Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 2011’den beri görüştürülmeyen avukatları, Türk hukukunda ‘hak arama süreci’nin bitmesinden dolayı AİHM’e başvurdu.

 

YASİN KOBULAN / MA / İSTANBUL

Öcalan’ın mahkemeye erişim ve avukatları ile görüşme hakkının sağlanmasına ilişkin taleplerini Türk iç hukukunda gerçekleştirecek etkili bir mekanizmanın söz konusu olmadığını belirten avukatları, ”İlgili mekanizmalar, hükümet tarafından alınan politika kararı gereğince sonuç almaktan uzaktırlar. Bu aşamadan sonra iç hukuk yollarınca hak arama süreci bittiğinden dolayı yasal süresi içinde Yüksek Mahkemeye başvuruyoruz” diyerek, AİHM’e geniş kapsamlı bir başvuru yaptı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları, 2003’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) müvekkillerinin tutukluluk koşullarının “insanlık dışı” olduğunu belirterek başvuru yaptı. Durumun, Avurpa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3. Maddesi’ne aykırı olduğunu vurgulayan avukatlar, müvekkillerine uygulanan “sosyal izolasyon”un AİHS 5. Maddesi’ni içeren “özgürlük ve güvenlik hakkı”; 6. Maddesi’ni içeren “adil yargılanma”; 8. Maddesi’ni içeren “özel hayatın ve aile hayatının korunması”; 13. Maddesi’ni içeren “etkili başvuru hakkı”; 14. Maddesi’ni içeren “ayrımcılık yasağı”na aykırı olduğunu söyledi. AİHM, başvuruyu 14 Mart 2014’te karara bağladı. Öcalan’ın şartlı salıverilme hakkına sahip olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmesini AİHS’ye aykırı bulan AİHM, Öcalan’ın tutukluluk koşullarının 2009’dan beri ise AİHS ile uyumlu olduğuna hükmetti. AİHM, Öcalan’ın “cezaevinde zehirlenerek yavaşça öldürülmek istendiğine” dair 2007’de avukatları tarafından dosyaya eklenen iddiaları ise Türk hükümetinin sunduğu tıbbi raporlar ve CPT belgeleri temelinde geri çevirdi. AİHM, avukatların başvuruda dile getirdiği “sosyal izolasyon”, “adil yargılanma”, “özel hayatın ve aile hayatının korunması” vb. çok sayıda konuya ise hiç değinmedi.

9 başvuruya olumsuz yanıt

 AİHM’in kararının ardından hükümet, AİHM Büyük Daire’ye itiraz edileceğini açıkladı. Öcalan’ın avukatları da mahkemenin oy çokluğuyla reddettiği ihlal tespitlerine ilişkin AİHM Büyük Daire’ye başvurma yoluna gitti. Ancak avukatların, itirazın içeriği hakkında müvekkilleri Öcalan ile görüşme taleplerine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından her defasında farklı gerekçelerle olumsuz yanıt verildi. Üç aylık itiraz süresinin başladığı 19 Mart 2014’ten son başvuru tarihi olan 16 Nisan 2014’e kadar avukatların yaptığı 9 başvuru reddedildi.

AYM 4 yıl sonra reddetti

 İmralı’ya gidişleri engellenen avukatlar, 17 Nisan 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Avukatlar başvurularında AYM İçtüzüğü’nün 73/2. Maddesi’nde yer alan “kabul edilebilirlik incelemesinin ivedilikle yapılmasını” ve yine 73/1. Maddesi gereği “başvurucu ile avukatlarının kalan zaman dilimi içinde görüştürülmesinin sağlanması” yönünde tedbir kararı verilmesi talep etti. 8 Mart 2018’de karar veren AYM, savcılığın kararına karşı İnfaz Hakimliği’ne itiraz edilmemiş olmasından hareketle başvuruyu, “başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez” buldu.

