Daracık Suriye’ye sıkıştırılmış bir dünya savaşı yaşıyoruz.

Böyle bir savaşın orta yerinde, tüm Kürdistan siyasi ve askeri güçlerinin, onlarla ittifak halinde olanların yalnızca “Öcalan’dan haber almak” için “dönüşümsüz ve süresiz” açlık grevi yapması ilk bakışta “garip” gelebilir. Oluk oluk insan kanı dökülürken, “Öcalan’dan haber almak” için, ucunda eğer talep yerine gelmezse “ölüm” olan bir talebin görünüşteki “sınırlılığına” karşın, “içeriğinde” acaba saklı olan nedir?

“Öcalan’dan haber almak için” başlatılan eylemin “içeriği”, tüm ülkenin kaderiyle ilgili bir “son” gayrettir.

Bu ülkenin kaderinde görünen tehlikeler nedir?

Erdoğan ve ortakları, artık dönüşü olmayan bir yola girdi. Generallerin bir yarısını önce “Balyozcu” diye, öteki yarısını da şimdi “FETÖ’cü” diye hapse atan, binlerce insanın malına mülküne el koyan, yüzbini aşkın memuru tasfiye eden ve on binlerce insanı tutuklalayan bu iktidar, kendisine karşı öylesine büyük bir “nefret ve öfke” yaratmıştır ki, böyle bir “nefret ve öfke”, emin olun 12 Eylülcülere bile duyulmamıştı. O nedenle Erdoğan ve kafadarları “düşmemek” için her şeyi göze almak zorundadır.

Erdoğan rejimini artık hiçbir “sistem içi” güç, faşizme doğru yürüyüşte durduramaz. CHP hiçbir seçimde AKP’yi azınlığa düşüremez. Son darbe teşebbüsünden sonra ise CHP artık “kağıt üstünde” bile ordusuz kalmıştır. Faşizme karşı “seçim” de, “darbe” de artık “seçenek” değildir. Bir an için uzak bir gelecekte yapılacak olan seçimlerin AKP’yi ve Saray’ı “düşürdüğünü” farz edin. Ne olur? 7 Haziran’da olandan da beter olur: “Ordulaşan polis” seçimi kazananlara karşı darbe yapar. Arkası iç savaştır.

Ülkenin “kaderinde” nasıl “faşizm” sözcüğü yazılıysa, “savaş” sözcüğü de, artık büyük harflerle yazılmıştır. Erdoğan rejimi, “iki cephede” birden savaşmak zorundadır. Rojava’yı düşürmek için Kuzey’de PKK ile ve PKK’yi düşürmek için Rojava’da YPG ile savaşma “açmazına” kendi adımları yüzünden mecbur kalmıştır.

Eğer Türk devleti, Erdoğan’ı „yatıştırmak“ için kendisine “ikram” edilen Cerablus’ta durmaz ve örneğin El Bab’a yönelirse, şimdi “iki cephede” süren savaş bir anda “tek cephe” haline gelir, Türkiye Suriye topraklarında tüm Kürdistan özgürlük güçleriyle savaşmak zorunda kalır.

Türk devletinin Cerablus’ta durmayacağının işaretleri ortaya çıkmıştır. Hitler’in önce Avusturya’yı, ardından İngiltere, Fransa ve Almanya arasında yapılan Münih Anlaşmasıyla Çekoslavak’ya topraklarını işgal etmesi, nasıl Almanya’nın sonraki saldırılarını ve İkinci Dünya Savaşı’nı durdurmaya yetmediyse, Suriye’de bozguna uğradığı gün yıkılacağını düşünen Erdoğancılar da “durmayacaktır.”

Durmazsa ne olacaktır?

Ya CHP iyice rejimin “incir yaprağı” olacak ya da tasfiye edilecektir. CHP’siz ve HDP’siz bir TBMM faşizmin karargahı olacaktır. Ardından Suriye savaşı “derinleşecektir.” Erdoğan “Saddam” gibi adım adım kendi “kader ağlarını” kendi elleriyle örecek, Türkiye Suriye bataklığında kaosa yuvarlanacaktır.

Eğer şu anda “açlık grevi” rejimi zorlayabilir ve PKK Önderinin üzerindeki tecridin kaldırılma süreci başlayabilirse, Öcalan birkaç ay içinde, devlet ile PKK güçleri arasında “üçüncü yol” için inisiyatif alabilir. Onun dışında hiç kimse, Türkiye’yi “faşizm, iç savaş” ve “topyekün savaş” yolundan çeviremez.

Erdoğan kendi yolundan kendi iradesiyle dönmez. O dönmeyince Cemil Bayık da dönmez.

Bir tek Öcalan, PKK üstündeki otoritesine dayanarak, atacağı barışçı adımlarla, mevcut rejimi zorlayabilir, giderek yeniden “barış ve çözüm” sürecine mecbur edebilir.

Öcalan varsa, “faşizm, savaş ve iç savaş” kader değildir.

Öcalan yoksa “Türkiye için kurtuluş” da yok demektir.

İşte bu büyük “kaos” eşiğinde, “Öcalan’dan haber” talep etmenin muazzam devrimci içeriği böyledir.

50 grevci, tüm Türkiye ve Ortadoğu, dolayısı ile insanlık için hayatlarını boşuna ortaya koymuyorlar.