazıları Türkiye tarihinde bir ilktir diyorlar, bu yanlış ve yetersiz bir tespittir. Dünyada bu kadar avukatın bir siyasi güçle ilgili tutuklanması ilktir. Türkiye sadece siyasi tutuklular sayısıyla rekorlar kitabına girmeye hak kazanmamış, en fazla avukat tutuklama rekorunu da eline almıştır. Dünyada ilktir. Çünkü dünyada Türkiye’nin Kürtlere karşı uyguladığı özel savaş gibi başka bir özel savaş yoktur.
Bu özel savaş da tamamen Kürtleri Türk uluslaşması içinde eritme üzerine kurulmuştur. Bu amaç için koşullarına göre her türlü yol ve yöntemi uygulamak mubahtır. Ama özel savaş ve psikolojik savaş yapılırken uluslararası kamuoyunu ve Türkiye kamuoyunu aldatmaya özen gösterilir. Türkiye’nin demokratik olmadığı halde kendini demokratikmiş gibi tanıtması, laik olmadığı halde kendini laik gibi göstermesi bu özel savaş karakteriyle ilgilidir. Örneğin Suriye’de Ermenilere, Süryanilere, Dürzilere, yani Müslüman olmayanlara hiçbir yerde olmadığı kadar hoş görü varken Türkiye kendisini farklı inançlara en saygılı bölge ülkesi gibi göstermektedir.
Türkiye gerçekten de yüzüne demokrasi ve laiklik maskesi takmış tamamen faşist bir ülkedir. Her konuda tekçidir. Türkiye bu politikası sonucu kültürler ve inançlar mezarlığı haline gelmiştir. Kürt sorununda esasta bir zihniyet değişikliği yaşamadığı halde sanki bu konuda zihniyet ve paradigma değiştirmiş gibi toplumları ve dış dünyayı aldatmaya çalışmaktadır.
Bu özel savaş devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme kararını alınca ve bu tasfiyenin merkezine İmralı’yı koyunca avukatları tutuklatmıştır. Böylece sadece İmralı’yı değil, KCK davalarını da avukatsız bırakmak istemişleridir. Zaten bu zihniyet nedeniyle KCK davasında avukatlık yapanların da her an tutuklanması gündeme gelebilir. Çünkü KCK davalarında ilk önce minare çalınıyor, sonra da kılıf uyduruluyor.
İmralı’ya karşı böyle bir savaş açılması Seyid Rıza’ya yapılan uygulamaların yeni koşullarda sürdürülmesidir. Zaten Tayyip Erdoğan “ben olsam asardım” diyerek kaç ayar demokrat olduğunu ispatlamıştır. Siyasetin boynundan idam ipinin kaldırılması nedeniyle İmralı’ya borçluyuz diyeceğine, neden asmadınız diyen bir liderle karşı karşıyayız.
İmralı’da böyle uygulamayı yapan ve yaptıran bu zihniyettir. Bir halkın önderine yaklaşım o halka yaklaşımdır. İmralı’nın gelmiş geçmiş tüm Kürt liderlerinden daha fazla bir temsil gücü olduğu tartışmasızdır. Dört milyona yakın Kürt, hem de hala hukuki baskının olduğu ortamda “İmralı siyasi irademdir” demiştir. İmralı bir halkın önderi olmuyorsa, bir halkı temsil etmiyorsa tarihte hiçbir Kürt önderi de olmamıştır denilebilir. Kuşkusuz gerçekler psikolojik savaşçıların dediği gibi değildir. İmralı Kürt halkının özgürlüğünü ve demokratik yaşamını kendine dert edinen Kürtlerin ezici çoğunluğunu temsil etmektedir. Zaten Kürt sorununu var eden de bu Kürt toplumudur.
İmralı’yı merkezine alan bu savaş Kürt halkına karşı yürütülmekte olan bir savaştır. Zaten bütün uygulamalar bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Birkaç uşak ruhlu Kürt yazarçizer takımı dışında Kürt toplumunun algısı budur. Bu avukatları tutuklamak akıl karı değildir. Ancak bu uygulamalar Kürtlere karşı savaşta ne kadar gözü kara olunduğunu gösterdiği gibi, Kürt Özgürlük Hareketi karşısında büyük zorlamaya yaşadığını da kanıtlar. Eğer AKP hükümeti büyük zorlanma yaşamasaydı bu kadar avukatı tutuklamaya girişmezdi.
Avukatları tutuklama senaryosunun bizzat MİT ve Emniyet tarafından hazırlandığı netleşmiştir. MİT’e ve Emniyete talimat veren de AKP hükümetidir. Savcılar zaten 1930’lar Türkiye’sinin ve istiklal mahkemelerinin savcıları ve yargıçları gibi güdümlü memurlar durumundadırlar. Türkiye tarihinde savcılar ve yargıçlar hiçbir dönemde olmadığı kadar bugün hükümetin denetimindedir. Kuşkusuz tek tek AKP denetiminde olmayan yargıç ve savcılar vardır. Ancak onlar özel yetkili savcı ve mahkemelerde görevlendirilmemektedir. Uygun olmayanlar ise bu görevlerden alınarak siyasi konularla ilgili olmayan görevlere atanmaktadır.
Bugün Türkiye’deki yargı 12 Eylül sıkıyönetim mahkemeleri kadar bile bağımsız değildir. 12 Eylül mahkemelerinde yargılananlar şimdi bunu açıkça söylemektedirler.
Avukatların tutuklanması Kürt halk Önderine yapılmış bir komplodur. Daha doğrusu AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşın merkezine İmralı’yı oturtmasıdır. Savaşın merkezinde İmralı olunca kısa süre içinde çatışmaların durmasını beklemek ise hayaldir. Aksine bizzat AKP hükümeti savaşın merkezine İmralı’yı koyarak çatışmaları şiddetlendirme kararı almıştır.
Bazıları ilk önceleri PKK Apo’yu dinlemedi diyerek Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir psikolojik harekat başlatmışlardı. Toplumun kafası böylece bulandırılmak hedefleniyordu. Şimdi görüşmelerin neden kesildiği, İmralı üzerindeki tecridin neden uygulandığı, İmralı’ya AKP’nin nasıl yaklaştığı tamamen berrak hale gelmiştir. Bizzat hükümet İmralı’nın dış dünyayla ilişkisini tümden kesme kararı almıştır. Zaten önceleri de hiçbir tutuklaya uygulanmayan tecrit uygulanıyordu. Dış dünyayla ilişkilerinin en az olması için diğer tutuklulara tanınan tüm imkanlar yasaklanmıştı.
AKP merkezine İmralı’yı koyduğu savaşı kaybetmeye mahkumdur. İmralı tecridi, İmralı’daki tehdit ve şantaj politikası ters tepecektir. Kürt Halk Önderi’nin rehine tutarak şantaj ve tehditle sonuç almak isteyenler PKK ve İmralı’yı tanımayanlardır.
Hükümetin akıl hocalarının sunduğu raporlar ve tasfiye önerileri, PKK ve İmralı karşısında başarısız kalacak genel geçer psikolojik savaş yöntemleridir.
Kırk yıllık bir mücadele tarihine dayanan bu örgüt, büyük deney ve tecrübe sahibi bir önderlik AKP’nin politikalarının bumerang gibi kendisini vurmasını sağlatacak güçtedirler. Bu mücadelenin ortaya çıkardığı halk gerçekliğinin ve mücadele gücünün yenilmez olduğu Türkiye’ye ve dünya kamuoyu tarafından bir daha görülecektir.