
İmralı Adası ortamı zaten insan sağlığı için çok elverişsizdir. İmralı’da zindanda kalan tüm insanların sağlığının bozulduğu bilinmektedir. Bu ortamda mezar gibi olan bir hücrede yaşamak ise sağlığı daha da bozmaktadır. Bu açıdan Kürt Halk Önderi’nin sağlık problemleri ciddiye alınmalıdır. Kürt halkı, Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri, İmralı’ya ortak bir sağlık heyetinin acilen gönderilmesi çabası içinde olmalıdır.
Bu Önderlik, gerillanın sınır dışına çıkmasını sağlamış, demokratikleşme ve siyasal çözümün zeminini hazırlamıştır. Bu, Türkiye tarihi açısından büyük bir adımdır. Bu adımı atana doğru yaklaşılmayacaksa, en başta da sağlık sorunuyla ilgilenilmeyecekse, başta Kürtler olmak üzere toplum Türk devletinin ve AKP Hükümetinin iyi niyetli olmadığına kanaat getirecektir. Kürt Halk Önderi’nin ortak bir sağlık heyeti talebi, bırakalım sürecin gereği olmasını, uluslararası hukuk açısından da zorunludur. Eğer bu kişi bir halkın ulusal önderi ise, bu sağlık heyetinin sürekli olarak bu Önderliğin sağlığıyla ilgilenmesi gerekir. Bu sağlık kontrollerinde İmralı’nın koşulları sürekli göz önünde tutulmalıdır. Bu ortak heyetin raporuna da devletin ve hükümetin uyması ve gereken adımı atması gerekir.
Ortak heyetten anlaşılması gereken Türkiye ve Kürdistan’daki tabip odalarından birer doktor, ailenin belirlediği bir doktor, yine Sağlık Bakanlığı’na ait bir doktor da bu heyet içinde yer alabilir. Böyle olursa güvenilir bir sağlık heyeti ortaya çıkar. Türk devletinin PKK’ye, Kürt halkının özgürlük mücadelesine yaklaşımı dikkate alındığında, devletin gönderdiği doktorlara güvenilmemesi anlaşılır bir durumdur. Zaten Kürt halkı devlete karşı güvensizdir. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu güvensizlik devam edecektir. Devletin Kürtlere, Kürt liderlere ve Kürt şahsiyetlerine yaklaşımı göz önüne getirildiğinde bu güvensizliğe hak verilecektir.
Bu Önderliğin güvenlikli ve sağlıklı yaşaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu önderliğin sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü Türk devletinin insafına bırakılamaz. Bu önderliğin sağlığına yüzeysel ve duyarsız yaklaşılamaz. Bu açıdan Kürt halkına ve Türkiye’nin demokrasi güçlerine büyük sorumluluk düşmektedir; devleti ve hükümeti, bağımsız ortak bir heyet İmralı’ya göndermesi için zorlamalıdır. Her şeyin başı sağlıksa, bu sağlık bir halkın varlığı ve özgürlüğüyle ilgiliyse, o zaman bu duruma gecikmeden müdahale edilmelidir.
Bu Önderliğe başta kadınlar ve gençler olmak üzere Kürt halkının ne kadar hassas olduğu bilinmektedir. Kadınlar ve gençler bu önderliğe fedaice bağlıdır. Bu önderlik için onlarcası kendini yakmıştır, yüzlercesi fedai eylem yapmıştır. Hatta bu önderliği korumaya ant içmiş fedai taburlarının olduğunu biliyoruz. Ölümsüzlüğün Önderliği sahiplenmekten geçtiğine inanan bu fedailer taburu da Önderliğin sağlığı konusunda hassastır. Kaldı ki tüm Kürt halkı bu önderliğe kendini feda edecek düzeyde bağlıdır. Dolayısıyla bu önderliğin sağlık durumu sadece bir insan hakları konusu değildir; esas olarak toplumsal ve siyasal bir sorundur. Ortak sağlık heyeti konusuna da bu çerçevede bakmak önemlidir.
Kürt halkının kırk yıldır yürüttüğü özgürlük mücadelesi dikkate alındığında bu önderliğin sağlık, güvenlik ve özgürlük sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Sağlık, güvenlik ve özgürlük konusuna yaklaşım Kürde ve Kürt sorununa yaklaşımdır. Her şey bu barometrede ölçülmektedir. Kürt halkı bu önderliğe yaklaşıma bakarak siyasal yorumlar ve değerlendirmeler yapmakta, tutumunu bu çerçevede göstermektedir.
Kürt halkının bu önderliğin sağlık, güvenlik ve özgürlük sorununa nasıl yaklaştığı, bu tür konulara tepkisinin nasıl olduğu defalarca görülmüştür. Bu nedenle ortak sağlık heyeti konusunda da bu duyarlılığını gösterecek, herkesin de bu konuda duyarlı olmasını isteyecektir.