AYM kararıyla yeni aşama

 Avukatlar, aldıkları bu ret kararının ardından geçtiğimiz günlerde İmralı’ya gitmek için bu kez AİHM’e başvuruda bulundu. Başvuruda avukatlar, AYM’nin ret kararındaki savcılığın kararına karşı infaz hakimliğine itiraz edilmediğine atıfta bulunmasına ilişkin, şunları belirtti: “AYM, her ne kadar infaz hakimliğini hükümlülerin şikayetleri konusunda yetkili ve başvurulması gereken öncelikli merci olarak işaret etmişse de başvuru özelinde infaz hakimliği etkili bir yol sunmamaktadır. İmralı Cezaevi’ne dair yapılan başka başvurular ve elde edilen sonuçlar neticesinde infaz hakimliğinin sonuç elde etmeye uygun etkili bir başvuru mekanizması olmadığı, başvurucu vekillerince teyit edilmiştir. Başvurucunun sağlık, iletişim, ziyaretçi hakkı vb. gibi cezaevi koşullarını konu alan bir çok başvuru infaz hakimliği tarafından makul olmayan süreler sonunda reddedilmiştir. Bahse konu başvuru ile aynı talebi içerir şekilde başvurucunun avukatları ile görüşmesinin sağlanması yönünde 05.11.2012 ve 12.07.2013 tarihlerinde infaz hakimliğine iki ayrı başvuru yapılmıştır. Ancak 2015 tarihine kadar olan üç yıllık makul olmayan bir zaman dilimi boyunca infaz hakimliği karar vermemiştir.

 

Prosedür tamamlandıktan sonra

Bahse konu dosya hakkında AYM’ye başvuru yapıldığı tarih itibariyle bu başvurular infaz hakimliği tarafından karar verilmeksizin bekletilmiştir. İnfaz hakimliği, bu başvuruları 31.03.2015 tarihinde avukat görüşünün sağlanmamasının ‘gemi arızası’ ve ‘hava muhalefeti’ gibi teknik sebeplerle söz konusu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İlgili başvurular itiraz prosedürleri tamamlandıktan sonra yasal süresi içinde AYM’ye götürülmüştür. AYM, bu dosyalar ve infaz hakimliğinin tutumu hakkında bilgi sahibidir.”

Sonuç üretmeyecek başvuru

 Gerekli zaman sürecinde sonuç vermeyecek bir başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu bir yol olmadığını vurgu yapan avukatlar, “Büyük Daire’ye itiraz süresinin sınırlı bir zamana tabi olması fakat ulusal yargı mercilerinin işleyişinin yavaş olması, başvurucuyu sonuç üretmeyecek ve hakkın kaybına sebep olacak etkisiz yollara tekraren başvurmaktan alıkoymuştur” diye belirtti.

Yine başvurunun gerçekleştiği tarih itibariyle savcılık makamının avukat görüşmelerinin sağlanması konusunda ulusal mevzuat gereğince yetkili ve görevli olmadığının da altı çizildi.

Etkili başvuru yolu yok

Bu duruma dair, “Başvurucu vekilleri yasadan bağımsız olarak böylesi bir başvuru yoluna fiili olarak zorlanmaktadırlar. Davacıdan, başarı şansı daha yüksek olmayan öteki başvuru yollarının tüketilmesi istenemez. Yetkili ve görevli olmayan savcılık kurumunun sözlü ret yanıtlarına karşı avukat görüşünün sağlanması hususunda yasada tanımlanan etkili bir başvuru yolu söz konusu değildir” ifadeleri kullanıldı.

Hukuksal korumanın dışında

 Başvuruda avukat görüş yasaklarına dair ise “Devlet yetkililerinin farklı zaman aralıklarında yapmış oldukları açıklamalar ışığında, başvurucu Abdullah Öcalan’ın avukat görüşü gerçekleştirmesinin hukuksal korumanın dışında tutularak hükümet tarafından uygulanan politika kararı olduğu gözlemlenmiştir” denildi.

Bütün yöntemler denendi

 Avukatları AYM’ye yaptıkları bireysel başvuru sırasında halihazırda infaz hakimliğine yapılan ancak uzun süredir karar verilmeyen iki ayrı başvuruya sahip olunduğu bilgisi de not etti. Bu duruma dair şunlar kaydedildi: “Ayrıca başvurucunun cezaevi koşullarına dair infaz hakimliğine yapılan birçok başvuru, AYM’ye taşınmıştır. İnfaz hakimliğinin etkili ve sonuç alıcı bir yol sunmadığı yapılan başvurular sebebiyle AYM’nin bilgisi dahilindedir. AYM başvurucu vekillerinin yazılı randevu ve bilgilendirme talebine de cevap vermemiştir. Görevli olmamasına rağmen fiili zorlama sebebiyle savcılığa birçok başvuru yapılmıştır. Yukarıda izah edildiği üzere savcılık makamı, Anayasal sorumluluklarına aykırı davranarak gereken yazılı bildirimlerde bulunmamıştır. Keza başvurucu vekilleri yasaya dayanmayan ilgili yönetsel kararın gözden geçirilmesi için Adalet Bakanlığı’na ısrarla başvuruda bulunmuş iseler de, sonuç alamamışlardır.”