Kürt Halk Önderi’nin sürekli gözlerinin yaşarması, boğazının sürekli yanması gibi hastalıklarının olduğu bilinmektedir. Bu gibi rahatsızlıklar mutlaka başka rahatsızlıkların dışa vurumudur. Bu açıdan bir doktor heyetiyle bu önderliğin sağlığının kontrolde tutulması çok önemlidir.
Türkiye çok kritik bir süreçten geçmektedir. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından tarihi bir fırsat yaratılmıştır. Ancak bu durumun hükümet tarafından doğru değerlendirildiği söylenemez. Sadece Kürtler değil, tüm demokrasi güçleri de hükümetin adım atmasını beklemektedir. AKP ise Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin gündemi yerine, Türkiye’nin bu en önemli sorunu yerine, başka gündemlerle zaman tüketmektedir. Ya da palyetif bazı girişimlerle bu süreci kotaracağını sanmaktadır.
AKP siyasetin hep kurnazlık olduğunu bellemiş. Siyaseti yanlış öğrenmiştir. 40-50 yıl önce siyaset aldatmak ve kandırmak olarak bilinirdi. Toplumun bilinç düzeyinin yetersiz olması, siyasetçilerin de bir yönüyle böyle olmasına zemin hazırlamıştır. Ancak Türkiye toplumu artık 40-50 yıl öncesinin toplumu değildir. Kırk yıllık mücadele içinde siyaset bilinci ve anlama gücü yükselmiş Kürt halkına böyle yaklaşılamaz. Hele hele onlarca yıldır Ortadoğu gibi kurtların siyaset yaptığı bir coğrafyada ayakta kalan ve sürekli gelişen bir özgürlük hareketine hiç böyle yaklaşılamaz. Böyle bir harekete karşı kurnazlık yaptığını sananlar kendilerini aldatmış olurlar. Bu açıdan AKP, izlediği politikayla kendini çarpacak bir oyun oynamaktadır. Ancak bu doğru bir siyaset olmadığından Kürt bilinci ve Özgürlük Hareketi’nin tecrübesinden döner.
AKP kendi gücünü abartmamalıdır. Her şeye kadir olduğunu sanmamalıdır. Bu, tüm diktatörlerin düşüncesidir, ama biz 21. yüzyılda yaşıyoruz. AKP kırk yıllık mücadele eden ve savaşma karakteri kazanan bir halkla karşı karşıyadır. Bazılarının sandığı gibi Kürtler yorulmamıştır. Kürt anaları bile hala özgürlük için ağır bedeller ödeyecek tutum ortaya koymaktadırlar. Bu halka diz çöktürüleceğini sananlar kırk yıllık mücadele tarihini ve neler yaratıldığını bilmeyenlerdir. Kürtlerin mücadele azmi kırk yıl öncesi kadar dinçtir. Hatta 10-20 yıl öncesinden daha dinamik ve mücadele azmi olan bir halk gerçeği vardır. Rojava Kürdistanı’nda dört koldan gelen saldırılara karşı direniş Kürt halk gerçeğinin nasıl bir savaşçı halk gerçeği olduğunu göstermektedir. Bir direniş ve zulme karşı koyma kültürü gelişmiştir. Böyle olmasaydı Rojava halkı baskılara dayanamazdı.
Kürtler demokratik çözüm ve barış istiyor. Ama savaşan bir halk gerçeği haline geldiği de ispatlanmıştır. Savaş içinde yaşama, ayakta kalma ve mücadeleyi geliştirme kültünden söz edebiliriz. Bu savaşın en temel moral gücü ise kadınlar ve Kürt analarıdır. Onurlu evlatlara sahip olma onlara moral vermektedir. Bunu, moralli Kürt kadınlarının ve analarının gözlerinde görmek mümkündür.
Kürt Halk Önderini en fazla sahiplenenler de bu analar ve Kürt kadınlarıdır. Kürt anaları ve kadınları Kürtlerin vicdanıdır. Bu anaların düşüncesi Kürtlerin düşünce ve duygusunu mayalamaktadır. Bu açıdan Kürt Halk Önderinin sağlık, güvenlik ve özgürlük sorunları en fazla Kürt analarını öfkelendirmektedir. Bu açıdan Türk devleti bu Önderliğin sağlık konusundaki talebini ciddiye almalı ve derhal karşılamalıdır.
Kürt analarının ve kadınlarının ahını alan hiçbir siyasi güç iflah olmaz. AKP Hükümeti bunu iyi bilerek sağlıklı kararlar almalıdır. Yoksa bindikleri gemi alabora olabilir.