Metinde AYM’nin 17 Nisan 2014 tarihli başvuruyu 8 Mart 2018 tarihinde AİHS hükümlerine ve Yüksek Mahkeme içtihatlarına aykırı bir şekilde reddettiği de belirtildi.

Yasadışı engelleme var 

Öcalan ile avukatlarının hükümetin fiili müdahalesi ve engelleme kararı ile 27 Temmuz 2011’den beri görüşme yapamadığına yer verilen başvuruda, şunlar ifade edildi: “Somut başvuru konusu olayda AİHM kararının açıklandığı tarih olan 18 Mart 2014’ten bu yana yapılmış bütün avukat görüşme talepleri reddedilmiştir. Bu ret kararları nedeniyle başvurucu vekilleri, başvurucu ile AİHM Büyük Daire önündeki itiraz hakkında görüşememişlerdir. Sözleşme Madde 34, taraf devletlere ve mahkemeye bireysel başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir şekilde engel olmama yükümlülüğü yükler. Türkiye’de iç hukuk gereği avukat görüşmelerinin total olarak yasaklanmasını mümkün kılan bir düzenleme bulunmadığı halde, olayda başvurucu açısından total bir engelleme hali bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun AİHM’e başvuru ya da itiraz etme prosedürünün önünde yasal bir engel değil, fiili bir engelleme söz konusudur. Deniz ortasında bir ada cezaevinde tutulmakta olan başvurucu açısından avukatları dışında hiçbir hukuki yardım kanalı bulunmamaktadır. Başvurucu hukukçu değildir, mahkemeye erişim hususunda ilgili prosedürleri işletebilecek imkan ve olanaklardan yoksundur. Avukat görüşmelerinin de fiilen engelleniyor olması, başvurucunun bireysel başvuru hakkını etkin bir şekilde kullanamamasına yol açmış, ihlal üretmiştir. Benzer bir şekilde iletişimsizlik nedeniyle başvurucu temsilcileri de mahkeme kararı ve içeriğine ilişkin başvurucu ile istişare etme, hukuki fikir ve yardım sunma, itiraza ilişkin talimat alma olanaklarından yoksun bırakılmıştır.”

Yargı hükümet kararını uyguluyor

 Bunlarla birlikte Öcalan’ın sözleşme ile güvence altına alınan mahkemeye erişim ve avukatları ile görüşme hakkının sağlanmasına ilişkin taleplerini iç hukukta gerçekleştirecek etkili bir mekanizmanın söz konusu olmadığının da altı çizildi. Bu durum başvuru metninde, “Başvurucu yukarıda açıklandığı üzere, yasalarda düzenlenen yargı mercilerinin yanı sıra yönetsel ve idari başvuru yollarına başvurmuş olmasına rağmen sonuç alamamıştır. İlgili mekanizmalar, hükümet tarafından alınan politika kararı gereğince sonuç almaktan uzaktırlar. 27 Temmuz 2011’den beridir avukat görüşünün engelleniyor oluşu, yargı yerlerinin tutumları, CPT raporları ve Hükümet yetkililerinin açıklamaları ilgili politika kararını teyit etmektedir” şeklinde ifade edildi.

Türk hukukunda süreç bitti

 Başvurucuya Türkiye yasalarınca dayanak olmaksızın uygulanan bu durumun devlet yetkilileri tarafından alınan politika kararı gereği olduğu CPT’nin İmralı Cezaevi’ne gerçekleştirdiği ziyaretler neticesinde açıkladığı raporlarda da belirtildiğine yer verilen başvuruda, şunlar vurgulandı: “Bahse konu başvuruya ilişkin başvurucunun ivedilikle görüşülmesi talebi vardır. Bu sebeple başvurucu vekilleri hak kaybı yaşanmaması adına AYM’ye yazılı olarak görüşme taleplerini iletmişlerdir. Bu görüşme talebinde başvurucu vekilleri başvurucu ile görüşmeleri konusunda karşılaştıkları hukuka aykırı uygulamalar ile gözlemledikleri sorunları doğrudan mahkemeye aktarma isteklerini de belirtmişlerdir. Açıklanan bilgiler ve ekte sunulan belgeler ışığında İmralı Cezaevi’nde tutulan başvurucu sonuç üretebilecek etkili iç hukuk yollarından mahrum bırakılmıştır. Bu aşamadan sonra iç hukuk yollarınca hak arama süreci bittiğinden dolayı yasal süresi içinde Yüksek Mahkemeye başvuruyoruz.” denildi.